Özgür Bacaksız

Özgür Bacaksız

Yazar
6.2/10
1.208 Kişi
·
4.257
Okunma
·
204
Beğeni
·
12808
Gösterim
Adı:
Özgür Bacaksız
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Diyarbakır, 3 Temmuz 1987
Üniversite öğrencisi olduğu günlerde, ev arkadaşları batak oynarken o kitap karıştırıyordu. En sevdiği paragrafların altını çizmekle yetinmedi, paylaşmak istedi. “Bilgisayar başında bu kadar boşa zaman geçirme” eleştirileri altında, Felsefe Kulübü adında bir Facebook grubu kurdu. 50 arkadaşıyla başlayan kulüp, 4 yılda 1.700.000 üyeye ulaştı.
Üye sayısıyla, Türkiye’nin en büyük felsefe kulübü oldu. Facebook’ta açılan tüm beğen sayfaları içinde ilk 10 a girdi. 25 yaşında ilk kitabı yayınladı. En beğenilen felsefi sözleri, Bilgelikle Yaşama Sanatı adıyla kitaplaştırdı. Kitabının arka kapak yazısını Mümin Sekman yazdı.
“Bilgelik sevgisi” anlamına gelen felsefeyi Türkiye’de yaygınlaştıran, başarısıyla Facebook fenomenlerinden biri olan Özgür Bacaksız, başarı hikayesini anlattı…
1-Bize biraz kendinizi tanıtır mısınız? Özgür Bacaksız kimdir?
Diyarbakır’da doğdum. 25 yaşındayım. Hatay/İskenderun’da yaşadım, ailem hâla orada. İskenderun bizim için ikinci memlekettir. 25 senedir oradayız. Babam emekli öğretmen, annem ev hanımı. Bir abim var uzman doktor , bir de kardeşim var o da liseye gidiyor. Annem hep subay olmamı isterdi. Adıyaman Üniversitesi’nde muhasebe okudum, şu an açıköğretim felsefe bölümünden devam ediyorum. Yazı yazmaktan, kitap okumaktan, sorgulamaktan son derece memnunum. Şu an tek bir amacım var sosyal anlamda, bilgi ve yazı anlamında bu ülkeye, insanlara bir şeyler verebilmek.
2-Felsefeye olan ilginiz nasıl başladı?
Felsefeye ilgim üniversite yıllarımda başladı, o yıllarda kişiliğimde sorgulamacı bir eğilim doğmuştu. Sanırım geçmişten gelen bir eksiklik vardı bilgi anlamında, bu eksikliği felsefi bilgi ve değerlerle kapatmaya çalışıyordum.
3- Felsefe Kulübü’nün kurma fikri nasıl doğdu? Kulüp nasıl büyüdü?
Yine aynı dönemde, yani üniversite yıllarımda kurdum Felsefe Kulübü’nü. Genelde odamdaydım, yalnız kalırdım. Ev arkadaşlarım sürekli batak oynarlardı, ben ise araştırmayı ve karıştırmayı, bilgisayar işlerini severdim. O ara en sevdiğim sığınaktı kitaplar. Kulübü açmamda kitaplara olan ilgim en etkili faktördü.
Sayfayı açtığımda içinde fazla üye yoktu, dostlarım, yakın arkadaşlarım. Yani toplasanız 50 kişi anca vardı. Ama sayfa 50 kişi de olsa ben sürekli özgün alıntılar, paylaşımlar, felsefi fragmanlar atardım. En başından işinizi iyi yapmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Bu 50 kişinin de o paylaşımları beğenmesi, paylaşması kısa zamanda sayfanın 1000 kişi olmasına vesile oldu…
Tabi 1000’li rakamlara geçince sayfa ve yaptığınız iş daha özveri daha çok özgünlük istiyor. Beni tanımayanlar da vardı, belki farklı görüşten insanlar da. O gün bugün yani 4 yıldır her zaman özgün oldum, hiçbir zaman seçkin ve kaliteli sayfa yapısını bozmadım. Bugün 2 milyona geldiyse üye sayısı en etkili nedeni budur. Farklı bilgileri, değerleri, cümleleri, paragrafları arayan insanlar kulübe üye oldular ve geneli memnun. Bu sevindirici tabi.
4. Projenizin fikirsel hazırlık süreci ve hayata geçirilmesi aşamasında “yapamazsın” ya da “başarılı olamazsın” diyenler oldu mu? Şayet oldu ise bu tutumlar sizi nasıl etkiledi?
Aslında bu proje miydi, hobi miydi bunu tam olarak bilmiyorum, ilk yıllarda hedefim yoktu. İlk sayfayı kurduğu zamanlarda ailem, çevrem, yakın dostlarım bilgisayar başında fazla durmama üzülürlerdi! Benim için ise bu boş zaman kaybı değil, orada işin aslı eğitimdi, bilgi dünyasında olmaktı. Eğitim üzerine işler yapmak sanal bile olsa insana ilham veriyor. Yani kendimi, düşüncelerimi değiştirmeme internet önayak oldu. Felsefeyi tanımlayan bir özdeyiş vardır,: “ önemli olan varmak değil yolda olmaktır” Ben de seviyordum yolda olmayı. Kimseyi dinlemeden bir ağaca sürekli gübre ve su verdim. İnsanlara 4 yıldır taze, özgün, bilgi dolu paragrafları sunuyorum. Ben sadece işimi yaptım, aynı hassasiyeti sürdürdüm, sürdürüyorum.
5. - “Başardım” duygusunu hangi eşiği geçtikten sonra hissettiniz? Felsefe Kulübü’nün yakaladığı başarıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sayfanın üye sayısı bir milyonu geçtikten sonra bir şeyleri başardığımı düşündüm. Bu ülkede her kesimden insanın felsefeye ilgi gösterdiğini, bazı şeylere karşı merakla yaklaşıldığını gördüm. Belki uyuyan devi uyandıramadık ama uyanması için dürttük! Benim için en büyük mutluluk bu. Düşünsenize yüzbinlerce sayfa var, şirket sayfaları var, sanatçı sayfaları var, futbol sayfaları var ama biz “eğitim ve felsefe”den gidiyoruz, üye sayımız iki milyona yaklaştı. Bundan daha çok ne gurur verebilir?
6. Gönderilerinizi seçmekte başarılısınız k, bu kadar büyüdünüz. Sözleri neye göre seçiyorsunuz? Kulübü yönetirken ilkeleriniz/prensipleriniz neler?
Sözleri ve paragrafları evrensel bir bakış açısıyla seçiyorum. Her ideolojiden, her düşünceden, ayrı dünyalardan insanlar mevcut. Bazen tüm kitleye hitap etmek zor oluyor. Bazen mahalle baskısına da maruz kalıyoruz tabii! O yüzden ince eleyip sık dokuyorum. Bana göre her bilgi değerlidir, her filozof, her yazar, her düşünce adamı değerlidir. Felsefenin güzelliği de burada yatıyor aslında, evrenselliğinde ve çeşitliliğinde.
7. Felsefe Kulübü’nün geleceğine dair planlarınız neler?
