7/10
·208 syf.··
Beğendi
·
2026 34. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 19:30
“Herkesten kaçıp saklanmak ister gibi bir halim var. Fakat nereye baksanız mutlaka görüyorsunuz... Görünmemeye uğraşıyor gibi yaparak görünmek, hiçbir şey istemeksizin istemek...” Milli Edebiyat döneminden Reşat Nuri Güntekin’in olgunluk çağı eserlerinden biridir Miskinler Tekkesi. İlk defa 1982’de yayımlanan bu eser, döneme adeta bir ayna tutar. Padişah II. Mahmut dönemi ileri gelenlerinden olup padişaha yakınlığıyla tanınan Kocabaş Kazasker Şemsettin Mollanın torununun hayatı üzerine kurulmuş bir kitaptır. “Kocabaşlar” olarak tanınan bu aileye mensup başkahramanımızın dış görünüşü de ailenin ismiyle müsemmadır. Bu arada kitabın isminin gerçek tekkelerle hiç alakası yok, tamamen başkahramanımızın yaşayış biçimine, ruh haline bir vurgudur. Çünkü başkahramanımız, doğuştan tembel, hiçbir işini kendi yapmak istemeyen ve sürekli başkalarının sırtından geçinen biridir. Kitap boyunca onun ağzından hikâyesini okuyoruz. Okurken de maalesef sinir krizleri geçiriyoruz. Yalnız kitabın sonu beni çokça etkiledi, duygulandırdı diyebilirim. Reşat Nuri, Miskinler Tekkesi ile bizlere Meşrutiyet öncesinden Cumhuriyetin kuruluşuna kadar dönemin İstanbul’unu ve toplumsal yapısını içeren geniş bir panorama sunuyor. Bunu yaparken de derin bir psikolojik tahlili ihmal etmiyor. Yazarın en sevdiği kitabı olan bu eser, ağdalı bir dille kaleme alınmış. Baştan sona ağdalı bir dil kullanıldığı için de kitap oldukça yavaş ilerliyor. Ben maalesef yazara katılamıyorum bu sevme konusunda ve boğucu, sıkıcı, kasvetli bu esere pek ısınamadığımı itiraf ediyorum. Yine de okumak isteyenlere keyifli okumalar diliyorum.
Edebiyat
Miskinler TekkesiReşat Nuri Güntekin · İnkılap Kitabevi · 20102,693 okunma
Bu hâlim Sana malûm..
7/10
·120 syf.··
2026 62. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 16:09
Ayşe Şasa'nın Şebek Romanı'nı okumadan önce hayatı hakkında birkaç yazı okumuştum. Bu yüzden kitaba başlarken ister istemez yazarı da düşünerek okudum. Ayşe Şasa'nın çocukluğu beni en çok etkileyen noktalardan biri oldu. Varlıklı bir ailede büyümesine rağmen anne ve babasından uzak kalmış. Çocukluğunu daha çok mürebbiyelerin gözetiminde geçirmiş. Maddi imkânların her zaman mutluluk getirmediğini gösteren bir hayat hikâyesi var. İlerleyen yıllarda yaşadığı ruhsal sıkıntılar ve ardından tasavvufa yönelmesi de eserlerine farklı bir derinlik kazandırmış. Şebek Romanı 2075 yılında geçen bir bilimkurgu romanı. Hikâye, artık eski kimliğini kaybetmiş ve XB21 adını almış bir şehirde geçiyor. Teknolojinin son derece geliştiği bu dünyada insanlar dışarıdan bakıldığında ilerlemiş görünse de iç dünyalarında büyük bir boşluk taşıyorlar. Kitap bu yönüyle klasik bilimkurgulardan ayrılıyor. Çünkü bilimkurgu eserlerinde genellikle teknolojik ilerleme olumlu bir gelişme olarak sunulurken Ayşe Şasa bunun tam tersini yapıyor. Bu nedenle eser aynı zamanda bir bilimkurgu parodisi olarak değerlendiriliyor. Geleceğin dünyasını anlatırken aslında günümüz insanını ve modern hayatı sorguluyor. Hikâyenin en dikkat çekici taraflarından biri bilimkurgu ile tasavvufu bir araya getirmesi. Türk edebiyatında buna çok sık rastlanmıyor. Distopik bir gelecek kurgusunun içinde insanın hakikat arayışı, maneviyat ve özüne dönüş gibi temalar yer alıyor. Kitaptaki XB21 toplumu bana köklerinden kopmuş modern insanı çağrıştırdı. Her şeyin hesaplanabildiği ve kontrol altında tutulabildiği bir düzen kurulmuş ama insanların ruh dünyası ihmal edilmiş. Kitabın adındaki şebek motifi de bu noktada anlam kazanıyor. Şebek sözcüğü bende taklit eden ve özünden uzaklaşan insan fikrini uyandırdı. Sanki yazar, kendi
Edebiyat
Şebek RomanıAyşe Şasa · Ketebe Yayınları · 2023332 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Bir Yılda Kırk Yıl Gibisin...
