10/10
·152 syf.··
2026 36. kitabı
KİMSESİZLER COĞRAFYASI Zekeriya ÇETİN 𝘝𝘦 𝘩𝘦𝘳 𝘺𝘦𝘳𝘥𝘦 𝘢𝘺𝘯ı𝘺𝘥ı ç𝘢𝘳𝘦𝘴𝘪𝘻𝘭𝘪𝘬. İ𝘯𝘴𝘢𝘯, 𝘣𝘪𝘳 𝘢𝘤ı𝘺ı ç𝘦𝘬𝘮𝘦𝘺𝘦 𝘮𝘢𝘩𝘬𝘶𝘮 𝘦𝘥𝘪𝘭𝘮𝘪ş𝘴𝘦 𝘬𝘢ç𝘢𝘮ı𝘺𝘰𝘳𝘥𝘶 𝘬𝘢𝘥𝘦𝘳𝘪𝘯𝘥𝘦𝘯. 𝘈𝘥ı𝘮𝘭𝘢𝘳ı 𝘣𝘪𝘳𝘣𝘪𝘳𝘪𝘯𝘦 𝘥𝘰𝘭𝘢𝘯ı𝘺𝘰𝘳, 𝘬𝘰ş𝘢𝘮ı𝘺𝘰𝘳𝘥𝘶. Ö𝘺𝘭𝘦𝘤𝘦 𝘦𝘭𝘪 𝘬𝘰𝘭𝘶 𝘣𝘢ğ𝘭ı 𝘷𝘢𝘻𝘪𝘺𝘦𝘵𝘵𝘦, 𝘮𝘢𝘩𝘬𝘶𝘮 𝘦𝘥𝘪𝘭𝘥𝘪ğ𝘪 ş𝘦𝘺𝘪 𝘺𝘢şı𝘺𝘰𝘳𝘥𝘶. 6 Şubat 2023 yılında herkesin uykuda olduğu ve geniş bir coğrafyanın acı sonuçlarla etkilendiği Asrın Felaketi’ni bilmeyenimiz olamaz. Enkazdan çıkan her bir can ile sevinirken, kayıplarımız için yas tuttuk. Kimimiz yakınlarımızı kaybettik kimimiz evsiz barksız kaldık, kimimizde duyduğumuz her bir hikâyeyle elimiz yüreğimizde gözümüzden yaşları sessizce akıttık. Bazılarımız için asla unutulmayacak zamanlar olarak hafızalarda yerini aldı ama asıl o anı yaşayanlar için silinmeyecek izler bıraktı büyük deprem. Yazarımız Zekeriya Bey’de o acı günlere dair öyle etkileyici bir hikâye kaleme almış ki her ne kadar kitabımızın başlangıcında kurgusal olduğu yazılmış olsa da öyle gerçek ki hikâyemiz, gözyaşlarımı tutamadan okudum her bir satırı. Keşke o günler yaşanmasaydı ve böyle bir hikâye çıkmasaydı ortaya dedim ama insanlığın başlangıcından bu zamana yaşamın bir gerçeği değil mi sonuçları acı olan felaketler? Deprem haberi ile İskenderun’da yaşayan kuzeni Ferit’e sağ ulaşabilmek; teyze ve eniştesine güzel bir haber verebilmek için yola çıkıyor anlatıcımız. Ferit’in evinin olduğu binanın önüne geldiğindeyse içinde küçükte olsa bir ümit ile beklemeye başlıyor çünkü gördükleri yıkım karşısında yapabileceği tek şey diğer herkes gibi beklemek. Bir adam görüyor anlatıcımız, tüm acısı yüzüne sinmiş bedeni ise çökmüş bir adam. Kızı ve eşinin binanın yıkıntıları altında olduğunu bilen, kendisi sağ ve dışarıda nefes aldığı için perişan olan bir adam. Aslen Iraklı, adının da Ali olduğunu öğrendiği o adamın hikâyesini dinliyor anlatıcımız.
Kimsesizler CoğrafyasıZekeriya Çetin · İnkılap Kitabevi · 2026109 okunma
Haydin kitapçı geldi ha!