Bugüne kadar sayfayı ne ticari ne de ideolojik kullandım. Sadece sanal bir kütüphane havasında, insanları bilgilendirerek mutlu etmek istedim. Gelecekte gerçekten böyle bir kulübün reel anlamda da var olmasını istiyorum.Bazı şeyler artık sanaldan reele taşınmalı. İnsanlara sosyal anlamda bir şeyler vermeliyim diye düşünüyorum. Bilgelikle Yaşama Sanatı kitabı reele doğru adımımızın ilk aşaması. Okunmamış paragrafları, görülmemiş bilgileri insanlara aktarmalıyız.
8. “Bilgelikle Yaşama Sanatı” adlı bir kitap hazırladınız. “Bilgelikle Yaşama Sanatı” konusunda neler tavsiye edebilirsiniz?
Bilgelikle Yaşama Sanatı kitabını 7 ayda derledim. Derlerken kulübün verdiği istatistikleri kullandım, yani sosyal medyada insanların en çok ilgi gösterdiği paragrafları, filozoflardan fragmanları , bilgelik hikayelerini bir araya getirdim. Bu alanda böyle bir çalışma ilk. Özdeyiş derlemesi şeklinde antoloji kitapları var, ama filozoflardan ve yazarlardan paragrafları bir arada görmek daha yararlı diye düşünüyorum. Bence başucu kitabı olabilir, değerli paragraflar var. Felsefeye gönül veren tüm dostların kitapçıda bir göz atıp karar vermesini isterim.
9. Kitabınızın arka kapak yazısını Mümin Sekman yazmış. Sekman’ın kitaplarının hayatınızda bir rolü var mı?
Evet, arka kapak yazısını değerli Mümin Sekman yazdı. Ona içten teşekkürlerimi iletiyorum. Ben kendimi onun öğrencisi gibi gördüğüm için ona “hocam” derim. Hocamla İstanbul’da tanıştık, sayfa 1.000.000 olduktan sonra İstanbul’a gelmiştim. Hayatım yayın ve yazar dünyasına kaydı. Yaptığım iş, kitlem, çevrem hep bu dünyadaydı.
Yine Üniversite yıllarımda Her Şey Seninle Başlar kitabını okumuştum, bizim dönemimizde o yılların gerçekten en değerli kitapları arasındaydı. Özellikle üniversitede başarı üzerine kitaplar bizim için çok önemliydi. Benimde bir çırpıda okuyup bitirdiğim kitaplardandı. Kitap içinde felsefi, bilimsel örnekler, cümleler, bilgece paragraflar çoktu. Bence temel başarı kitapları arasındaki en nadir eserlerdendi… Her yaştan insan okumalı, okutulmalı.
Bir gün hocam’a mail atmıştım, birkaç konuda onun düşüncelerini almak, bilgi anlamında onunla çalışmak, beraber sosyal alanda iş yapmak istemiştim. Sonra onunla tanıştık ve beraber iyi işler yaptık diye düşünüyorum. İnsan bazen klavuza ihtiyaç duyar. Benim bu şehirdeki ve bu hayatımdaki kılavuzum Mümin Sekman. Kendisinden daha öğrenecek çok şeyim var, bunun bir listesini yapmadım. Listeyi doldurmak önemli değil, önemli olan listeye eklediklerini iyi uygulamak. Ben de hocamın öğütlerini, eğitim alanında bana verdiği tüm bilgeliği kendi hayatıma yansıtmaya çalışıyorum.
10. Attığınız bir mesajın milyonlarca insana ulaşması nasıl bir duygu?
Paylaşımların milyonlara ulaşması tarifsiz bir duygu. Öğrenmekten mutlu olan milyonlarca insana, onları mutlu eden bir bilgi parçası veriyorsunuz. Farklı insanlar, duygular, düşünceler, yorumlar. Bu kadar farklı insan çeşidi olduğunu görmek de güzel bir duygu. Her insan gerçekten mücevherdir. Biliyorum buna inanmıyoruz, klişe olduğunu düşünüyoruz. Ama inanın bana her insan bir mücevher. Ve herkesin içinde yatan o merak duygusu, insanların kendilerini bulmalarının anahtarıdır bence. Sayfayı takip eden milyonlarca insan bunun farkında. Hayatın anlamını arayanların platformudur Felsefe Kulübü.
11. Alanınızda en çok üyesi olan sayfayı 4 yılda oluşturmayı başardınız. Farklı konularda sayfa açıp da sizin başardığınızı başarmak isteyen gençlere önerileriniz nelerdir?:)
Önerim şu ki; gerçekten insanlara faydalı olan işi yapsınlar, o özgünlüğü yakalasınlar. Kopya bir yaşam, zincirlere takılı kalmak insanı özgür kılmaz. Farklı olanı, insanlara lazım olan tüm bilgileri ortaya çıkarmamız lazım.
12. Kitabınız yeni çıktı; çiçeği burnunda bir yazar olarak, ilk kitabınızın çıktığını görmek nasıl bir duygu? Kitabınızla ilgili gelişmeler neler?
Evet. Felsefe Kulübü / Bilgelikle Yaşama Sanatı kitabı bir hafta önce Destek yayınlarından çıktı. Kitabı kendi üyelerim için derledim aslında, Felsefe Kulübü’nün kitap hali de diyebiliriz. Tabi sayfaya üye olmayan insanların da okuması gurur verici. Şu an ilk hafta olmasına rağmen çok heyecanlıyım J Çünkü sanaldan reele adım attık. Bu heyecan başka! İlk haftada çok satan kitaplara girmiş durumda. Raflarda, özellikle felsefe raflarında insanlar çok ilgi gösteriyor. 2. Baskıya da geçti. Çok yakında 3. Baskıya da geçer gibi gözüküyor.
Çok satması değil de çok okunması taraftarıyım. Yani aynı kitabın birden fazla okunmasını isterim. Çünkü oradaki paragraflar hayatın her evresinde gerekli. Siz yenilendikçe okuduğunuz o metinler de yeni anlamlar kazanır. Kütüphanelerimizde olması gereken bir kitap. Gerçeği söylemek gerekirse kendime yazar demiyorum , ama yazarlık yolunda bir adım attığımı biliyorum. İlerde kendi kitaplarımı oluşturduğumda bu bana tecrübe olacak. İnsanlar için yararlı bir işe imza attığımı düşünüyorum ve devamının geleceğini umuyo
" Asla iyileşmeyecek çocukluk yaraları vardır, her zaman hayatınızın bir köşesinde duruyorlardır. Görmez, dokunamazsınız... O yaralar hala içimizdedir. "
"Eğri ve yamuk yırttığımız kağıtlara hiç tahammül edemedik,her zaman kusursuz kağıt yırtmaya çalıştık.Kaldı ki sırf bu yüzden defterimiz hep erken bitti.Annem 'oğlum yiyor musun bu defterleri?' dediğinde hiç gerçeği söyleyemedim.Yine bundandır ki eğri ve yamuk insanlara hiç tahammül edemedik.Netliğin ve biçimin,doğrunun en beyazında yer almak istedik.Onları sayfa dışında bıraktık.Yeni gelen harflere ve cümlelere temiz bir alan bıraktık."
144 syf.
·1/10
Gelirleriyle çocuklara kitap hediye ettiğim YouTube kanalımda Bazı Yollar Yalnız Yürünür kitabını okumadan ölebilirsiniz dedim: https://youtu.be/cZco9tl4rBs

