Puan vermedi·264 syf.·
2026 444. kitabı
İnsanlar birbirlerini ilk "halleri" ya da "biçimleri"yle görmeye ve buna uygun bir ritim tutturmaya yatkındırlar. Sevdiklerindeki değişimleri, yaklaşan dönüşümü fark etmekte müthiş zorlanırlar. Sonunda yeni kişiyi nihayet algılayabilseler bile bu sefer de ritmi değiştirmekte zorlanırlar. Anais Nin Bir felsefe hocası olan Lazare Vilain’in Nîmes Hapishanesi'nde mahkûmlara felsefe dersleri vermek üzere görevlendirilmesini konu alır. Mahkûmlarla Sokrates, Kant ve Marx gibi filozofları tartışırken hayatın kendisine bir oyun gibi gelmeye başlamasını ancak zamanla işlerin içinden çıkılmaz bir hale dönüşmesini anlatan çarpıcı bir romandır Kodes’in başkarakteri Lazare Vilain, Fransız Rivierası’nın sağlam kavgacılarından, genelev fedailerinden, soyguncularından ve katillerinden, müptezellerinden ve müptelalarından oluşan ilk ve tek felsefe okulunu kurduğunu hayal eder. Onlarla her gün Kant’ı, Marx’ı, Sokrates’i, Sartre’ı, Schopenhauer’i, erdemi, cesareti, ölümü, aşkı tartışır. Onun için “hayat yeniden lezzetlenmiş, ciddiye alınmayacak bir oyun haline gelmiştir.” Ancak yanılır. Bu oyun hayatını altüst etmeye başlar ve önünü alamadığı bir karmaşanın içine sürüklenir; en kötüsü de karşı çıktığı şeyin kendisine dönüşecek olmasıdır. Kodes Nîmes Hapishanesi’nde felsefe atölyeleri düzenlemesi için gelen teklifi hemen kabul eden bir felsefe hocasının, Lazare Vilain’in deri değiştirme hikâyesidir. Felsefeyi kodese taşımak onun için felsefeyi anayurduna geri götürmektir. Orada felsefe yalnızca “kentli entelektüelleri” ilgilendiren bir uğraş olmaktan çıkacaktır. Peki, Lazare Vilain’i harekete geçiren nedir? Soruların cevaplarını burda okuyunca bulacaksiniz Kodes
Edebiyat & Roman
KodesAlain Guyard · Kolektif Kitap yayınları · 201780 okunma
Tutkunun ve Safiyetin Savaşı...
10/10
·360 syf.··
2026 223. kitabı
Edebiyatımızın en zarif, ruhun en gizli kıvrımlarına sızmayı en iyi bilen o naif ve melankolik kaleminin yarattığı muazzam bir duygu fırtınasına hoş geldiniz. Mehmet Rauf, Karanfil ve Yasemin ile bize sadece bir aşk üçgeni ya da bir dönem hikayesi anlatmıyor; o, insan kalbinin o en fırtınalı, en tekinsiz denizlerine yelken açıyor ve bizi arzunun, sadakatin ve vicdanın amansız savaşıyla baş başa bırakıyor. Bu roman, lüks konakların ve şık salonların fonunda, insanın kendi tutkularının esiri olarak nasıl adım adım bir çöküşe doğru sürüklendiğinin muazzam bir psikolojik anıtıdır. ​Mehmet Rauf’un kalemi, bu eserde adeta bir kuyumcu titizliğiyle çalışır; kelimeleri incelikle işlerken, ruh tahlillerinde ise adeta bir cerrah kadar soğukkanlı ve derindir. Romanın başkarakteri Samim’in, bir yanda saf, masum ve huzur veren "Yasemin" kokulu Şefika’ya, diğer yanda ise baştan çıkarıcı, tehlikeli ve tutku dolu "Karanfil" kokulu Perihan’a karşı beslediği o iki uçlu duygu, aslında insanın kendi içindeki o kadim çatışmanın