10/10
·110 syf.·
2026 75. kitabı
Bazı kitaplar okunur, bazı kitaplar ise insanı okur. Cezmi Ersöz'ün "Kırk Yılda Bir Gibisin"i benim için ikincisinden oldu sanırım... Sayfaları çevirdikçe bana bir şey anlatmadığını, benim çok iyi bildiğim birini anlattığını fark ettim. Yazarın kendi sevgilisine fısıldadığı o cümleler, sanki yıllar öncesinden bana bırakılmış birer not gibiydi; benim adıma, ben daha yokken yazılmış gibi. Ersöz'ün dili zaten bunu yapar: O büyük laflar etmez, teoriye sığınmaz, duyguyu açıklamaya çalışmaz. Yalnızca işaret eder. İkinci tekil şahısla, doğrudan "sen" diyerek konuşur ve o "sen", bir bakarsınız ki sizsiniz. Aşkı nadir, neredeyse imkânsız bir şey gibi anlatması da bundan; başlığın kendisi bir itiraf: kırk yılda bir. Yani sık değil, tekrarı olmayan, bir ömre belki bir kez sığan bir karşılaşma. Kitap boyunca bu nadirliğin hem sevincini hem de yükünü taşıyor; sevmenin insanı nasıl hafiflettiğini ve aynı anda nasıl çaresiz bıraktığını, süslemeden, sahici bir kırılganlıkla yazıyor. Beni asıl sarsan ise şuydu: Yazarın anlattığı, sevdiği o kişiyi ben şimdi, tam bu anda yaşıyorum. Onun geçmiş zamanda kurduğu cümleyi ben şimdiki zamanda yaşıyorum. Sanki aynı ruh, farklı bedenlerde, farklı zamanlarda, belki aynı anda, yeniden ve yeniden doğuyor; Ersöz bir zamanlar onunla karşılaşmış, ben de şimdi karşılaşıyorum. Tanımadığım birini tanır gibiyim, hiç yaşamadığım bir anıyı hatırlar gibi. Kitabın bana yaptığı en tuhaf, en güzel şey bu oldu: Bir başkasının aşkını okurken kendi aşkımı tanıdım. Yazarın sözleri ile benim halim arasındaki o ürpertici örtüşme, kitabı bir edebiyat eseri olmaktan çıkarıp bir ayna haline getirdi. Belki de iyi kitabın işi budur; size yeni bir şey öğretmek değil, içinizde zaten var olan ama adını koyamadığınız şeyi geri vermek. "Kırk Yılda Bir Gibisin" bana sevdiğim
Kırk Yılda Bir GibisinCezmi Ersöz · Tekin Yayınevi · 2006839 okunma
5/10
·83 syf.··
2026 6. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 00:00
Lev Tolstoy'un İvan İlyiç'in Ölümü adlı eseri, ölüm, yaşamın anlamı ve insanın hayatını sorgulaması gibi derin konuları ele alan etkileyici bir kitaptır. Kitabı genel olarak beğendim ve içerdiği düşüncelerin oldukça değerli olduğunu düşünüyorum. Ancak kitabı okuduğum dönemin ruh hâlim nedeniyle eser bende oldukça melankolik bir etki bıraktı. Kitap boyunca İvan İlyiç'in hastalığıyla birlikte yaşadığı fiziksel ve psikolojik değişimler anlatılıyor. Tolstoy, karakterin iç dünyasını başarılı bir şekilde yansıtarak okuyucuyu onun sorgulamalarına ortak ediyor. Özellikle ölüm karşısında insanın yaşamını yeniden değerlendirmesi ve hayatının gerçek anlamını araması üzerinde durulması kitabın en güçlü yönlerinden biri. Bununla birlikte, kitap benim beklentilerimin biraz altında kaldı. Bunun nedeni eserin kalitesinden çok, onu okuduğum dönemin benim üzerimde bıraktığı etkiler olabilir. Anlatılan olaylar ve karakterin yaşadığı duygular beni zaman zaman oldukça hüzünlendirdi. Bu yüzden kitaptan tam anlamıyla keyif aldığımı söyleyemem. Yine de eserin önemli sorular sordurduğunu ve okuyucuya farklı bakış açıları kazandırdığını düşünüyorum. Belki de bazı kitaplar doğru zamanda okunduğunda daha farklı duygular uyandırır. Bu nedenle ileride yeniden okumayı ve o zaman nasıl hissedeceğimi görmeyi isterim. Sonuç olarak İvan İlyiç'in Ölümü, her ne kadar bende yoğun bir melankoli hissi uyandırmış ve beklentilerimin bir miktar altında kalmış olsa da, insanı düşünmeye sevk eden güçlü bir eser. Klasik edebiyata ilgi duyan ve yaşamın anlamı üzerine düşünmek isteyen okuyuculara tavsiye ederim.
