s.29 Kişinin en mahrem tanığı, onu "Kale alınan","doğal","değerli","güvenilir","sevilmeye layık"Ve " saygıdeğer" biri olarak görüp ona mutluluk diyarlarının kapılarını açabildiği gibi, onu "hesaba alınmayan", "tuhaf", "değersiz" "güvenilmez" "sevilmeye layık olmayan" ve "saygıdeğer olmayan" biri olarak görüp cehennemin kapılarını da açabilir.
s.33 " iyi insan olmak" ile, "evlilik yapma uygunluğuna sahip olmak" aynı şeyler değildir.
s. 41 ..." kadın güldükçe içimde baharlar açıyordu," olmuştu.
s. 43 Bu insanlar bir kadını ne hale getirdiklerinin farkında değiller.
Hak teâlâ atmosferde yani hava denizinin içinde kardan ve doludan nice yüzbin dağlar yaratmıştır. Yeryüzünün bir tarafına kar ve dolu gönderecek olduğunda bununla görevli melek Mikâil (a.s.)’a emir verir. Mikâil de vekili olan İsmail’e emir verir; o da her yağmur damlasını Hak tarafından murad olunan yere ulaştırmak üzere bir melek görevlendirir. Nitekim Hak teâlâ: “Gökteki dağlar (gibi büyük bulut parçaların)dan bir dolu indirir” (Nûr, 24/43) buyurmuştur.
"Şeytan sizi sakın doğru yoldan alıkoymasın, o sizin apaçık düşmanınızdır." (Zuhruf, 43/62)
Hadis-i Şerif ve Manası
Ebû Said el-Hudri'nin işittiğine göre, Resûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
"Iblis, Rabbine 'Senin izzetin ve celalin üzerine yemin ederim ki yaşadıkları sürece ademoğullarını saptırmaya devam edeceğim.' demiş, Allah da 'İzzetim ve celalim hakkı için, onlar af diledikleri sürece ben de onları bağışlayacağım.' karşılığını vermiştir." (İbn Hanbel, III, 29)
"Çirkin bir eşyayı atabiliriz, güzel bulmadığımız (burada "güzelliği" sadece dış görünüşle sınırlı değil, karakter uyuşmazlığı veya ahlaki değer farklılığı gibi geniş bir anlamda kullanıyorum) birinden ayrılabiliriz; fakat söz konusu kendimiz olduğunda bu yöntem işe yaramaz. Ve Sem'in de dediği gibi: "İnsanın kendinden nefret etmesi kadar talihsiz bir şey yok." (s.43)."
Müslümanlar hayatın her alanında gerilemiş ve zayıf düşmüşlerdir. Avrupa ise siyasî, askerî, maddî ve bilimsel/teknolojik gücüyle, bütün câhiliye sapıklıklarıyla; inanç, değer, düşünce ve davranışlara tamamen hâkim olmuştur. Yahudi, alçakça planlarıyla bütün beşeriyetin geleceğine egemen olmaya çalışmaktadır.
Günümüzün bu gerçeğini -Kur'ân-ı Kerîm'i okurken anlayabileceğimiz şekilde- Allah'ın kitabında bahsedilen Rabbânî kanunlar arasında görmemiz mümkün müdür, değil midir?
Evet, bunu görmemiz mümkündür...
Meselenin, Müslümanlar bakımından ortaya konuşu şöyledir:
Allah Teâlâ Müslümanlara: Sizden iman edip salih amel işleyenlere Allah şöyle va'd buyurdu: Onlardan öncekileri halef kıldığı gibi, onları da yeryüzüne halef kilacak ve onlar için razı olduğu dinlerini temelli yerleştirecek ve korkularının ardından emniyete erdirecek. Çünkü Bana ibadet ediyorlar ve hiçbir şeyi Bana ortak koşmuyorlar. Kim de bundan sonra küfrederse, işte onlar fâsıklardır (Nûr/55) diye bildirmektedir.
Keza İbrâhîm (a.s) kissasının ardından Müslümanlara şu bildiri gelmiştir:
Rabbi İbrâhîm'i bir takım kelimelerle denedi. O da onları yerine getirince, "Seni insanlara imam/önder kılacağım" dedi. "Zürriyetimden de" deyince, "Zâlimler benim ahdime erişemez" buyurdu. (Bakara/124)
İsrâîloğulları'nın kıssasından sonra da şu ilâhî açıklama yer almaktadır:
Derken onların arkasından yerlerine gelenler kitaba vâris oldular. "Biz nasıl olsa affedileceğiz" diyerek bu ednânın arazını [en yakının/değersiz dünyanın malını) alırlar. Onun benzerini de alırlar. Onlardan, Allah'a karşı haktan başkasını söylemeyeceklerine dâir kitap misakı alınma-mış mıydı ve onun içindekileri ders edinmemişler miydi?! Halbuki âhiret yurdu, ittika edenler için daha hayırlıdır. Akletmiyor musunuz? (A'râf/169)
Birçok kıssadan