ta kendisidir. Yazar, öyle bir psikolojik gerilim inşa eder ki, sayfaları çevirdikçe kendinizi kahramanın o vicdan azabı, arzu ve pişmanlık dolu zihninde kaybolurken bulursunuz. Karakterlerin hissettiği her bir kıskançlık krizi, her bir tereddüt anı, Mehmet Rauf’un o eşsiz üslubuyla okurun da kalbini sıkıştıran edebi bir tecrübeye dönüşür. ​Okurken nefesinizi kesen şey, yazarın dönemin toplumsal yapısını ve bireyin o sıkışmışlığını sadece aşk üzerinden değil, derin bir varoluşsal kriz olarak ele almasıdır. Aşk, bu romanda sadece pembe bir düş değil; insanı tüketen, aklın sınırlarını zorlayan ve insanı kendi ahlakıyla yüzleştiren devasa bir trajedidir. Mehmet Rauf bize şunu fısıldar: İnsan, aynı anda hem gökyüzünün o saf huzurunu hem de yeraltının o yakıcı ateşini
1000Kitap
Karanfil ve YaseminMehmet Rauf · Can Yayınları · 2021358 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Varla Yok Arasındaki Puslu Labirent
10/10
·256 syf.··
2026 221. kitabı
Zamanın dairesel bir labirente dönüştüğü, gerçekle rüyanın, varlıkla yokluğun birbirinin kuyruğunu kovaladığı o tekinsiz taşra kasabasına hoş geldiniz. Hasan Ali Toptaş, Gölgesizler ile bize sadece kayıplarla dolu bir gizem anlatmıyor; o, kelimelerin kimyasını bozarak dilin sınırlarında dolaşıyor ve bizi kendi varlığımızı bile sorgulatacak muazzam bir edebi girdabın içine çekiyor. Bu roman, edebiyat tarihimizde eşine az rastlanır bir rüya tekniğiyle, silinen insanların ve geride kalan gölgelerin destanıdır. ​Toptaş’ın kalemi, bu eserde adeta bir berber usturası gibi keskin ama bir o kadar da tüy gibi hafiftir. Bir berber dükkanının aynasından yansıyan o puslu kasaba hayatında; berberin çırağı, muhtar, postacı ve ansızın ortadan kaybolan Güvercin, sıradan birer karakter olmaktan çıkıp varoluşun birer simgesine dönüşür. Yazar, öyle bir atmosfer inşa eder ki, sayfaları çevirdikçe kimin gerçekten yaşadığını, kimin sadece bir başkasının zihnindeki bir tasarımdan ibaret olduğunu ayırt edemez hale gelirsiniz. "Gölgesizler", adıyla müsemma bir şekilde, insanın modern dünyada ve kendi yalnızlığında nasıl silikleştiğini, nasıl birer gölgeye dönüştüğünü adeta ilmek ilmek işler. Roman boyunca akan o büyülü gerçekçi nehir, okuru bir gizemin peşinden koştururken aslında insanın kendi içsel boşluğuna doğru bir yolculuğa çıkarır. ​Okurken nefesinizi kesen şey, Toptaş’ın Türkçeyi bir enstrüman gibi kullanışındaki o muazzam ustalıktır. O, kelimeleri sadece yan yana dizmez; onlara ses, koku ve derin bir felsefi derinlik kazandırır. Kasabadaki o boğucu gizem, bir kadının aniden kayboluşuyla başlar ve bir köyün hafızasını yavaş yavaş yutarak genişler. Yazar bize şunu fısıldar: Asıl korkunç olan birinin gitmesi değil, geride bıraktığı o belirsiz boşluğun yaşayanları da yavaş yavaş yok
Duygu ve Düşünce
GölgesizlerHasan Ali Toptaş · Everest Yayınları · 202014,1bin okunma
Puan vermedi·232 syf.··
