“Ankara’nın ilk postanesi, Meclis’in bahçesine kurulan bir çadır ve iki sedirden ibaretti. Kurtuluş Savaşının tüm haberleşmesi bu çadıra kurulan 2 telefon ve birkaç telsiz makinesi sayesinde sağlandı. Atatürk sonraki yıllarda verdiği bir röportajda, savaşın bu telsizler vasıtasıyla kazanıldığını söyleyecekti.
Savaş sonrasında geçici bir ikamette barınan postane, 1925 yılında Mimar Vedat Tek tarafından yapılan şahane binaya geçti (bknz. fotoğraflar). Ne yazık ki Ulus’taki bu bina 1974 yılında yıkıldı. Yerine PTT Genel Müdürlüğü olarak Cumhuriyet mimarisiyle alakası olmayan, çirkin bir bina dikildi.”
(Cumhuriyet Gibi Bir Kadın Nahit Hanım kitabından alıntı, s.54)
Bugün Yediiklim yayınevine ait , soruları tutturduk tarzı paylaşımlara denk geldim. Başta her sene olduğu gibi reklam kokan hareket deyip geçtim. Lakin Yayınevine ait denemedeki soruların yanlış şıklarına kadar her şeyiyle KPSS’deki soruların birebir aynısı olduğu ortaya çıktı. Tabii hocalar, Yediiklim ısrarla tutturduk diyor, daha ziyade ÖSYM tutturmuş(!). Büyük bir aymazlıkla, noktasından virgülüne kadar, şıklarıyla beraber aynı sorular sorulmuş. Ne olacak şimdi bu insanların emeği? Kim verecek bunun hesabını? Yoksa yine tüm yüzsüzlükleriyle, “zaten bu halk görmezden gelmeye alıştı, emeğinin çalınmasına, hakkının yenmesine alıştı, 3 gün konuşur susarlar” mı denilecek? Ya da bu insanlar susacak mı yine?
Korku cezadan beterdir, çünkü cezanın ne olduğu bellidir ve ister ağır ister hafif olsun, daima dehşet verici belirsizlikten, bitmek bilmez gerilimden daha iyidir.
""Bu sistemin isteyebileceği en son şey, gerçekten bilgili ve farkındalığı olan bir nüfus. İnsanlar ne kadar az bilirlerse, o kadar daha az sorun yaratırlar.""
David Icke , İnsanoğlu Ayağa Kalk