Binlerce kişinin okuduğu ve hatta yüzlerce kişinin epey yüksek puanlar verdiği, kitap fuarında bana sıkça sorulan bir kitabı yorumluyorum bugün, toplaşın. Yine çok acayip yerlere gittim...

Sabah duşunu her gün Ganj Nehri'nde alan ve Ferrari'sini hiç düşünmeden satan bilgenin galericisi olduğu söylenen Özgür Bacaksız'ın bu "felsefe" kitabına konuk oluyoruz.

Google'a Özgür Bacaksız hakkında bilgi almak için girdiğimizde görüyoruz ki yazar hakkında
"Türkiye'ye felsefeyi sevdiren genç bir yazar Özgür Bacaksız." cümlesi yazıyor. Hmm, peki. E eğitimi, mezuniyeti, uzmanlık alanı neymiş bir bakalım dediğimizde ne görüyoruz? Adıyaman Üniversitesi muhasebe mezunu. Yani tam bir win-win olayı var. Ben şu an Manisa Celal Bayar Üniversitesi tütün eksperliği bölümünden mezun olup kuantum fiziği üzerine kitap yazsaydım bence daha az absürt görünürdü diye düşünüyorum. Neyse, biz incelemeye devam edelim...

Kitabın ana felsefesi:
"Kendine, “birilerine hiçbir zaman ihtiyacın olmayacağını” sürekli tekrarla."
Ne kadar mantıklı değil mi? Yani Özgür Bacaksız, bu kitabını yayımlatabilmek için kesinlikle bir ağaç kesme ve boylama operatörüne, o ağaçları taşıyan kamyon şoförüne, kağıt fabrikasındaki işçilere, yayınevi sahibine, redaktöre, editöre ve özellikle de bu kitabı sadece Kitapyurdu'ndan alan 10 bin okura hiçbir zaman ihtiyaç duymamıştır bence de.

