MEHTERAN BÖLÜĞÜ ve BANDO TAKIMI...
(...) Toplumumuzda eskiden mûsikî, az çok bu mânâda anlaşılırdı. Savaşan insanın müziğini “mehteranî” temsil ederdi. Osmanlı ordusunun mehter bölüğü, askerimize verdiği maneviyat ve cesaret yanında, düşman saflarına bir süvari bölüğü kadar tahribat verdirirdi. “Allahuekber, Allahuekber / Ordumuz olsun daim muzaffer” şeklinde örnekleriyle dile gelen bu musikî, aynı zamanda savaşan insanın en yüksek ruh hâlini temsil ederdi. Cumhuriyetten sonra mehter bölüğünün yerini “bando takımı” aldı. Ancak bu takımın müziği ne askere, ne millete şevk veriyor. Bando takımı çalsın diye Batılı usûlde marşlar besteleniyor ve bu marşlar çeşitli bayram günlerinde, törenlerde milletimize de dinletilerek, millî heyecanı kabartması bekleniyor. Ancak bu marşlardan pek çoğu millî ruha ve zevke hâlâ o kadar yabancı geliyor ki, sadece bir veya iki tanesinin milletin hâfızasına girebilmesi bir yana, orduda da daha ziyade emir gereği çalınıyor ve söyleniyor. Adetâ bando takımı yerine Çinliler’in festivâl korosunu koysa idik, bu kadar etkiyi o da yapardı. Hâlbuki Sovyet devrimi bu hususta güzel örnekler vermiştir. Kızıl Ordu Korosu, “Rus Ruhu”nu Bolşevik ihtilâlinin formasyonuna o derece güzel tercüme ettirir ki, bu müzik sadece bütün Sovyetleri sarmakla kalmaz, bütün dünyayı kendine hayran bırakır. Bizim bandoların Türk ruhuna yabancılığı, Sovyetlerin devrimci müziğinde yoktur. Benzer bir başarıyı Lâtin Amerika devrimcileri de tekrarlar; onların müziği de komünist propagandanın en tesirli silâhlarından biri hâlinde dünyaca haklı bir şöhrete kavuşur. __Türkiye’de devrimci müzik, 80 öncesinde birtakım kımıldanmalar gösterse de, esas başarısını 80 sonrasında, Ahmet Kaya ile yakalar. O da, tıpkı Rus ve Lâtin devrimciler gibi, kendi halkının zevkine ve tab’ına muvafık bir ses yakalamayı
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Ocak 1997, Feyyaz Aksakal imzasıyla) Müzik Zevki ve Cihad Şuuru Hakkında
Akademya Yazıları
Hınçakların Batı Avrupa'da ikamet eden Osmanlı vatandaşlarının arasında yükselmesi gibi, Taşnaklar da Rusya'daki Ermeni grupların birleşmesinden neşet etti. Christopher Mikaelian, Stepan Zorian (Rostom veya Kotot olarak da bilinir) ve Simon Zavarian 1890 yazında Tiflis'te, Ermenicede "federasyon" anlamına gelen Dashnaktsuthiun'u kurdu. Rus fikir akımlarından ağır bir şekilde etkilenmiş Taşnaklar, sosyalizme kucak açtılar ve Hınçaklar ile müzakerelere giriştiler. İlkin Hınçak teşkilatının daha geniş bir federasyon kurmak için Taşnaklara iltihak edeceği şeklinde bir görüntü oluştuysa da, kendi ayn kimliklerini korudular. Yeni kurulan Rus grup kendilerini Ermeni Devrimcileri Federasyonu (Hai Heghapokhakanneri Dashnaktsuthiun) şeklinde isimlendirmeye karar verdi ki bu isim de çok kısa bir sürede yaygın kullanılan "Taşnaklar" kelimesine kısaltılıverdi. Yeni parti Merkez Komitesi'ni Tiflis'te kurdu ve Droshak'ı partinin "isyanı teşvik eden organı" şeklinde yayımlamaya başladı.
