Ben gidince de, adam sen de, kim isterse okusun benim bu kağıt parçalarını. Ne gelecek umrumda, ne onlar. Yazıyorsam, yazmak ihtiyacı beni zorluyor da ondan. Mecburum, düşüncelerimi hayali bir varlığa, gölgeme bildirmek baskısınıçok, pek çok hissediyorum. O uğursuz gölge lamba ışığında duvardan eğiliyor, yazdıklarımı dikkatle okuyor, oburca yutuyor sanki. Bu gölge, besbelli, benden daha iyi anlıyor onları! Fakat ben yalnız gölgeme konuşabilirim. Beni konuşmaya o zorladı, yalnız o anlar, kavrar şüphesiz...
Yeniden doğulmaz. Olsan bile n'olacak? Seni iki senede, iki senede değil, iki günde aynı insan ederiz Aynı kendini düşünen, aynı haris, aynı kıskanç, aynı kötü huylu, aynı sarhoş, aynı budala oluverirsin.
Beni kuru bir ağacın gövdesine hapsetseler de başımın üstündeki gök parçasına bakmaktan başka yapacak işim olmasa da yavaş yavaş ona da alışacaktım. Kuşların geçişlerini, bulutların birbirlerine rastlayışlarını bekleyecektim...
Mektup parçası burada bitiyor, bana sadece teyzemin mâtemini anlatıyordu. Kâmran, görüyorsun ki, bizi her şey birbirimizden ayırıyor. Seninle artık iki düşman bile değiliz, birbirini hiç, ama hiç görmeyecek iki yabancıyız.