Kitaptan yoğun bir Nilgün Bodur kokusu geldiğini söylemem gerek, yani felsefe kitabı niyetiyle alıp internet gazetelerindeki tıklama tuzağı haberlere tıklamışcasına bir tat almış oluyorsunuz. Birkaç alıntı söylemem gerek bunu kanıtlamak için:

"Umudu öldürüp, nefreti toprağa dikmek isteyenlerden uzak dur." (s. 11) demiş Özgür Bey. Bu düşünce güzel bir düşünce fakat işin sıkıntısı şu... Bu cümleyi dedikten 1 sayfa sonra Özgür Bey, Nietzsche'den alıntı vermekle başlıyor kitabına. E Nietzsche'nin "Ümit kötülüklerin en kötüsüdür, çünkü işkenceyi uzatır." alıntısı yok muydu? Ben bugüne kadar çok çelişkili insan gördüm ama Özgür Bacaksız kadar çelişkilisini de az görüyorum. Bunu birazdan daha iyi anlayacağız.

Kitap, 1 sayfa yazı 1 sayfa resim olacak şekilde ilerliyor. Kitabın ana temasının başkasına ihtiyaç duymamak olduğunu söylemiştim. Hemen 13. sayfasında ise bizi şu fotoğraf karşılıyor:
https://i.ibb.co/cvdZFpN/e-satran.jpg
Evet, satranç. Sanırım Özgür Bacaksız, dünyaca ünlü Garry Kasparov'un bile yapamadığı başkasına ihtiyaç duyulmadan oynanan tek kişilik satranç adlı bir oyunu icat etmiş. Stefan Zweig'ın bunu göremeden ölmüş olması gerçekten çok üzücü...

Esas bomba kısımlardan birisi şu, 15. sayfada ve daha pek çok sayfada ego ile ilgili yazanlardan birisi şu :
"Egosunun zincirine takılanlar ne âcizdir."
Kitabın sonraki sayfalarında Sigmund Freud'dan alıntılar veren Özgür Bacaksız'ın, Freud'un id, ego ve süperegosundan zerre kadar haberi olmadığına adım kadar eminim. Çünkü bak kardeşim, ego sağlıklı bir insan olmanın baş şartlarından biri zaten. Ego, ne kadar iyi çalışırsa o kadar kimliğin bütün olur, sorgulayabilir ve kendine hakim olabilirsin. Yani senin sandığın gibi halk dilindeki ego, yanlış bir kullanımdır. Egosunun zincirine takılanlar esas insan olmayı başarabilen büyük filozof ve yazarlardır.

19. sayfada;
"Gözlerin... O güzel gözlerin saflığını yitirdi. Görüp de müdahale etmedin, edemedin, çürüdü gözlerin."
diye bir alıntı geçiyor. E tamam güzel, böyle bitirseydin keşke. Hemen bir sayfa sonra bir resim paylaşılmış, o da şu:
https://i.ibb.co/9y3JmG9/ha.jpg
Bilmeyenler için bunun ne olduğunu söyleyeyim,
"Psychedelic Tapestry" Yani saykodelik dokuma, işleme demek. LSD tribine giren insanların halüsinasyon gördükleri zaman neler gördüğünü temsil eden illüstrasyon çalışmaları bunlar. Yani o güzel gözlerinin saflığını yitirip çürümesi çok normal bence kardeşim.

Kitabın içinde herhangi bir felsefeyle uzaktan yakından alakası olmayan şeyler dendikten sonra her sayfa arasında şu tür resimler var:
https://i.ibb.co/FYK1sV5/bu-ne-la.jpg
Biraderim, felsefe ile resimdeki kübizm akımının nasıl bir alakası var? Hayır, okur anlamaz zaten, okur gerizekalıdır, güzel bir resim der ve geçer diyorsunuz biliyorum. Ama ben geçmiyorum işte gördüğün gibi, üzgünüm.

99. sayfada "Esnek ol, bazen Gandi, bazen Mevlana ol." demiş kendisi. Valla benim Vodafone'da esnek paketim var, ben bile istediğim zaman Gandi, istediğim zaman Mevlana, hop bugün de canım sıkıldı biraz Zeus olayım diyemiyorum. Ama bir telefon şirketi eğer bir gün tasavvuf paketi çıkarırsa eminim ki Özgür Bacaksız bu fırsattan istifade edip hemen esnek tasavvuf paketine geçecek gibi duruyor.

Bu kadar şey dedikten sonra en son olarak bir de kitabın -evet kitabın- Instagram sayfasına bir göz atalım:
https://www.instagram.com/felsefeklubu/
Kitap en fazla 20-25 bin satılmış olmasına rağmen sayfanın 680 bin takipçisi var. Yorumlarda hep aynı tip baş parmaklı onaylamalar, süperler, aman ne güzeller, yani parayla sahte yorum yazdırmalar falan... Yani sayfanın epeyce bir takipçi satın aldığını ilkokul çocuğu bile anlayabilecek kapasitede.
E kardeşim, sana sormazlar mı? Hani "Kendine, “birilerine hiçbir zaman ihtiyacın olmayacağını” sürekli tekrarla." diye? Lan zaten Türkiye'de felsefe ile ilgilenen insanları toplasan kaç kişi eder? Demek ki, kendine, takipçi satın alma hariç olarak birilerine ihtiyacın olmayacağını tekrarla olarak değiştirmen gerek o sözü.

Duymak istediklerinizi ve hoşunuza gidecek şeyleri söylüyor diye bu tür kitaplara prim veriyorsan Allah veya inandığın hangi Tanrı ise o sana akıl fikir versin kardeşim ama ben yine de sana bir kıyak yapıp felsefeye başlangıç yapabileceğin birkaç kitap yazmış olayım. Bu iyiliğimi de unutma. Kıps.