2026 45. kitabı
“Beni Unutma”, Ümit Yaşar Oğuzcan’ın (1926-1984) en bilinen ve en duygusal şiir derlemelerinden biridir. Kitap, şairin erken dönem aşk, ayrılık ve özlem temalı lirik şiirlerini bir araya getirir. Başlık şiiri, Türk edebiyatında unutulma korkusu ve kalıcı bağ kurma arzusunun en ikonik ifadelerinden biri haline gelmiştir. Yapısal ve Biçimsel Özellikler (Başlık Şiiri Üzerinden) Şiir serbest nazım biçimindedir, 6 bentten oluşur ve serbest ölçü kullanır. Her bentte “Beni unutma” redifiyle güçlü bir tekrar (anafor) vardır. Bu tekrar, yalvarış ve ısrarı vurgular, okuyucuda ritmik bir ezberlenebilirlik yaratır. Kafiye ve Ahenk: Tam kafiye, yarım kafiye, tunç kafiye ve zengin kafiyeler (örneğin: bile-sesiyle, gülüşün-gün, asa-rastlasa) ile akıcı bir müzikalite sağlar. Redifler (“de”, “üm”, “sen”, “tuğum gün”) duygusal yoğunluğu pekiştirir. Ses Olayları: Ünsüz yumuşaması, ulama, ünlü düşmesi gibi doğal Türkçenin akışını destekleyen unsurlar bolca kullanılır. Dil sade, anlaşılır ve konuşma diline yakındır. Söz Sanatları: Teşhis (kişileştirme): “Saat on ikiyi vurduğu zaman” (saate yorgun ses verme), “çılgın rüzgâr” (rüzgara deli esme). Mübalağa: “Senelerce sonra sana dönüşüm / Bir mahşer gününe de rastlasa”. İmge ve Semboller: Yeşil elbise (anıların somutlaşması), pembe karanfilde çiğ (hassasiyet ve tazelik), yorgun kuş (hüzün), mahşer günü (ölüm ve ahiret). Temalar ve İçerik Analizi Şiirin merkezinde unutulma korkusu yatar. Şair, insanın en sevdiği hatıraları bile zamanla unuttuğunu kabul eder ama sevgiliden bunu yapmamasını ister. Bu, klasik aşk şiirlerindeki “kalıcılık” arzusunun modern bir yansımasıdır. Zaman ve Hatıra: Saat 12 vurgusu, gece yarısı özlemin zirveye çıktığı anı simgeler. Şair her gece sevgiliyi “yaşar ve düşünür”, sevgiliden de aynı karşılıklılığı
Beni UnutmaÜmit Yaşar Oğuzcan · Ümit Yaşar Yayını · 1968147 okunma
Puan vermedi·85 syf.··
2026 44. kitabı
Kitap, şairin aşk, özlem, ayrılık ve hüzün temalı lirik şiirlerini içerir; ancak adını veren uzun şiir ("Bir Gün Anlarsın") kitaptaki en ikonik ve popüler parçadır. Bu şiir, yıllardır seslendirmelerde, sosyal medyada ve edebiyat severler arasında ayrı bir yere sahiptir. Ümit Yaşar Oğuzcan (1926-1984), geleneksel Türk şiiriyle modern duyarlılığı birleştiren, özellikle aşk ve hüznü samimi, akıcı bir dille anlatan bir şairdir. Faruk Nafiz Çamlıbel duyarlılığına yakın bir üslubu vardır. Kitap, aşkın acısını, çaresizliğini ve geç kalınmışlığı merkeze alır. Ana temalar Aşkın sancılı hali: Sevmek, beklemek, özlemek ve kavuşamamak. Hayatın boşluğu ve pişmanlık: Her şeyin (şeref, fazilet, güzellik) bir anda anlamsızlaşması. Yalnızlık, çaresizlik ve ölüm: Özellikle son bölümde mezar imgesiyle doruğa çıkan bir kabulleniş ve sonsuzluk vurgusu. Zamanın acımasızlığı: Geçen yıllar, yaşlanma, kaçırılan fırsatlar. Şiir, ikinci tekil şahıs ("sen") üzerinden