Sen geleceksin demişti falcı kadın bana.
Ben onlara inanacak birisi değilim ama
Kadim zamanlardan kalan bir kin beslerim
Fala ve falcılığa karşı yok başka bir beklentim
Gelmeyeceğim dedim inadına onun ve Songülün
Öyle değil, geleceksin yani ati, değil dün
Peki ne işe yarayacak gelecek olmak sayın falcı
Her istediğim olacak mı, çekmeyecek miyim yoksa acı
Böyle kafiye zorlamaya devem edersen
Geçmiş bile olamayacaksın aslında sen, dedi ve devam etti
Gelecek sadece beklediğimiz değil olması gereken
Ama gelmesini beklerken çoğunlukla istenmeyen
Kendi geleceğin değil hem, hepimizin geleceği
Senin gibi biri olsaydı eskiden, gitmezdi dünya geri
Gelecek olacaksın iki vakit daha geçmeden
Ben güleceğim sonra sinsice sana geçmişten
Büyük güç büyük sorumluluk gerektirir dedi sonunda,
Dayanamadım kalktım ben de, yeterince önemsemeden
Örümcek hislerim daha gelişemedi dedim fazla
Gelecek nasıl bir şeydi merak ettim gizlice
Ve niye bana layık görülmüştü bu saçma paye
Ben ki yolumu değiştiriyorum köpek görünce
Nasıl olacaktım onca insan için yarın ya da az biraz öte
Tam çıkacakken bağırdı Falcı (Gıybet'di adı herhalde)
Hala kasıyorsun kafiyeleri, gözümden kaçtı sanma
(Şu devirde herkes biliyor her şeyi, herkes ukala)
İnanmadın biliyorum ,
Ama senin olacağın zaman da gelecek elbet
O zaman hatırlayacaksın Gıybet Ablanı (Gıybet'miş evet)
Göreceksin bir de şu koskoca evrendeki yalnızlığını
Şehir ve Şehir zor da olsa tahmin edebileceğiniz gibi iki şehrin hikayesi. Ama Dickens gibi değil daha çok bölünmüş Berlin ya da Buda ve Peşte gibi, aslında bunlara da hiç benzemiyor bu şehir devletler. Yeni Tuhaf Kurgu denilen bu türün önemli isimlerinden olan China Mielville apayrı bir yer yaratıyor yaşadığımız dünyanın içinde. (Eski tuhaf kurgu (yani sadece tuhaf kurgu- weird fiction ne derseniz o Lovecraft dönemine kadar uzanıyor.)
Polisiye hatta karanlık polisiye romanımıza geçmeden önce bu tuhaflıktan bahsetmem gerek galiba. Aslında kurgu iki düşman şehirde geçiyor, bölünmüş Berlin, ya da Kudüs ya da Lefkoşa gibi belki. Bunların ayrı yönetimleri, ayrı kanunları, ayrı dilleri, ne bileyim hemen her şeyleri ayrı. Eskiden tek bir şehir miymiş, o bile bilinmiyor tam olarak. Dönem soğuk savaş sonrası, ortam balkanlar galiba ya da yakınları, şehirlerin yavaş yavaş kabuk değiştirme dönemleri. Bir geçiş var şehirlerarası, işte öyle. Klasik bir post-sosyalizm polisiyesi desem onun bile insanı çeken bir tarafı var değil mi? Ama işte bambaşka bir şey daha var burada hayallerimizi zorlayan. Besźel ve Ul Qoma adındaki bu iki şehir örtüşük. Yani üst üste binmiş, aynı coğrafyayı paylaşıyorlar. Yani iki şehrin insanları da aynı sokaklarda (farklı taraflarında ama) yürüyorlar. Karşı komşular farklı şehirlerde oturuyorlar. Ve hiç kimse bu sınır geçişi dışında diğer şehre en ufak bir ihlalde bulunmamalı. Ayak basmak, konuşmak, ya da diğer şehirdeki herhangi bir şeye bakmak bile ihlal sayılıyor ve failler “İhlal” ekipleri tarafından götürülüyor.
Şimdi olay fazlasıyla saçma geldi değil mi? Yani birisi bu saçma dünyayı nasıl okunur kılabilir ki. İşte yazarımız burada parlıyor aslen, başka şeyler de var ama bu farklı dünyaları, küçüklükten başlayarak insanların kafasında yaratılan bu
Şehir ve ŞehirChina Mieville · Yordam Edebiyat · 2023129 okunma