Sayfa 31 - Taşnaklar·Kitabı okuyacak
Alıntı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Belinsky önce dünyayı olduğu gibi kabul ediyor. Kendi acılarına da aynı sessizlikle boyun eğiyor. (Herkes kendi acısına katlansın. Dünyanın mantığı böyle) Fakat başkalarının acı çekmesini kabul eden insan, aynı güçle sürdüremez yaşantısını. Ve eğer insan başkalarının acı çekmesini kabul edemiyorsan dünyada haksız olan bir şey vardır ve tarih bu noktada mantıkla bağdaşamaz. Belinsky “mutlak akıl’ı değil hayatın bütünlüğünü istiyordu,” Hegel’den yola çıkan B. ona karşı çıkıyor; çünkü birey tarihi olduğu gibi kabul edemez. Kendi varlığını kanıtlamak için onu tahrip etmelidir. Böylece bir gelecek —bambaşka— kurmak için, geçmiş toptan inkâr ediliyor. 1860’ların nihilistleri ya da anarşistleri, bütün değerlere karşı çıktıkları halde, faziletli olmaktan vazgeçemiyorlar. (Bizim 1940’ların devrimcileri aynı ilkelerden yola çıkarak, her türlü moral dışı hareketlerden, yaşlanmaya başladıklarında küçük hesaplardan bir türlü kurtulamadılar. Rus anarşistleri Darwin için başlarını vermeye hazır olduklarını söylemişler; Darwin’i haklı gördükleri için Lamarck’a hain demişler. Bizde bu, ne kadar ünlü eylem adamı varsa onları hainlikle —oturdukları yerden— suçlamak şeklinde ortaya çıkmış.) Her şeyi görmeye çalışan insanın ümitsizliği, her çeşit insanı karanlık çabalar içinde görmenin verdiği bezginlik, zavallı karanlık insanların devrimlere yapışarak doğrulmaya çalışması, sefalet içinde öğrenciler, eylem dışında hiç tutunacak bilgi-görgü-sevgi vb. dalları olmayan ümitsiz gençler, bu arada toplumun ‘craze’leri: televizyon,seks, futbol, araba, kat, deniz kıyısı, geziler, gençlerin bölünüşü: eylemciler ve hippi kılıklı züppeler, tüketim sanayiinin dört nala gidişi, reklâmlar, tüccarın birikim endişesi, miskin ve ruhsuz hocalar, öğrencinin başına geçerek büyük adamlık komplekslerini tatmine
Sayfa 246·Kitabı okudu
Her halükarda Osmanlı dış borcu 1855'te hemen hemen hiç yokken, 1875'te ana para ve faiz ödemeleri Osmanlı bütçesinin yüzde 34'ünü teşkil ediyordu. İstanbul'daki İngiliz sefiri, Osmanlı Devleti'nin faizleri indirme kararının tarım gelirlerini büyük ölçüde azaltan kuraklıktan ve hükümetin vergi toplamadaki aczinden kaynaklandığını biliyordu. Ayrıca, 1864'ten 1878'e kadar Babıali nezdindeki Rus sefiri olan ve fanatik bir pan-Slavist olarak tanınan Kont Nikolay İgnatiyev'in bu işte parmağı olduğunu, yani sadrazamı faiz ödemelerini ertelemeye ikna edenin Rus sefiri olduğunu da biliyordu. Bununla birlikte, olayların seyrini değiştirmek veya İngiliz kamuoyunun Türk karşıtı duygularını değiştirmek için yapabileceği bir şey yoktu. Oysa, aynı kamuoyu, daha yirmi altı sene önce şimdiki padişah Abdülaziz'in kardeşi olan Sultan Abdülmecid'i, Osmanlı İmparatorluğu topraklarına iltica etmiş olan Macar ve Leh devrimcilerini geri isteyen Rusya ve Avusturya hükümdarlarının bu isteğini geri çevirip devrimcileri iade etmeyi reddettiği için, bir Avrupa dostu ve hürriyet şampiyonu olarak göklere çıkarmıştı.
Kırmızı Kardeşliğin antik başlangıcından beri devrimi simgeleyen renk olmuştur. Bu nedenle Rus devrimcileri Kızıllar denilmiştir. Kalkanın üzerindeki 6 köşeli Yıldız yani Davut yıldızı veya Süleyman'ın mührü vardı ve aynı sembol şimdi İsrail bayrağında bulunur.
Bizim 1940’ların devrimcileri aynı ilkelerden yola çıkarak, her türlü moral dışı hareketlerden, yaşlanmaya başladıklarında da küçük hesaplardan bir türlü kurtulamadılar. Rus anarşistleri, Darwin için başlarını vermeye hazır olduklarını söylemişler; Darwin’i haklı gördükleri için Lamarck’a hain demişler. Bizde bu, ne kadar ünlü eylem adamı varsa onları hainlikle —oturdukları yerden— suçlamak şeklinde ortaya çıkmış. Her şeyi görmeye çalışan insanın umutsuzluğu, her çeşit insanı karanlık çabalar içinde görmenin verdiği bezginlik, zavallı karanlık insanların devrimlere yapışarak doğrulmaya çalışması, sefalet içinde öğrenciler, eylem dışında hiç tutunacak bilgi–görgü–sevgi dalları olmayan ümitsiz gençler.
Sayfa 246