Belinsky önce dünyayı olduğu gibi kabul ediyor. Kendi acılarına da aynı sessizlikle boyun eğiyor. (Herkes kendi acısına katlansın. Dünyanın mantığı böyle) Fakat başkalarının acı çekmesini kabul eden insan, aynı güçle sürdüremez yaşantısını. Ve eğer insan başkalarının acı çekmesini kabul edemiyorsan dünyada haksız olan bir şey vardır ve tarih bu noktada mantıkla bağdaşamaz. Belinsky “mutlak akıl’ı değil hayatın bütünlüğünü istiyordu,” Hegel’den yola çıkan B. ona karşı çıkıyor; çünkü birey tarihi olduğu gibi kabul edemez. Kendi varlığını kanıtlamak için onu tahrip etmelidir. Böylece bir gelecek —bambaşka— kurmak için, geçmiş toptan inkâr ediliyor. 1860’ların nihilistleri ya da anarşistleri, bütün değerlere karşı çıktıkları halde, faziletli olmaktan vazgeçemiyorlar. (Bizim 1940’ların devrimcileri aynı ilkelerden yola çıkarak, her türlü moral dışı hareketlerden, yaşlanmaya başladıklarında küçük hesaplardan bir türlü kurtulamadılar. Rus anarşistleri Darwin için başlarını vermeye hazır olduklarını söylemişler; Darwin’i haklı gördükleri için Lamarck’a hain demişler. Bizde bu, ne kadar ünlü eylem adamı varsa onları hainlikle —oturdukları yerden— suçlamak şeklinde ortaya çıkmış.) Her şeyi görmeye çalışan insanın ümitsizliği, her çeşit insanı karanlık çabalar içinde görmenin verdiği bezginlik, zavallı karanlık insanların devrimlere yapışarak doğrulmaya çalışması, sefalet içinde öğrenciler, eylem dışında hiç tutunacak bilgi-görgü-sevgi vb. dalları olmayan ümitsiz gençler, bu arada toplumun ‘craze’leri: televizyon,seks, futbol, araba, kat, deniz kıyısı, geziler, gençlerin bölünüşü: eylemciler ve hippi kılıklı züppeler, tüketim sanayiinin dört nala gidişi, reklâmlar, tüccarın birikim endişesi, miskin ve ruhsuz hocalar, öğrencinin başına geçerek büyük adamlık komplekslerini tatmine