1- Büyük Filozoflar (Platon'dan Wittgenstein'a Batı Felsefesi), Bryan Magee
2- Felsefeye Giriş, Ahmet Arslan
3- Felsefeye Giriş, Kazimierz Adjukiewicz
4- Felsefenin Temel Disiplinleri, Heinz Heimsoeth
5- Felsefe Sorunları, Bertrand Russell

Bonus:
1- Felsefe Sözlüğü, Ahmet Cevizci
2- Sofie'nin Dünyası, Jostein Gaarder
144 syf.
·1 günde·2/10
Yazar vardır içindekileri kişilere ulaştırmak için yazar ve maneviyata önem verir. Yazar vardır reklama abanır, sağdan soldan önemli düşünceleri kopyalar kitabında bunlara yer verir ve üç beş cümle ile yorumlar maddiyata oynar.

Reklam+Güzel bir kapak ve kitap ismi = para. Bu kadar basit olmamalı bence. Okurken sıkıldım, bildiğimiz şeyleri anlatıp durdu. Yeni kattığı bir şey varmıydı ben görmedim. Bu sıkıntının aynısını Uğur Koşar’ın kitaplarında da yaşamıştım.

Kitap ünlü kişilerin sözleri ve ona yazarın yorumları eşlik ederek devam ediyor. 140 küsür sayfa ve yarısı görsel. Görseller inanın yazılan cümlelerden çok daha derin ve manalı. Normal kitap baskısı olsaydı eğer 50 sayfayı görürmüydü? Sanmıyorum.

Çok boş bir kitaptı. Sadece “doğru ve yalan’ın” hikayesini sevdim. Varsa boş bir iki saatiniz okuyun. (Yok ya yine okumayın) Yoksa eğer hiç sayfasını dahi açmayın. Vasat bir kitap.

Sevgi ile kalın.
128 syf.
·2/10
Canım ülkemiz yine ve yeniden, (affoluna, ağır ithamlarım olacak ) deli saçması bir kitabı göklere çıkarmış. Elimdeki kitap 56. Baskı!

Peki ben nasıl okudum bu kitabı?
Ablamın bu ay aldığı kitapların arasındaydı kendisi. Kapağı itibariyle olsun, ismi itibarıyla olsun gayet dikkat çekiciydi. Benimde elim buna gitti tabiki.(Şeytana uyduk ) 1kdaki incelemelerden birkaçını okuduğumda da okunabilecek(!) bir kitaba benziyordu. Neyse başladım kitaba sonra ama eğer bir cümleyle anlatacak olursam; içeriğinden çok kitabın ismine özenilmiş gibiydi. Cümleler vasat, cümleler laubali, cümleler saçma, cümleler edepsiz...

Aklıma gelmişken şunu da söyleyim, incelemenin bir tanesinde yazarın kendi kitabı için "edebi bir değeri yok, sadece samimi ve sıcak " dediğini öğrendim. . Tabi kitabı okuyunca bu bana komik geldi, kahkaha atmaya başladım. Samimiyet bu kadar basitlikle mi oluyor? Samimiyet bu cümle mi gerçekten:
" bakmak bizim için hayattı. Bizim için teneffüsteki beslenme çantasından halliceydi" :D

Aynı incelemede "çocukluğu sorunlu ve duygusal geçenler bu kitabı okusun" demişti okur. Ablacım şu hikaye mi etkiledi seni:
Kaktüsüm vardı kuru ve sarı ama onu sulamaktan vazgeçmedim. Her gün ama hergün suladım. Sonra yeşermeye başladı bazı yerleri. Mutluluğumu tarif edemem. Onu sevmek için dokunduğumda dikenleri elime battı. O günden sonra ona bakmadım korktum. "Hayatın kuralıydı bu sevmek bazen insanın canını yakıyordu." :)))) :D hahaha
... yani çocukluğu sorunlu geçenler buna hüzünleniyor mu gülmek yerine bu kitabı okuyunca. Allah aşkına arkadaşlar :/ neden gerçekci konuşmuyoruz?


Devam edeyim isterseniz..
İçeriğinde bahsedecek pek birşey yok açıkcası. Ama yazarı tanıtmadan da geçmek istemiyorum.

Neyin nesi bu Özgür bacaksız? .
1k ahalisinin her gün yüzlerce kez yaptığı alıntıları paylaşarak ün kazanmış kendileri. Kitap yazmaya karar vermiş sonra. Haydi arkadaşlar hepimiz yazıyoruz.. Bizim alıntılarımız güzel değil mi yoksa? :( Bu projeye dileyen katılabilir :)
Neyse Alıntı ama daha çok felsefik alıntı paylaşarak nam salmış bir genç adam. Pek adama benzemiyor yazdıkları ama.. neyse tutacağım ağzımı.. Hatta "Türkiye'ye felsefeyi sevdiren genç" diyerek anılıyormuş. Gülesim geliyor yine.. :) :D, tamam, tamam.. Kendisine yapılan bir Rapörtajda özgün olduğu için bu denli ses getirdiğini söylemiş.. Bence ismini dile getirirken yanlışlıkla" r" yerine "n" diyivermiş. :) İsmi rağbet görmüş, yazdıkları beş para etmeyen birisi zira..

