Artık demir almak günü gelmişse zamandan,
Meçhûle giden bir gemi kalkar bu limandan.
Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;
Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.
Rıhtımda kalanlar bu seyâhatten elemli,
Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli.
Bîçâre gönüller! Ne giden son gemidir bu
Hicranlı hayatın ne de son mâtemidir bu
Dünyâda sevilmiş ve seven nâfile bekler;
Bilmez ki giden sevgililer dönmiyecekler.
Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,
Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.
"Müzeyyen, dedim, bir gemi rıhtımdan ayrılırken, eğer arkasından bakıyorsan, gemi küçülür küçülür, gözden kaybolur. Gemi gitmiştir. Ama sen rıhtımda kalmışsındır. Bu acıtır."
—İlhami Algör
hatırla, kendini hatırlat, o büyük haklılığı denize giden
hatırla, karada ve denizde onardığın her yeri
hatırla, karada büyük taşları üst üste kodun, hatırla
yürüttün can alıcı denizlerde cesur gemileri
Bir akşam onunla, İzmir’e ineceğimiz günü konuştuk. Ben de artık konuşabiliyor ve o kadar çabuk yorulmuyordum. İzmir’in sokaklarında boru çalarak ilk yürüyecek Türk fırkasını tahayyül ediyorduk. İzmir’de ilk Akdeniz’i görecek, kırmızı bayrağı sahilde Türk kanları akan rıhtımda dolaştıracak kıtayı yâd ettik.