" Akıl, aşk ve can! Bu üçü üçgendir. Her derde çare , her yaraya merhemdir. "
Everest yayınları·Kitabı okuyor
Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî
Bu yolun büyükleri, "Cem, Onunki Onun... Seninki senin... Cem'ul Cen ise "Onunki de senin..."buyurmuşlardır. Mevlâna Celâleddîn Rûmi e șu beyitlerde cem'ul cem' mertebesini şöyle açıklar: "Ey bilgin! Eğer biz cihanda neyiz der isen, Hiçbir şeyi olmayan "elif" gibisin sen."
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Mevlânâ Celaleddin Rûmî şöyle anlatır: "Birgün öküzün biri, zamanın medeniyet merkezi olan Bağdad'a geldi ve şehri baştanbaşa dolaştı. Ancak o muhteşem güzellikler, lezzetler ve sanat hârikaları arasında ancak ve ancak yol kenarındaki kavun ve karpuz kabukları dikkatini çekti. Zâten öküzle merkebin seyrine layık olan şey, ya yola dökülüp saçılan samandır, ya da yolların kenarında biten çayır çimendir!" (Mesnevi, c. 4, beyt: 2377-2379)
Sayfa 89 - Altınoluk Yayınları·Kitabı okuyor
Düşünce
Mevlânâ Celâleddin Rûmî de, dünya malı ile insanın durumunu gemi ile suya benzetmektedir. O, “Suyun gemi içinde olması geminin helakidir. Gemi altındaki su ise gemiye; geminin yürümesine yardımcıdır” derken (Mesnevî, I/80 beyit: 985), denizin engin suyuna benzettiği mal ve servet sevgisinin insanın kalbinde yer etmesi durumunda o kişiyi helake sürükleyeceğini hatırlatmaktadır. Oysa suyu yol almak için bir araç olarak kullanan gemi, hedefine salimen ulaşacaktır.
‘Bu dünyada herkes bir şey olmaya çalışırken, sen hiç ol. Menzilin yokluk olsun. İnsanın çömlekten farkı olmamalı, nasıl ki çömleği ayakta tutan dışındaki biçim değil, içindeki boşluk ise, insanı ayakta tutan da benlik zannı değil hiçlik bilincidir.’ Mevlana Celaleddin Rûmi
MEVLÂNA REZALETİ ve...
(...) Üstadım’ın Eylül 1980 tarihli, “Mevlâna Rezaleti” başlıklı yazısı: Ne korkunç bir başlık değil mi?.. Birdenbire insana gelen his şu: Mevlâna’yı korumak için mi, batırmak için mi kullanılıyor bu başlık? Bakın niçin?.. Mevlâna gibi, İslâm'ın iç dünyasına âit ilâhî ışıkları fezâ çapı gönül fanusunda ışıldatan bir velî etrafında yaptıkları törenler ve gösterdikleri alâka, hele yarı resmî devlet ifâdesi olarak o büyük zâtı anlamak ve anlatmak bakımından gerçek mânâya o kadar uzaktır ki, “rezalet” kelimesinden başka hiçbir türlü belirtilemez. Biricik vasfı İslâm, biricik hakikati tasavvuf ve biricik gayesi ilâhî visal olan koca velîyi, döndüre dolaştıra nihayet turist terliğine benzettiler. Şişli dönme muhitleri, Zekeriya sofraları veya ispritizma masaları mutekitlerinin hakikat ve güzellik ölçüsü çemberi içine almaya yeltendiler Mevlâna’yı... Yukarıdaki vasıflar dururken Mevlâna’nın ne Türklüğü, ne şairliği, ne düşünürlüğü hayal edilebilir. “Ben Kur’ân’ın kölesiyim; ben Ahmed-i Muhtar’ın yolunda O’nun ayak toprağıyım!” diyen bir ermişi, bağlı olduğu aşk ve imân kutuplarından ayırıp rejimin ve günün keyfine göre şekil ve mânâlara büründürmek, Kur’ân’ın kölesi ve O’nun ayak toprağı olmayı kabul etmeyenlerin manevî cinayetleri arasında en sefil olanıdır. Allah ve Resulü’ne bağlı olmayanların Mevlâna’ya bağlılık iddia etmeye ve onun mübarek adını mini etekten “Gelin Gecesi” tuvaletine, turist kokona tecessüsünden favorili züppeler cümbüşüne kadar istismar vesilesi kılmaya hakkı yoktur. Kim bu şekilde oynamalar, zıplamalar, hırlamalar, dümbelek çalmaların dinde ve Mevlâna’da olmadığını biliyor ve “Ben Kur’ân’ın kölesiyim” diyorsa o buyursun Mevlâna törenine!..
Vâridât: Hazret-i Mevlâna, ″KUSTO ÇANAKKALEDE″ başlıklı 11 Haziran bölümü, İBDA Yayınları
Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî