Kaan Murat Yanık. Bu ismi çok fazla duyunca indirimde gördükçe yazarın kitaplarını almıştım. İyi ki de almışım. Yazarla tanışma kitabım. Bu kitabı çok ama çok sevdim. Kitap beni oradan oraya aldı götürdü. Tarzı bana İskender Pala'yı hatırlatmıştı. Sonradan öğrendiğime göre asistanlığını yapmış. Ama kalemi beni benden aldı.
Kitaba gelecek olursam kitabın konusu oldukça akıcı. Buradan sonrası SPOİLER İÇEREBİLİR.
Kendinizi bir orada bir burada, bir şu zamanda bir bu zamanda buluyorsunuz. Deli bir psikoloğumuz var, psikoloğumuz rüyalara takıntılı, rüyalarla ilgili araştırmalar yapıyor. Özellikle kendi rüyalarına takıntılı
ve rüyalarında sürekli bir kadın görüyor. Kadının adını da biliyor. Butimar. Çok güzel bir kadın. Sürekli bu kadını görüyor ve bir gün bir adam yazarımızın büyük büyük amcasına ait olduğunu düşündüğü bir mektup getiriyor. Bir mektup ve bir resim. Yüzyıl önce yaşamış bir kadının resmî. Bu kadın rüyalardaki kadın. Butimar. Psikoloğumuz rüyaya yatıyor ve kendimizi yüzyıl önceki Revan' da buluyoruz. Rus çarı müslümanlara zulmediyor, savaşın ayak sesleri yankılanıyor ve bu kanlı topraklarda bir aşk yaşanıyor.
Hikaye Sarı Medrese'yle başlıyor, bir yandan dönemin Rus çarının korku imparatorluğu altında nasıl yozlaştığını, konuşanların nasıl susturulduğunu, cesareti olanların nasıl sindirildiğini, insanların topraklarından o dönemde nasıl sürüldüklerini okuyor, bir yandan harika bir dostluğu yaşıyoruz.
Yusuf - Behzad - Ali Garbi
Behzad ve Ali Garbi'yi o kadar sevdim ki... Kelimelerim anlatmaya yetmiyor, bu karakterlerle resmen bağ kurdum. Yazarın kalemi o kadar güzel ki kendinizi orada buluyor, hissediyor ve yaşıyorsunuz. Bu üçlünün dostluğu çok güzeldi ancak Yusuf'un aşkı saplantılı ve tehlikeliydi. Bu durum bi nevi en çok dostlarını etkiledi. Ancak