İvan İlyiç'in ÖlümüLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202261,1bin okunma
6/10
·432 syf.··
2026 15. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 28 Mayıs 2026 13:27
Kitapta nazlının kendi içsel arayışını okuyoruz aslında. Spoiler vermek istemiyorum yoksa okumanın bir anlamı kalmıyor. O yüzden kendi yorumumu yazacağım. Nazlı bana son bölümlere kadar çok depresif geldi. Çevresindeki onu önemseyen insanları uzaklaştırıyor tersliyordu ve sevilmeyi hak etmediğini düşünüyordu. Sebebini kitabın son bölümlerinde anlıyorsunuz ama nasıl desem ruh halim depresif olsaydı bu kitap beni biraz daha dibe çekerdi sanırım. Biraz bencil olduğunu düşünüyorum herkesi etrafımızdan uzaklaştırarak umutsuz bir şekilde sürekli düşünmek kimseyi kurtarmaz ve kurtarmak isteyen kişiler var ise belkide yardım etmelerine izin vermeliyiz. En azından şans vermeliyiz.
Duygu ve Düşünce
00:00 Biri Sizi DüşünüyorN. G. Kabal · Ephesus Yayınları · 20208,6bin okunma
2/10
·408 syf.··
2026 9. kitabı
Bu kitap bir kişisel gelişim ya da psikoloji kitabı değil. Daha çok, yazarın kendi eğitimlerine mürid toplamak için yazdığı bir kitap. Yazarını ayakta alkışlıyorum. Beyaz yakalı modern insanın bağlanma açığını keşfedince, kendine seküler bir tarikat kurmuş, şeyhliğini ilan etmiş. “Aydınlatıyorum, dönüştürüyorum” ayağına müridlerinin paralarını cukkalıyor; para almadıklarına da çay demletiyor, ortalığı toplatıyor, getir götürünü yaptırıyor. Kitap boyunca aynı kavramlar dönüp duruyor: uyanmak, aydınlanmak, dönüşmek, değişim, olasılıklar, seçim… “Her şey senin seçimin”, “Anda ol”, “Anı yaşa”, “Bakış açını değiştir”, “Hiçbir şeyin seni üzmesine izin verme”, “Merkezine dön”, “Merkezleş”, “Gerçeği gör”, “Gerçekliğini yaşa”, “Affetmek”, “Anda kalmak”, “Aydınlanmak”, “Dönüşmek”, “Kendini bilmek”, “Kendi içine dönmek”, “Nefes, nefes, nefes…” Bunlar durmadan yineleniyor ama hiçbirinin altı tam doldurulmuyor. Mesela kendini bilmek için ne yapmalı? Aaa, tabii ki yazarın eğitimlerine katılmalısınız (!) İşin içine kuantum safsataları katılmış: sonsuz olasılıklar evreni, senin o evrenlerden seçim yaptığın gibi… Erkcan Özcan Hoca’ya yöneltilen “Hocam, kuantum fal mıdır?” sorusundan sonra yüzünün aldığı ifadeye benzer bir ifade kitap boyunca benim de yüzüme oturuyor. Bahsettiğim hocanın videolarından çıkardığım sonuç şu ki: Kuantum olasılığı, senin dileğinle seçilen bir menü değil; matematiksel olarak hesaplanan, deneylerle doğrulanan bir olasılık yapısıdır. Zar atınca 1–6 arası gelme olasılıkları vardır. Ama “Ben 6 frekansına girdim, ben tüm kalbimle 6’yı seçiyorum, aldım kabul ettim, 777 dedim, o yüzden 6 gelecek” diyemeyiz. Kitabın dediğine göre istediğin şeyleri kalbinden geçir, olması için ne gerekli sorularını sor; kalbinin titreşimleri doğru olasılıkların frekansını çekecek
SeyirPiraye · Mona Yayıncılık · 202115,2bin okunma