Biz ölümün çocuklarıyız. Hayatın hilelerinden ancak ölüm kurtarır bizi. Odur hayatın içinden bize seslenen bizi yanına çağıran ... Henüz insanların dilini anlayamadığımız yaşlarda, oyun sırasında duraklamamızın sebebi o an ölümün sesini işittiğimiz içindir. Hayatımız boyunca ölüm bize hep işaret verir. Hani bazen, hiçbir sebep olmadan insan birden düşünceye dalar, hem de öyle derin dalar ki ,zaman ve mekanı unutur, hatta ne düşündüğünü bile bilemez. Bundan sonra kendi durumuna ve dış dünyaya tekrar aşina olmaya gayret gösterir. Bu, ölümün sesidir
"Beni teselli eden tek şey , ölümden sonra yok olma ümidiydi. Orada yeniden hayata gelme düşüncesi, beni korkutuyor ve yoruyordu. Daha içinde yaşadığım dünyaya alışmamışken, başka bir dünya benim ne işime yarardı ki? Bu dünyanın bana göre olmadığını hissediyordum. Burası bir avuç hayasız ,yüzsüz ,dilenci fıtratlı ,ukala ,kabadayı ve gözü gönlü aç insanın yeriydi. Yeniden hayata gelme düşüncesi beni korkutuyor ve yoruyordu."
"Sevmek büyür, büyür...başka hayatlara kadar büyür. Camekânların yalnızlığa boyadığı insanlara kadar büyür. Kalabalığın bir keder resmine çevirdiği şehirlere kadar büyür. Yoksulluğun, bir varlık avazı kadar tanrıya değdiği zamanlara kadar büyür. Gencecik çocukların merhametine, haysiyetine ve ölümüne kadar büyür."