• Kıh kıh kıh! Kah kah kah! Noldu A.? İyi misin kızım? Kalk bira al dedi. Napcan birayı ev rakı dolu. Bira içmek istiyorum dedi. Para ver dedim. Ne işe yararsın lan şu dünyada a.ına koyim dedi. Haklısın dedim. Para ver. Cüzdanımdan al dedi. Sanki işini bitirmiş de para komedinin üstünde der gibi baktı. Büfeye gittim. Bir bira fiyatına ben evde bir şişe rakı yapıyorum be. Yanıma da almışım elli tl. Kaç bira eder ki buna dedim adama. Salakmışım gibi baktı. Bugün herkes bir farklı bakıyor bana. Hayrolsun. Şunlardan altı tane eder, bir de küçük fıstık al dedi. Ne fıstığı be. Öğgggkk. Leblebi aldım. Hem de orta boy. Kaderim bir tek bu noktada gülüyor. Küçük boy fıstık yerine orta bot beyaz leblebi. Siyah poşet. Sanki uranyum aldım. Eve gittim. Işıklar sönmüş. Karanlık. A. orada mısın? Ses yok. Koridoru geçtim. Şakkkk. Işıklar. Elinde pasta. İyi ki doğdun diyor bana. Tek başına. Kimse yok mu başka dedim. Kimi istersin s.kik dedi. Pastayı koydu masaya. Tamam tamam gel, sarılalım dedim. Küstü. Biraları aldım dedim. G.tüne sok dedi. Ben rakı içeceğim. Seni evden yollamanın derdindeydim. Başka türlü çıkmazdın dedi. Haklı. Ekmek al dese almam. Makarna dese evden kaçardım ama. Bir daha da gelmezdim. Hediye de almış. Kitap. Başka ne alcam senin gibi adama dedi. Bunda da haklı. A. seni sevmiyorum dedim dün ama seviyorum sanırım. Başka da kadın olmadı ya hayatımda olsun. Yeşil gözlerin bile yeter bana. İçine düştüğüm o zeytin gözlerin. Ben de sana şiir yazdım. Az önce. Sana vereceğim bu gece. Mum da alsan keşke. Sabun alıp duruyorsun. İki romantik takılırız belki. Gerçi şarap olmadı ama rakı mum yaparız. Beyaz peynirin üstüne koyarız hatta birini. Kavun zaten sevmiyoruz. Tek ortak noktamız. Gerçi sen tadını seviyorsun da şeklini sevmiyorsun. Neden diye sorup dururum ama söylemiyorsun. Neyse. A. burası benim gizli yerim artık. İsmimi de bilmiyorlar. Seni de... Yaz babam yaz. Ne güzelmiş sanal ortam. Dün gece dedin ama ilk defa bu kadar telefonla takıldın diye. Çaktırmamam lazım, o yüzden lavabodayken yazıyorum bunları. Vurma kapıya tamam. Çıkıyorum.
  • .
    Küçük bir çocuğun,
    Eteğinin ucundan tutarak
    Annesinin peşinden gitmesi gibi
    izliyorum seni;
    Bakarken senin güzelliğine,
    Unutarak kendi düşlerimi.
    .
  • Mehmet Ali Birand: Efendim, bize Karen Fogg'un çocukları diyorsunuz. Çok gücümüze gidiyor. Sanki o. çocukları diyorsunuz gibi geliyor.
    Rauf Denktaş: İyi ya Mehmet Ali Bey, biz de zaten öyle diyemediğimiz için Karen Fogg'un çocukları diyoruz. Anladığın için tebrik ederim.

    Denktaş ile Birand arasındaki bu konuşma, uluslararası bir toplantı sırasında geçmiş. Bu konuşma sonrası Mehmet Ali Birand her zamanki pişkinliği ile gülerek "ilahi Sayın Denktaş, sizinle hiç kimse baş edemez vallahi" diyerek çekip gitmiş.

    Hem Denktaş, hem Birand; ikisi de rahmetli oldular bilindiği üzere, bu konuşma da bizlere bir anı olarak kalmış oluyor.Öğrenebildiğim kadarıyla "Karen Fogg Çocukları" kavramını icat eden, yine Rauf Denktaş'mış. Denktaş, bu benzetmeyi, "Avrupa Avrupa" diye tutturan ve Türkiye'nin her şeyini Avrupa Birliği'ne endeksleyen ve bunun için siyasi iktidarlar üzerinde baskı kurmaya çalışan STK ve medya mensupları için yapmış.

    Karen Fogg kimdi?

    Bir dönemin (1999-2002) Avrupa Birliği Komisyonu Ankara Temsilcisi olan bayandı. 2002 yılında, bir Türk hacker tarafından Fogg'un internet üzerindeki yazışmaları ele geçirildi.
    Bu yazışmalar Doğu Perinçek tarafından "Karen Fogg'un E-Postalları" adıyla 2002 yılında kitaplaştırıldı.

    Aslında bu kitaptan, yine Doğu Perinçek'in 09.Aralık.2013 tarihli Aydınlık gazetesindeki köşe yazısı vasıtasıyla haberdar oldum.

    Köşe yazısında Perinçek, Karen Fogg'un "Türk tarihinin hakkından nasıl geleceğiz?" sorusunu ortaya attığını belirtiyordu.

    Şu yukarıdaki tek soru bile, bayan Fogg'un; ülkemizde geçirdiği zaman içerisinde, diplomatlığın dışında bazı ek işlerle haşır neşir olduğunun kanıtıdır.

