Dostoyevski’nin Kumarbaz’ı, basit bir kumar hikâyesinin çok ötesinde, modern insanın "özgür irade" ile "kader" arasındaki ezeli mücadelesinin raporudur. Romanın sonunda Aleksey İvanoviç’in içinde bulunduğu durum, trajik bir paradokstur: O, kazanmayı başarmış ama kazandığı her şeyi (aşkını, onurunu ve geleceğini) rulet çarkında kaybetmiştir.
Aleksey’in "Ben bir sıfırım!" tespiti, sadece maddi bir iflası değil, ruhsal bir boşluğu işaret eder. Ancak Dostoyevski’nin dünyasında "sıfır" noktası, aynı zamanda yeniden doğuşun da mümkün olduğu bir yerdir. Nitekim roman, Aleksey’in "Yarın her şey değişecek!" şeklindeki o hüzünlü ve beyhude umuduyla biter. Bu umut, bağımlılığın en büyük yalanı olduğu kadar, insanın her şeye rağmen hayata tutunma çabasının da bir göstergesidir.
Kumarbaz, yazıldığı günden bu yana insan doğasının en karanlık ve en samimi itiraflarından biri olarak kalmıştır. Dostoyevski, kendi zaaflarını bir sanat eserine dönüştürerek, okuyucuyu sadece Roulettenburg’un dumanlı odalarına değil, kendi içindeki o durdurulamaz tutkuların çarkına da bir yolculuğa çıkarır. Bu eser, iradesini bir çarkın dönüşüne emanet eden her bireyin, eninde sonunda kendi "sıfır"ıyla yüzleşeceğinin ebedi bir hatırlatıcısıdır.