10/10
·147 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2026 20:14
“Bilmezliğin tarlasına küçük bir kültür fidanı diktim.” S. 48 Bir insan gerçekten neyi değiştirebilir? Bir köyü mü, bir zihni mi, yoksa bir kaderi mi? “Gelecek kuşaklar bu öyküyü öğrenip sevinmek, biraz da üzülmek, böylece bundan kendilerine öğrence çıkarmak isterlerse, geçerler başına, gerekeni yaparlar.” S. 147 —Peki, gereğini yapmaya var mısınız, kitap severler? Masal gibi anlatılıyor… ama bu bir masal değil. Tam tersine, insanın içini sızlatan bir gerçeklik var içinde. Çünkü o “masalsı” dediğimiz şey, aslında olması gerekenin kendisi. İnsan ilişkileri öyle sıcak, öyle sahici ki; bugünden bakınca neredeyse gerçek dışı görünüyor. Oysa kırılma tam burada başlıyor: Biz gerçeği kaybettiğimiz için, gerçek olan bize masal gibi geliyor. Demek ki insanlar isterse kendi masalını kurabiliyor. Ama bu masal gökten inmiyor… Emekle, inatla ve çoğu zaman yalnız kalmayı göze alarak kuruluyor. Ve belki de en acı tarafı şu: O masalı yaşayan insanlar vardı. Ama biz, o masalın artık mümkün olmadığına inanan insanlar olduk. Şimdi kitap sevgisini bir de Mustafa Güzelgöz’den, Dimitrios’un düşü gibi tatlı tatlı dinleyin. Mustafa Bey, belki de doğuştan içimizde olan ama birçok insanda hiç uyanmayan o kitap sevgisini öyle bir anlatıyor ki… Bu artık bir sevgi değil, bir bağa dönüşüyor. İnsan kendini, dünyayı, hatta yalnızlığını anlamaya başladığı anda kurulan o sessiz bağ… Herkes okuyabilir ama herkes o bağı kuramaz. Çünkü kitap sevgisi, sayfaları çevirmek değildir; kendine temas edebilmek, oradan da başkalarına dokunabilmektir. Mustafa Bey’in derdi tam da burada başlıyor: Uykuda bir halk… ve o uykuyu bozmak için elinden geleni değil, elinden gelenin fazlasını yapan bir adam. Bu sadece bir hikâye değil. Bu, bir insanın inatla bir toplumu uyandırmaya çalışmasının hikâyesi. Ve bu
Eşekli KütüphaneciFakir Baykurt · Literatür Yayınları · 201018,3bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
8/10
·224 syf.··
Beğendi
·
2026 9. kitabı
İncelemeye başlamadan önce epistemolojiyi kısaca açıklayalım. Epistemoloji en temel haliyle bilgi felsefesi demektir. Geleneksel felsefeciler epistemoloji, bilgiyi toplumsal hayattan kopuk, sadece kafamızın içinde olup biten bir süreç gibi inceler. Sohn-Rethel işte buna bir eleştiri getirir. O kutsal ve dokunulmaz bulduğumuz 'bilgi' kavramının altındaki ekonomik ve tarihsel temelleri kazarak bilginin kaynağının gökyüzü ya da saf zihin değil; tarla, pazar yerleri ve fabrikalar olduğunu anlatır. Kitabın en önemli noktalarından biri , sermaye ve matematiğin el ele vererek dünyayı yönettiğini söylemesi ve geleneksel felsefeye getirdiği eleştirilerdir. Bugün düşündüğümüz soyut kavramlar aslında eylemlerden doğmuştur. Düşünme biçimimiz (mantık, matematik, fiziksel yasalar), gökten zembille inmemiş; pazar yerindeki alışveriş eyleminin içinden doğmuştur. Bu da bu kavramların tarafsız olmadığını sermayenin hizmetinde olduğunu