    Peki bu ve bunun gibi e-postalarında, Bayan Fogg kimlerle yazışıyordu? Hepimizin az çok bildiği isimler aslında, bulabildiklerimden bazıları:
    Sami Kohen , Ferai Tınç, Emine U., Şahin Alpay, Mehmet Altan, Cengiz Çandar, Mehmet Ali Birand ve Cüneyt Ülsever.

    Bayan Fogg'un ele geçirilen e-postalarını, dolayısıyla Doğu Perinçek'in kitabını merak ettim, aradım, ancak eski bir kitap olduğundan olsa gerek bulamadım...

    Ben de internet üzerinden e-postaların peşine düştüm;
    pek yok ama olanlar da fena değil hani:

    Karen Fogg'dan Şahin Alpay'a
    "Bana göre bundan sonra izlenecek yol, Kuzey Kıbrıs'ta Türklerin sesi olan Denktaş'ın itibarını azaltmak ve onun Ankara'daki hiyerarşi ile askeri temsil ettiğini AB'ye göstermektir."
    Karen Fogg 1 Nisan 2001 tarihinde gönderdiği maille Cengiz Çandar'dan AB'nin çıkardığı Güncel Haber için makale istiyor ve son cümlesinde parantez içinde diyor ki:

    "Birinci sayfada AB ve Avrupa bütünleşmesi olarak tercihen katışıksız Türk görüşünün dışında bir şeyler yazan her ay başka bir seçkin Türk köşe
    yazarının makalesi var. Nitekim Şahin Alpay IGC üzerine, Lale S güvenlik ve savunma üzerine, Cüneyt C tarım üzerine, Emine Y telekom üzerine yazdı.
    Ferai T, mehmet Ali B, Samy C, Semih İ, Zeynep G Mithat M, Mim Kemal bu yoldan geçtiler. (...) şimdi senin sıran. Güncel bir Avrupa konusu üzerine Türkçe 400-500 kelimelik bir makale üretmek
    ve bize e postayla 9 Nisan'a kadar (...) bizim konuk köşe yazarımız olur musun?
    (Ödeme mümkün, bize makbuz gönder.)"

    Çandar'ın 3 Nisan tarihli yanıtı şuydu:

    "Sevgili Karen,
    Senin bir önerini nasıl geri çevirebilirim? Sizin sayfalarınızdan geçenler kuyruğunda en son sırada oluşum şaşırtıcı..."Kim ola ki bunlar?

    "Kullanılacak Kuvvetler: Uyuyan Güzeller" ve "Tecrit edilecek Kuvvetler:
    Uyuyan Köpekler"
    Şimdilik bunlar... Eğer kitabı bulabilirsem, Karen hanımın ilginç bulduğum
    diğer e-postalarını da burada paylaşırım elbet...

    Bu münasebetlerin ve e-postaların ortaya çıkmasından sonra Karen hanım Türkiye'den ayrılmak zorunda kalmış; bir başka görüş ise, böyle bir şeyin olmadığı, görev süresi sona erdiği için memleketimizi terk ettiği.
    Bilemem...

    Rahmetli Mehmet Ali Birand ile başladık, yine onunla bitirelim istedim:

    Birand 2002 yılında, Kıbrıs''ta teslimiyete karşı çıkanları hedef alıp şöyle diyordu:

    "Azınlık bir ulusalcı grup, şaşkın şekilde hala ‘vatan elden gidiyor' edebiyatı yapıyor. Bazıları, Karen Fogg çocukları diye hücum ediyorlar. Öylesine cahiller ki, yapılan değişiklikleri ‘AB''ye verilmiş bir ödün'
    sanıyorlar. Oysa bu ülke ilk defa, tabuları yıkıyor. Örümcek ağlarından kurtuluyor. Ulusalcıların kısır ve kapanık dünyasından kışla disiplinini çağrıştıran
    yönetim şeklinden kurtuluyoruz. Ulusalcılardan bir köşe yazarının sözlerine katılıyorum: Söz uçar, yazı arşivde kalıp belge olur. Gelecek kuşaklar bu yazıları okuyacak, kimin haklı olduğunu görecek."

    Söz uçtu, yazı kaldı. ""Demokrasi palavra, AB sizi kullanıyor" diyen" cahiller, örümcek kafalılar, ırkçılar, paranoyaklar" haklı çıktı.
    Tabulara ne oldu bilmem ama işbirlikçilerin hayalleri yıkıldı. Birand''ın, "cahiller"in seviyesine gelmesi 8 koca yıl sürdü.
    O da sonunda ""AB bizi kandırdı"" dedi...
  • .
    Biliyorsun ki, sevgili kardeşim, bu küçültücü dünyada bir kurbanım ben. Cehaletin kurbanı. Gecenin ürkütücü sessizliğinde oturup içini döken ve sana gönlünün sırlarını açıklayan bu kız kardeşe duygudaşlık yapacak, onu anlayacak mısın ? Ama ben, senin duygularımı anlayacağından eminim, çünkü aşkın senin de kalbine uğadığını biliyorum.
    .
  • Sizi tanıyabilir miyiz?
    "Eğer çok konuşuyorsanız, çok az şey konuşuyorsunuz demektir!"

    G.S. Lavhuk
  • Divan örtüsü diye bir şey vardır. O örtüyü eşekler s...sin. Bozulmamalıdır. Çocuklar bozar, büyükler azarlayarak düzeltirdi. Divana çıkarsın. O örtü aşağı doğru sarkar. Hemen sarkar ama. Sarkmak için dokunmanı bekler sanki g.t. Bu hayatta süt, kaymak çabuk bozuluyorsa divan örtüsü için cümle kurmayacağım. S..tirsin gitsin.