"Hepimiz aynı televizyon programlarını izliyoruz" diyor dudak. "Radyoda aynı şeyleri duyuyoruz, birbirimize aynı şeyleri. Hayatın hiç sürprizi kalmadı. Hep aynı şeyler olup duruyor. Tekrarlar. "
"Hepimiz aynı televizyon programlarıyla büyüdük. Sanki hepimize aynı suni hafızadan takılmış. Çocukluğumuzla ilgili hiçbir şeyi hatırlamazken, komedi dizilerindeki ailelerin başına gelenleri gayet iyi biliyoruz. Hepimizin belli başlı hedefleri aynı. Hepimizin korkuları aynı."
Son yıllarda gözlemlediğim kadar yukarda yazılanlara katılmamak elde değil. Görev yaptığım okulda öğrencilerin iki korkusu vardı. Biri, akşam yurtta sevdiği diziyi izleyebilmeme bir diğeri ise cep telefonunun elinden alınması. Dizi izleme izni vermediğimizde veya dizi bitmeden kapatmak zorunda kaldığımızda aynı şekilde okulda cep telefonunu almaya çalıştığımızda ne kadar çirkinleşebildiklerini gördüğümde onlara o kadar çok acıyordum ki, tek amaçları dizi izlemek, online oyun oynamak, instagramda dolaşmak olan bir öğrencinin neden burada olduğuna bir anlam veremiyordum. Öğrencilerin çoğunun tek tip olması gerçekten insanların tek tipleştirmeye doğru gittiğinin kanıtıdır diye düşünüyorum
"Çağımızın sözleriyle söylersek gönül adamı düş görmesini bilen, hayal etmesini öğrenmiş insandır. Düşler ve hayaller hayatın zenginliği dünyanın baharıdır. Unutmamak gerekir ki en saf düş çocuk düşleri, en akıl almaz hayaller çocuk hayalleridir, zararsızdır, güzeldir, sevecendir ve sevdirir. Çünkü çocuk, henüz ne olacağı bilinmeyen bir gizli dünyadır ve o dünya, nice yıllardan sonra kocamış, aksakal olmuş insanların seve seve ömürlerini feda ederek dönmekten çekinmeyecekleri en büyük özlem olurlar. Nede? Koca bir ömrü insan, tekrar çocuklaşmak için mi harcamaktadır ? Koca bir ömrün tecrübeleri, acıları ve hüzünleri ve insan bedenini tırnak tırnak törpüleyen cenderesinden sonra, o tecrübeleri, o acı ve hüzün ve o cendereyi yeni baştan bir daha yaşamak için mi? Hayır, değil! Binbir eziyetten sonra insan vardığı ömür yaşının sonunda, geride bıraktığı yükü bir daha taşımak cesaretini gösteremez.
Çocukluğuna dönmek arzusu, terleye terleye çektiği ömrün tadsızlığını bir kerecik olsun unutabilmek ve çocuk düşleriyle çocuk hayallerinden örülmüş o huzur bahçesinde bir nefes olsun bir daha yaşayabilmek içindir.''
Çocukluğumuzu özlememizin nedeni sadece saf bir düş kurmak içinmiş
Her hareketimizden önce bütün sonuçları tahmin etmeye çalışsak, bunları ciddi olarak düşünsek, önce kesin sonuçları, sonra olası sonuçları, sonra rastlantısal sonuçları, daha sonra da hayali sonuçları düşünmeye kalksak, kımıldayamayız bile, tek bir adım atamayız.
O mavi gözlü bir Dev' di 116 yaşına girdi
Nazım Hikmet' in en kısa otobiyografisidir herhalde.
1902'de doğdum
doğduğum şehre dönmedim bir daha
geriye dönmeyi sevmem
üç yaşımda Halep'te paşa torunluğu ettim
on dokuzumda Moskova'da komünist Üniversite öğrenciliği
kırk dokuzumda yine Moskova'da Tseka-Parti konukluğu
ve on dördümden beri şairlik ederim
kimi insan otların kimi insan balıkların çeşidini bilir
ben ayrılıkların
kimi insan ezbere sayar yıldızların adını
ben hasretlerin
hapislerde de yattım büyük otellerde de
açlık çektim açlık gırevi de içinde ve tatmadığım yemek yok gibidir
otuzumda asılmamı istediler
kırk sekizimde Barış madalyasının bana verilmesini
verdiler de
otuz altımda yarım yılda geçt