Ilık geliyorsunuz bana: Oysa soğuk akar her derin bilgi. Buz gibidir ruhun en içsel pınarları: Kızgın ellere ve eylem içindekilere bir serinliktir. Saygılı duruyorsunuz karşısında, kaskatısınız ve sırtınız dimdik, ey ünlü bilgeler; ne güçlü bir rüzgar ne de güçlü bir istem iteler sizi.
Hiç görmediniz mi, şişkin, gergin ve yelin hırçınlığından titreyen bir yelkenin denizde süzüldüğünü?
Benim bilgeliğim de tıpkı yelken gibi, ruhun hırçınlığından titreyerek süzülür denizin üzerinde; benim yaban bilgeliğim!
Ama siz, ey halk uşakları, siz ünlü bilgeler; benimle nasıl yürüyebilirsiniz?
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Her ikisini de çıplak gördüm ben, en büyük insanla en küçük insanı; pek benzerler birbirlerine. Gerçekten, en büyüğünü bile pek fazla insanca buldum ben!
“Evet baylar, şimdiye kadar beni tanımıyordunuz. Kendimi tam anlamıyla anlatmanın yeri burası değil. Size sadece şu kadarını söyleyeyim. Dolambaçlı yollara sapmayı sevmeyen ve maskeyi sadece maskeli balolarda takan insanlar vardır beyler. En önemli iş olarak çizmeleriyle parkeleri cilalamayı görmeyen insanlar. Pantolonlarının üstlerine tam oturmasını yaşamdaki en büyük mutluluk saymayan insanlar beyler. Ve son olarak beyler, amaçsız yere ortalıkta dolaşıp durmayı, kur yapmayı, dalkavukluk etmeyi ve hepsinden önemlisi üstlerine vazife olmayan şeylere burunlarını sokmayı sevmeyen insanlar vardır... söyleyeceklerim aşağı yukarı bu kadar beyler; şimdi izninizi rica ediyorum...”
“Aslında biz ölü doğmuş yaratıklarız; zaten çoktandır canlı olmayan babalardan dünyaya geliyoruz ve bundan da gittikçe daha çok hoşlanıyoruz. Bundan zevk alıyoruz. Yakında bir kolayını bulup doğrudan doğruya fikir dölleri olarak dünyaya geleceğiz. Ama yeter bu kadar; daha fazla “Yeraltından” yazmak istemiyorum…”