anlatılır. Bu, hem sevgiliye hitap hem de okuyucuyu doğrudan içine çeken bir etkiler yaratır. Dil sade, imgeler somut ve duygusal olarak yoğun olsa da karmaşık değildir; bu da şiirin geniş kitlelerce sevilmesini sağlar. Kitabın başlık şiiri, bir dizi "Bir gün anlarsın..." tekrarıyla ilerleyen, ritmik ve epik bir monologdur. Yapı olarak tekrarlar (refrain) üzerine kuruludur ve giderek yükselen bir duygusal gerilim yaratır. Ana bölümler ve ilerleyişi Uykusuz geceler ve fiziksel acı: Sevgilinin hayaliyle uykusuz kalan, çaresiz ağlayan bir âşık tasviri. "Sevmek ne imiş bir gün anlarsın" nakaratıyla başlar. Değerlerin çöküşü: Aşk uğruna şeref, fazilet, iyilik gibi kavramların boşalması; başını duvarlara vurma hali. Varoluşsal sorgulama: Ellerin ne işe yaradığı, dünyaya neden gelindiği, aynada güzelliğe bakıp geçen yıllara
Bir Gün AnlarsınÜmit Yaşar Oğuzcan · Alpay Yayınları · 1967206 okunma
10/10
·479 syf.··
Beğendi
·
2026 230. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 20 Haziran 2026 11:26
Tehlikeli Oyunlar, metnin sınırları dâhilinde ve Eco’nun ortaya attığı kavramlarla çözümlenmeye çalışılmıştır. Romanın sonuyla ilgili öne sürülen çelişik fikirler örnek okurun işbirliğiyle tartışılmış, gerçek ile kurmaca dünyanın silik ayrımında varlık kazanan roman kişileri, romandaki söylem olanakları dikkate alınarak ait oldukları dünya bakımından (kurmaca-gerçeklik) sınıflandırılmıştır. Ayrıca okuru metinde tahmine zorlayan ya da çıkarımsal gezintilere çıkaran “oyalanma”ların söylem zamanıyla ilişkisi tespit edilmiş, romanın bütününde dikkat çeken kaba gerçekliğe ait ögelerin metne katkısı gözler önüne serilmiştir. Buna göre roman, Eco’nun doğruluk ve yorumlayıcı işbirliği kavramları bakımından değerlendirildiğinde şu sonuçlara ulaşılmıştır: Nurhayat Hanım ve Albay Hüsamettin Tambay kurmaca dünyaya aittir. Gecekondu ile Hikmet’in intiharı örnek okurun işbirliği dikkate alınarak çözümlenmiş, bunların romanın kurmaca yanını temsil ettiği tespit edilmiştir. Buna karşılık üç katlı ahşap ev, Hikmet Benol, Sevgi ve Bilge romandaki gerçekliği temsil etmektedir. Romanın sonu ise uyku ile uyanıklık arasındaki bir hâl olarak yorumlanmıştır. Romanın bütününde dikkat çeken geriye sapmaların (analeks) geçmiş zaman ile şimdiki zaman arasında parçalı bir yapıya neden olduğu, bunun da okurun zihninde karmaşa yarattığı ve analekslerin romanda unutkanlığı giderme işleviyle ön plana çıkarıldığı fark edilmiştir. Roman, söylem zamanı veya oyalama tekniği bakımından değerlendirildiğinde ise iç içe geçen düzlemlerde (kurmaca-gerçek), kurmaca dünyanın eserde geniş yer kapladığı saptanmıştır. Anlatıcının rüyayı, gerçeği ve kurmacayı bir arada kullanarak okuru zorladığı, romanda genel olarak yüzeysel olanın üzerinde ağır bir biçimde ilerleyen yazarın asal olanı hızlı bir biçimde
Hayata Dair
Tehlikeli OyunlarOğuz Atay · İletişim Yayınları · 202538,9bin okunma