İspanya İç Savaşı çalışmaya başladığım ilk dönemlerde, ben de konuyla az çok ilgilenen herkes gibi kadın milis ve savaşçı kadın fotoğraflarına sık sık rastlıyordum. Safımızın haklılığına dair bir büyük anlatı oluşturmak adına çok önemli bir malzemeydi; tek kelimeyle, gurur vericiydi. Öyle ya, İspanya’da faşist cephede kadınlar geleneksel kalıplara (anne, erinin arkasındaki tamamlayıcı vb.) sıkı sıkıya oturtulmaya çalışılırken; İspanya Devrimi’nde kadınların milislerde yer almaları ve genel olarak sokağı zaptetmeleri, tarihsel olarak erkeklere tahsis edilmiş alanda, üstelik erkeklerle yan yana bulunmaları çok ciddi bir meydan okumaydı, gerçek bir devrimdi. Fakat çok geçmeden bu büyük anlatıda birkaç sorun olduğunu gördüm.
Kendisini toplumsal cinsiyet tarihçisi olarak adlandırıp adlandırmadığından bağımsız olarak, toplumsal cinsiyet meselelerine odaklanan bir kadın tarihçi, Mary Nash milis kadınların bir “efsane” olduğunu söylüyordu. Kadınlar cepheye gitmiş, bizzat muharebelere de katılmışlardı, ama milis kadınlar istisnaydı; kadınlar cephede genellikle bakıcılık ve yemek pişirme gibi geleneksel rollerle sınırlanmıştı. Mary Nash bugüne kalan kadın milis fotoğraflarının neredeyse hepsinin çatışmanın ilk dönemlerinde çekildiğini, bir azınlık teşkil ettiğini ve “propagandif” amaç taşıdığını söylüyordu. Bu fotoğraflar kadınların savaştığını göstermez, erkekleri kadınlardan ibret alıp korkaklığı bırakarak gönüllü olmaya teşvik etme amacı taşırdı! Zaten bir süre sonra, istisnasız tüm cumhuriyetçi örgütler bu tür yardımcı görevlerle iştigal eden kadınların cephe gerisine gönderilmesini savunmuştu; çok azı cephe hattında olmaya devam etmişti.
Dibêjin ko Lêl û Mejnûn hejî hev dûr dikirin lê ne digihan hev; gava mirinê giyana wan derketine ezmên, yek çûye rojava,yek jî rojhilat. Li zivistanê Mejnûn li zozana ne, û Lêl li germîyanê. Havînê Lêl tê zozanan û Mejnûn diçe germiyanan û gava ji çem hev derbas dibin digihên hev, hev dûr maçî dikin û pişt re her yek diçe aliyê xwe.
Görüştüğüm kişilerin büyük bir kısmı solcu olduğu ve sol çevreler içinde yaşadıkları için solcu Türklerle olan etkileşimlerine dair gözlemleri görüşmelerin önemli bir kısmını oluşturdu. Bu kişilerin hepsi Türk solcuların onlara Kürtlüklerinden dolayı ayrımcılık yapmadığı ve Kürt meselesine dair tavırların Türk toplumunun ve siyasi yelpazenin diğer gruplarına kıyasla çok daha ilerici olduğunu söylemekle birlikte, solcuların Türklükle gölgelenmiş birçok eylemleri ve düşünceleri olduğunu, zaman zaman da öfkelenerek, dile getirdiler. Öfkenin gözlemlediğim kadarıyla temel bir nedeni var: Tam da anlayacağını düşündüğün kişi tarafından anlaşılmadığını ve ''yukarıdan bakıldığını'' düşünmek. Yüksek lisans öğrencisi bunu şöyle tarif etti: ''Onlarda [solcularda] daha kötü oluyor; çünkü onlardan bir beklentiye giriyorsun, anlamasını bekliyorsun.'' Bu kişi, bazı Marksistler ve Marksist gruplar hakkında ''Marksizmi bize karşı silah olarak kullanıyor, Marksizmle Kürdistan'a perde çekiyor'' dedi. Aklında en güncel örnek ise Rojava'ydı: ''Rojava'yla ilgili, 'Amerika'yla çalışıyorsunuz, oradan destek alıyorsunuz' diyor Marksistler, oradan vurmaya çalışıyorlar. Böyle sakat bir anlayış var. 'O zaman sen neden destek vermiyorsun? diye sorduğumuzda, hani Türkiye olarak kardeşiz Müslümanız, ona bir şey demiyorlar. Türkler yardım etse Kürtler neden kabul etmesin, seve seve.''
Ji dûrbûna te hêjar im Lê jî dîtina te hêvîdar im.
"mirov hem ronahî, ye hem tarîk,"
"êdi cî bibêjim, ez nızanim lâl bûme îro ez, bê ziman im."
Hin raxibê husnê layezal in Hin talibê qalibê betal in.