Sözümü fazla uzatmayacağım ama ricam odur ki, çocuklarınıza, arkadaşlarınıza, hatta kimi görüyorsanız okutmayın bunu. Geri dönüşüme atmanız dahilinde bir işe yarayabilir kendisi.. Küfür olsun,hadsizlik olsun her bişey var içeriğinde. Sarhoş bir adam konuşuyor gibi sanki yazılarda.. Ayık yazmadığına kanaat getiremiyorum..

2 puan verdim. Biri diğer yazarlarımızın alıntısı için, diğeri de kapağı içindir.. Velhasıl bu hanım böyle anlattı da bize abartıyor mu acaba demeyiniz diye üç beş resim de ekliyorum Çok özür dileyerek...

https://i.hizliresim.com/dv75Dp.jpg

https://i.hizliresim.com/jgQ5aD.jpg

https://i.hizliresim.com/nQJ7d5.jpg

https://i.hizliresim.com/RrOYAZ.jpg

https://i.hizliresim.com/0RGq6R.jpg

https://i.hizliresim.com/GmyYMV.jpg

Hayra Emanet olunuz...
144 syf.
·1/10
Bu kitaba kesinlikle para verip de almayın. Bu kağıt yığını, edebiyat gibi muhteşem bir sanat dalını ticari amaç için kullanan bir zavallının ortaya çıkardığı bir üründür! Nasıl bir kişilik bozukluğu var ki bu Bacaksız soyadlı adamın sağda solda reklamını yapıp kitapevlerinde raflara koydurmaya utanmamış bu rezaleti. Kitap başta sona alıntılarla dolu. Böyle kitap mı yazılır yahu? Bu okura büyük bir saygısızlıktır. Bu okura okur gözüyle değil kazıklanacak müşteri gözüyle bakmaktır. Hani tüccarlar vardır Eminönü'nden 2 liraya aldığı şeyi size Nişantaşı'nda 10 liraya satmaya çalışırlar... Bu Bacaksız da sağdan soldan bir sürü satırı paragrafı aşırıp sayfaları şişirmiş bize kitap diye yutturmaya çalışıyor. Bir de utanmadan "Bazı yollar yalnız yürünür" yazmış. Senin yolun yol değil Bacaksız sen bir zahmet defol git ve yalnız yürü o iğrenç yolunda. Okumayın okutmayın rafta gördüğünüz zaman üstünü başka bir kitapla örtün!
Özgür Bacaksız'ın, edebiyattan uzak durması gerektiğini gözler önüne tekrar seren bir kitabı daha. Lütfen Özgür, daha fazla zorlama. Tavsiye etmiyorum kitabı.
144 syf.
·Beğendi·8/10
Yaşı otuzun üzerinde olanların okurken yüreğinin burkulacağı ve kendilerinden mutlaka bir kesit bulacağı nostaljik bir anı kitabı. Arka arkaya polisiye okuyunca mola verme adına çocukluğuma döndüğüm keyifli ve eğlenceli bir okumaydı. Anlatımı fazla basit olsa da yoğun ve yorucu okumalardan sonra iyi geliyor...
143 syf.
·1 günde·2/10
Büyük bir hayal kırıklığı yaşadım. Kitabın arkasında 90'lar ve masumluk yazısını görünce sıcak bir hikayedir diye hayal kurup almıştım. Kitaba gelirsek; yazar 90'ları çocuk olarak geçirmiş nostalji tarzında argo kelimelere yer vererek anlatmış okurken sanki kitap okuyormuş gibi değil de Özgür Bacaksız'la sohbet ediyormuş hissi yarattı.

Yarım bırakmamak için bitirdiğim, kapağını kapattığımda bana ne kattı diye düşündüğüm bir kitap oldu.
128 syf.
Bukowski çakması ve ozgunlukten uzak bir çalışma. Özgür bacaksız, boyunu aşan bir çalışmaya girismis ve maalesef bunun altında ezilmistir. Ikı puan veriyorum ve tavsiye etmiyorum. Lütfen kendin ol özgür.
144 syf.
·Puan vermedi
Öncelikle yazarın emeğine sağlık. Kitabın adına baktığımızda çok daha büyük şeyler bekliyor insan. Severek değil bitirmek için okuduğum bir kitaptı. Yazar kendi anılarından yer yer güzel sözlerden bahsetmiş. Argo dilinde yazılmış çok fazla argo kelimeler kullanılmış. Benim çok hoşuma gitmeyen okumasaydım ne kaybederdim acaba diye düşünüp cevabını kendime göre -hiçbir şey kaybetmezdim diye verdiğim bir kitap. Sevmeyenler olduğu gibi sevenleri de illaki olacaktır.

