📚 İmam Şafiî (rh) şöyle demiştir: “Kim Allah’ın kalbini açmasını veya onu nurlandırmasını isterse, kendisini ilgilendirmeyen sözleri terk etsin, günahları bıraksın, masiyetlerden sakınsın ve Allah ile kendi arasında gizli bir ameli edinsin. Şayet bunu yaparsa Allah ona öyle bir ilim kapısı açar ki, o ilim onu diğer şeylerden meşgul eder.” Menâkıbu’ş-Şâfiî, Beyhakî
Bî-gubârım hasret-î hattınla hâk olsam yine Sihhatim rûh-ı lebindendir helâk olsam yine Tig-ı gamzenden kesilmem çâk çâk olsam yine Hâsılı bîhûde cevretme banâ sevdim seni
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Bütün dünyâya küskündüm, dün akşam pek bunalmıştım; Nihayet, bir zaman kırlarda gezmiş, köyde kalmıştım. Şehirden kaçmak isterken sular zaten kararmıştı, Pek ıssız bir karanlık sonradan vâdiyi sarmıştı. Işık yok, yolcu yok, ses yok, bütün hılkat kesilmiş lâl... Bu istiğrâkı tek bir nefha olsun etmiyor ihlâl Muhîtin hâli "insâniyyet"in timsâlidir, sandım; Dönüp mâzîye tırmandım, ne hicranlar, neden andım! Taşarken haşrolup beynimden artık bin müselsel yâd, Zalâmın sinesinden fışkıran memdûd bir feryâd, 0 müstağrak, o durgun vecdi nâgâh öyle coşturdu Ki vâdiden bütün, yer yer, enînler çağlayıp durdu. Ne muhrik nağmeler, yâ Rab, ne mevcâmevc demlerdi; Ağaçlar, taşlar ürpermişti, gûya Sûr-i Mahşerdi! -Eşin var, âşiyanın var, baharın var, ki beklerdin; Kıyâmetler koparmak neydi, ey bülbül, nedir derdin ? 0 zümrüd tahta kondun, bir semâvî saltanat kurdun; Cihânın yurdu hep çiğnense, çiğnenmez senin yurdun, Bugün bir yemyeşil vâdi, yarın bir kıpkızıl gülşen, Gezersin, hânmânın şen, için şen, kâinatın şen. Hazansız bir zemin isterse, şâyed rûh-i ser-bâzın, Ufuklar, bu'd-i mutlaklar bütün mahkûm-i pervâzın. Değil bir kayda, sığmazsın - kanadlandım mı - eb'âda; Hayâtın en muhayyel gayedir ahrâra dünyâda, Neden öyleyse mâtemlerle eyyâmın perîşandır? Niçin bir damlacık göğsünde bir umman hurûşandır? Hayır, mâtem senin hakkın değil... Mâtem benim hakkım: Asırlar var ki, aydınlık nedir, hiç bilmez âfâkım!
Seyr-i Derûn
Kevn û mekânı seyredip, girdim bu aşk-ı nâre ben, Halk-ı cihandan incinip, sığındım ol Nigâre ben. Gerçi benden eksildi can, kalmadı sabr û tûvânım, Fazl-ı Hak’la erdem bulup, erdim o Hak dıdâre ben. Dil bûye mecruh ji destê ins û dunya û zeman, Her kesî bir parçe jê, hîştin li pey ah û fîgan. Lê bi nûra aql û irfan, ez vegeriyam ser xwebûn, Malikê mülkê bekâ ye, rûhê min dît asîman.
Duygu ve Düşünce
Vücûd cûd-ı İlâhî hayât bahş-ı Kerîm Nefes ‘atiyye-i rahmet kelâm fazl-ı Kadîm Beden binâ-yı Hudâ rûh nefha-i tekrîm Kuvâ vedî’a-i kudret havâs vaz’-ı Hakîm Bu kâr-hânede bilsem neyüm benüm nem var Nabi Varlık İlâhî'nin cömertliği, hayat Çok Aziz olanın (Allah'ın) lütfu Nefes esirgeyenin hediyesi, söz Öncesiz'in bağışı Beden Rabb'in yapısı, ruh ikram edilen bir esinti Güç kudretin emaneti, arzuyu Hikmet Sahibi sevk ediyor Bu işyerinde (dünyada) ne olduğumu bir bilsem, benim neyim var
Şiir
ateş ve şiddet-i harâret ile yanan sâhib-i hâlin "âh" diye çıkardığı nefesten yanık kokusu duyulur; eğer bu ateş bir menfez bulup "âh" sadasıyla çıkamazsa kalbi ve ciğeri pişirir ve onları yakar ve sâhib-i hâl ansızın teslîm-i rûh edip ölür.