açığa çıkarır. Yazar Kant’ın "akıl kategorileri" ile Marx’ın "ekonomi politiği" arasındaki köprüyü kurar. "Adam Smith’in 1776 tarihli Milletlerin Zenginliği yapıtı ve Kant'ın 1781'de yayımlanan Saf Aklın Eleştirisi... aynı amaç için uğraşmaktadır: Burjuva toplumunun bütünüyle normal olduğunu kanıtlamak." (s. 47) Kitap, neden bazı insanların sadece emir verdiğini (zihin emeği), bazılarının ise sadece ter döktüğünü (kol emeği) sorguluyor. Bu ayrım doğal bir yetenek farkı değildir; sistemin bekası için yarattığı dev bir uçurumdur. Bilim ve teknoloji bu ayrımı derinleştirir. Taylorizm (bant sistemi) gibi yöntemlerle işçinin elindeki "bilgi" alınmış, laboratuvarlara hapsedilmiştir. Yani zihin emeği, kol emeğinin çalınmış parçasıdır. Sanayileşme ile emeğin geldiği konumu ise şöyle özetler: “Makine ve emeğin ortak bir ölçüme tabi kılınması emek süreci
Zihin Emeği, Kol Emeği Epistemoloji EleştirisiAlfred Sohn-Rethel · Metis Yayıncılık · 201111 okunma
Bir Kitap Sohbeti - 6
8/10
·168 syf.··
2026 25. kitabı
·
32 saatte okudu
·
Okunma: 08 Şubat 2026 22:07
Elina ile birlikte okuduğumuz Sándor Márai 'nin Buda'da Bir Boşanma hakkında yaptığımız sohbeti siz değerli okurların ilgisine sunuyoruz. Galeyan: Şöyle bir soruyla başlamak istiyorum, Grenier, sence katil miydi? Elina : Zor başladın sanki. Galeyan : Zor başlayalım sonrası güzel aksın:) Elina : Bence birinin ölümüne mani olmamak ile o suçu gerçekleştirmek bir noktada aynıdır. Birine yardım edebilecekken etmemiş birine sadece "kayıtsız biri" demek ile yetinmemiz nasıl mümkün değilken doktora da katil değil demek çok mümkün değil. Galeyan : Bu yaklaşım da çok acımasız değil mi? Bir soru daha sorayım, Kurtarsaydı, "Anna'ya rağmen Anna'yı kurtarmış mi olacaktı?" Yoksa sadece bir insanı ölümden kurtarmış bir kahraman mi olacaktı? Elina : Anna karakterine nasıl bakıyoruz önce onu bence konuşalım. Anna aslında yargıca aşık olmuş ama yargıcın evlenmesinden sonra da evlenmeye karar vermişti doktorla. Aslında en başından beri bu evliliğe inanmıyor muyuz? Yoksa hayır geçen senelerin sonunda fark edilen ve artık bastırılamayan bir durum olarak mı bakacağız. Galeyan : Anna evlenmesinden öncesinde Grenier'in aymazlıklarına kendini mahkum etmeseydi ruhunu boğan bu birliktelikten baştan kurtulamaz mıydı? Elina : Evet kurtulabilirdi bu yüzden her ikisinin de hatası olarak nitelendirilebilecek bir evlilikti onlarınki. Galeyan : Anna'nın hatası inanmadığı bir evliliğe kendini bırakması o zaman. Elina : İnanmadığı bir evliliğe kaçması evet. Ama durumun Anna’nın ölümüne izin vermekle olan ilgisi tüm bunlardan bağımsız değil mi? Sordun ya Anna’yı mi kurtaracaktı yoksa bir insanı mı diye? Galeyan : Bence bağımsız değil şöyle ki; Grenier tüm hayatı boyunca Anna'yı adeta fethetmeye, iradesi dahil her şeyine tamamiyle sahip olmaya çalışan bir adamken, son anda Anna'nın
Duygu ve Düşünce
Buda'da Bir BoşanmaSándor Márai · Yapı Kredi Yayınları · 2022696 okunma
Bir "Sabahattin Ali" romanı..