Yazarın biyografisi

Adı:
Özgür Bacaksız
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Diyarbakır, 3 Temmuz 1987
Üniversite öğrencisi olduğu günlerde, ev arkadaşları batak oynarken o kitap karıştırıyordu. En sevdiği paragrafların altını çizmekle yetinmedi, paylaşmak istedi. “Bilgisayar başında bu kadar boşa zaman geçirme” eleştirileri altında, Felsefe Kulübü adında bir Facebook grubu kurdu. 50 arkadaşıyla başlayan kulüp, 4 yılda 1.700.000 üyeye ulaştı.
Üye sayısıyla, Türkiye’nin en büyük felsefe kulübü oldu. Facebook’ta açılan tüm beğen sayfaları içinde ilk 10 a girdi. 25 yaşında ilk kitabı yayınladı. En beğenilen felsefi sözleri, Bilgelikle Yaşama Sanatı adıyla kitaplaştırdı. Kitabının arka kapak yazısını Mümin Sekman yazdı.
“Bilgelik sevgisi” anlamına gelen felsefeyi Türkiye’de yaygınlaştıran, başarısıyla Facebook fenomenlerinden biri olan Özgür Bacaksız, başarı hikayesini anlattı…
1-Bize biraz kendinizi tanıtır mısınız? Özgür Bacaksız kimdir?
Diyarbakır’da doğdum. 25 yaşındayım. Hatay/İskenderun’da yaşadım, ailem hâla orada. İskenderun bizim için ikinci memlekettir. 25 senedir oradayız. Babam emekli öğretmen, annem ev hanımı. Bir abim var uzman doktor , bir de kardeşim var o da liseye gidiyor. Annem hep subay olmamı isterdi. Adıyaman Üniversitesi’nde muhasebe okudum, şu an açıköğretim felsefe bölümünden devam ediyorum. Yazı yazmaktan, kitap okumaktan, sorgulamaktan son derece memnunum. Şu an tek bir amacım var sosyal anlamda, bilgi ve yazı anlamında bu ülkeye, insanlara bir şeyler verebilmek.
2-Felsefeye olan ilginiz nasıl başladı?
Felsefeye ilgim üniversite yıllarımda başladı, o yıllarda kişiliğimde sorgulamacı bir eğilim doğmuştu. Sanırım geçmişten gelen bir eksiklik vardı bilgi anlamında, bu eksikliği felsefi bilgi ve değerlerle kapatmaya çalışıyordum.
3- Felsefe Kulübü’nün kurma fikri nasıl doğdu? Kulüp nasıl büyüdü?
Yine aynı dönemde, yani üniversite yıllarımda kurdum Felsefe Kulübü’nü. Genelde odamdaydım, yalnız kalırdım. Ev arkadaşlarım sürekli batak oynarlardı, ben ise araştırmayı ve karıştırmayı, bilgisayar işlerini severdim. O ara en sevdiğim sığınaktı kitaplar. Kulübü açmamda kitaplara olan ilgim en etkili faktördü.
Sayfayı açtığımda içinde fazla üye yoktu, dostlarım, yakın arkadaşlarım. Yani toplasanız 50 kişi anca vardı. Ama sayfa 50 kişi de olsa ben sürekli özgün alıntılar, paylaşımlar, felsefi fragmanlar atardım. En başından işinizi iyi yapmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Bu 50 kişinin de o paylaşımları beğenmesi, paylaşması kısa zamanda sayfanın 1000 kişi olmasına vesile oldu…
Tabi 1000’li rakamlara geçince sayfa ve yaptığınız iş daha özveri daha çok özgünlük istiyor. Beni tanımayanlar da vardı, belki farklı görüşten insanlar da. O gün bugün yani 4 yıldır her zaman özgün oldum, hiçbir zaman seçkin ve kaliteli sayfa yapısını bozmadım. Bugün 2 milyona geldiyse üye sayısı en etkili nedeni budur. Farklı bilgileri, değerleri, cümleleri, paragrafları arayan insanlar kulübe üye oldular ve geneli memnun. Bu sevindirici tabi.
4. Projenizin fikirsel hazırlık süreci ve hayata geçirilmesi aşamasında “yapamazsın” ya da “başarılı olamazsın” diyenler oldu mu? Şayet oldu ise bu tutumlar sizi nasıl etkiledi?
Aslında bu proje miydi, hobi miydi bunu tam olarak bilmiyorum, ilk yıllarda hedefim yoktu. İlk sayfayı kurduğu zamanlarda ailem, çevrem, yakın dostlarım bilgisayar başında fazla durmama üzülürlerdi! Benim için ise bu boş zaman kaybı değil, orada işin aslı eğitimdi, bilgi dünyasında olmaktı. Eğitim üzerine işler yapmak sanal bile olsa insana ilham veriyor. Yani kendimi, düşüncelerimi değiştirmeme internet önayak oldu. Felsefeyi tanımlayan bir özdeyiş vardır,: “ önemli olan varmak değil yolda olmaktır” Ben de seviyordum yolda olmayı. Kimseyi dinlemeden bir ağaca sürekli gübre ve su verdim. İnsanlara 4 yıldır taze, özgün, bilgi dolu paragrafları sunuyorum. Ben sadece işimi yaptım, aynı hassasiyeti sürdürdüm, sürdürüyorum.
5. - “Başardım” duygusunu hangi eşiği geçtikten sonra hissettiniz? Felsefe Kulübü’nün yakaladığı başarıyı nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sayfanın üye sayısı bir milyonu geçtikten sonra bir şeyleri başardığımı düşündüm. Bu ülkede her kesimden insanın felsefeye ilgi gösterdiğini, bazı şeylere karşı merakla yaklaşıldığını gördüm. Belki uyuyan devi uyandıramadık ama uyanması için dürttük! Benim için en büyük mutluluk bu. Düşünsenize yüzbinlerce sayfa var, şirket sayfaları var, sanatçı sayfaları var, futbol sayfaları var ama biz “eğitim ve felsefe”den gidiyoruz, üye sayımız iki milyona yaklaştı. Bundan daha çok ne gurur verebilir?