9/10
·408 syf.·
2026 5. kitabı
Osman Balcıgil'in kalemini ilk Celile kitabıyla tanımıştım ve çok sevmiştim. Ve sonra bir çoğumuzun kalbinde derin iz bırakmış romanlarını, daha henüz yazacakken hikâyesi yarım kalmış Sabahattin Ali'nin kalemi Yeşil Mürekkep'le tanışdım.. Roman, “Başına gelecekleri bilse, katiyen çıkmazdı o yolculuğa Sabahattin Ali” cümlesiyle başlıyor. İlk şu cümleyi okuduğum an merak ve ilgi beni tümüyle ele geçirdi diyebilirim. Ama dayandım ve en sonunda genç ve umut dolu bir yazar ve eğitimcinin bu uğurda verdiği mücadeleyi ve bedelini nasıl da canıyla ödemesini gördüm.. Ülkesinin, aydınlığa ulaşabilmesi için elinden gelen her şeyi yapan, Anadolu’nun çeşitli yerlerinde gördüğü toplumsal ve yönetimden kaynaklı eksiklikleri dile getiren Sabahattin Ali'nin eleştiri ve önerileri, Cumhuriyet için birer tehdit sayıldı adeta. Onu belki de tek anlayan kişi, Köy Enstitülerinin de kurucularından olan Hasan Ali Yücel oldu fikrimce. Sabahattin Ali, ülkesinin daha demokratik, eşit haklarla yönetilmesini, dil din ırk gözetmeksizin huzur içinde bir yaşamın mümkün olduğunu savunan ilerici bir aydın idi. Faşizmin insanlığı felakete sürükleyeceğini, bu tür zorba bir rejimin önünün kesilmesini, kapitalizmin tamamen yok edilmesini savunuyordu oysa ki. Milliyetçilik karşıtı söylemlerine, sosyalizme dair güzellemesi eşlik ettiğinde dikkatleri üzerine çekerken, öte yandan sayısız mahkeme, hapis hayatına rağmen okumaktan ve yazmaktan asla vazgeçmez. Edebiyata sayısız katkısı olmasına rağmen bu başarısını kendisinin göremeyişi derin bir üzüntü oldu benim açımdan.. Şimdi yaşasaydı ne romanlar yazacaktı Yeşil Mürekkep'le Sabahattin Ali... Roman bir taraftan da tam bir dönem kitabıdır. İki dünya savaşı yaşayan gezegende kutuplaşmaların arttığı bunun ülkelerdeki yayılımını da görüyoruz. Cumhuriyetin ilk yıllarını, bugünlere kadar
Düşünce
Yeşil MürekkepOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 20266,6bin okunma
10/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2025 59. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Aralık 2025 19:45
Klinik, sosyal ve endüstriyel psikoloji alanlarında uzman Ayala Malach Pines, üç ana bölümde sevgililerimizi seçmemizin bilinçli ve bilinçsiz yanlarını incelemiş. Giriş kısmında aşk hakkında genel bir bilgi (mitolojilerden açıklamalar, hikâyeler, aşkın çeşitleri), yazarın kitabı yazma sürecinden ve kitapta anlatırken nasıl bir yol izleyeceğinden bahsediyor. Kitabın anlaşılabilirliği açısından güzel bir giriş olduğunu düşünüyorum. BİRİNCİ KISIM / BİLİNÇLİ ROMANTİK SEÇİMLER Yeni evli çiftlerin tanışma hikâyelerini dinlerken belki fark etmişsinizdir, aynı iş yerinde, aynı okulda/sınıfta, aynı arkadaş ortamında tanışanların sayısı birbirlerini çok uzesafelerden bulanlardan fazladır. Pines’ın dediği gibi coğrafi yakınlık görünmez bir çöpçatandır. İnsan, yabancı bildiğinden uzak durur. Tanımadığı birini anlamak ya da yakından tanımak için istekli olmaz ama aynı ortamda bulunduğu, birçok davranışını gözlemlediği biriyle daha çabuk ilişkiye girebilir. Coğrafi yakınlığın bir getirisi olan sürekli temas, duygu ve düşünce aktarımını kolaylaştırıp ilişkilerin ilerlemesini sağlar. “Temas, romantik çekimi artırmak amacıyla nasıl kullanılabilir? Hiç tanışmayan erkeklerle kadınlardan iki dakika süreyle birbirlerinin gözlerinin içine bakmaları istenmiştir — ki bu, tanımadık biriyle göz göze kalmak için çok uzun bir süredir. Sonuçta hem erkekler hem de kadınlar, bakıştıkları kişiye duydukları romantik çekimde artış olduğunu bildirmiştir.” (s. 43) “Bir başka deyişle, sürekli temas, ilişkinin baskın duygusunu pekiştirir. Baskın duygu öfkeyse, sürekli temasla öfke artar. Baskın duygu çekimse, sürekli temasla çekim artar.” (s. 47) Aşkın uyarılmış bir etki olduğundan bahsediyor Pines. Yani çok mutlu ve güzel bir günde âşık olan biri, çok üzgün ya da kızgın bir günde de aynı şekilde âşık
1000Kitap
Aşık OlmakAyala Malach Pines · İletişim Yayıncılık · 2020434 okunma