6. Gönderilerinizi seçmekte başarılısınız k, bu kadar büyüdünüz. Sözleri neye göre seçiyorsunuz? Kulübü yönetirken ilkeleriniz/prensipleriniz neler?
Sözleri ve paragrafları evrensel bir bakış açısıyla seçiyorum. Her ideolojiden, her düşünceden, ayrı dünyalardan insanlar mevcut. Bazen tüm kitleye hitap etmek zor oluyor. Bazen mahalle baskısına da maruz kalıyoruz tabii! O yüzden ince eleyip sık dokuyorum. Bana göre her bilgi değerlidir, her filozof, her yazar, her düşünce adamı değerlidir. Felsefenin güzelliği de burada yatıyor aslında, evrenselliğinde ve çeşitliliğinde.
7. Felsefe Kulübü’nün geleceğine dair planlarınız neler?
Bugüne kadar sayfayı ne ticari ne de ideolojik kullandım. Sadece sanal bir kütüphane havasında, insanları bilgilendirerek mutlu etmek istedim. Gelecekte gerçekten böyle bir kulübün reel anlamda da var olmasını istiyorum.Bazı şeyler artık sanaldan reele taşınmalı. İnsanlara sosyal anlamda bir şeyler vermeliyim diye düşünüyorum. Bilgelikle Yaşama Sanatı kitabı reele doğru adımımızın ilk aşaması. Okunmamış paragrafları, görülmemiş bilgileri insanlara aktarmalıyız.
8. “Bilgelikle Yaşama Sanatı” adlı bir kitap hazırladınız. “Bilgelikle Yaşama Sanatı” konusunda neler tavsiye edebilirsiniz?
Bilgelikle Yaşama Sanatı kitabını 7 ayda derledim. Derlerken kulübün verdiği istatistikleri kullandım, yani sosyal medyada insanların en çok ilgi gösterdiği paragrafları, filozoflardan fragmanları , bilgelik hikayelerini bir araya getirdim. Bu alanda böyle bir çalışma ilk. Özdeyiş derlemesi şeklinde antoloji kitapları var, ama filozoflardan ve yazarlardan paragrafları bir arada görmek daha yararlı diye düşünüyorum. Bence başucu kitabı olabilir, değerli paragraflar var. Felsefeye gönül veren tüm dostların kitapçıda bir göz atıp karar vermesini isterim.
9. Kitabınızın arka kapak yazısını Mümin Sekman yazmış. Sekman’ın kitaplarının hayatınızda bir rolü var mı?
Evet, arka kapak yazısını değerli Mümin Sekman yazdı. Ona içten teşekkürlerimi iletiyorum. Ben kendimi onun öğrencisi gibi gördüğüm için ona “hocam” derim. Hocamla İstanbul’da tanıştık, sayfa 1.000.000 olduktan sonra İstanbul’a gelmiştim. Hayatım yayın ve yazar dünyasına kaydı. Yaptığım iş, kitlem, çevrem hep bu dünyadaydı.
Yine Üniversite yıllarımda Her Şey Seninle Başlar kitabını okumuştum, bizim dönemimizde o yılların gerçekten en değerli kitapları arasındaydı. Özellikle üniversitede başarı üzerine kitaplar bizim için çok önemliydi. Benimde bir çırpıda okuyup bitirdiğim kitaplardandı. Kitap içinde felsefi, bilimsel örnekler, cümleler, bilgece paragraflar çoktu. Bence temel başarı kitapları arasındaki en nadir eserlerdendi… Her yaştan insan okumalı, okutulmalı.
Bir gün hocam’a mail atmıştım, birkaç konuda onun düşüncelerini almak, bilgi anlamında onunla çalışmak, beraber sosyal alanda iş yapmak istemiştim. Sonra onunla tanıştık ve beraber iyi işler yaptık diye düşünüyorum. İnsan bazen klavuza ihtiyaç duyar. Benim bu şehirdeki ve bu hayatımdaki kılavuzum Mümin Sekman. Kendisinden daha öğrenecek çok şeyim var, bunun bir listesini yapmadım. Listeyi doldurmak önemli değil, önemli olan listeye eklediklerini iyi uygulamak. Ben de hocamın öğütlerini, eğitim alanında bana verdiği tüm bilgeliği kendi hayatıma yansıtmaya çalışıyorum.
10. Attığınız bir mesajın milyonlarca insana ulaşması nasıl bir duygu?
Paylaşımların milyonlara ulaşması tarifsiz bir duygu. Öğrenmekten mutlu olan milyonlarca insana, onları mutlu eden bir bilgi parçası veriyorsunuz. Farklı insanlar, duygular, düşünceler, yorumlar. Bu kadar farklı insan çeşidi olduğunu görmek de güzel bir duygu. Her insan gerçekten mücevherdir. Biliyorum buna inanmıyoruz, klişe olduğunu düşünüyoruz. Ama inanın bana her insan bir mücevher. Ve herkesin içinde yatan o merak duygusu, insanların kendilerini bulmalarının anahtarıdır bence. Sayfayı takip eden milyonlarca insan bunun farkında. Hayatın anlamını arayanların platformudur Felsefe Kulübü.
11. Alanınızda en çok üyesi olan sayfayı 4 yılda oluşturmayı başardınız. Farklı konularda sayfa açıp da sizin başardığınızı başarmak isteyen gençlere önerileriniz nelerdir?:)
Önerim şu ki; gerçekten insanlara faydalı olan işi yapsınlar, o özgünlüğü yakalasınlar. Kopya bir yaşam, zincirlere takılı kalmak insanı özgür kılmaz. Farklı olanı, insanlara lazım olan tüm bilgileri ortaya çıkarmamız lazım.
12. Kitabınız yeni çıktı; çiçeği burnunda bir yazar olarak, ilk kitabınızın çıktığını görmek nasıl bir duygu? Kitabınızla ilgili gelişmeler neler?
Evet. Felsefe Kulübü / Bilgelikle Yaşama Sanatı kitabı bir hafta önce Destek yayınlarından çıktı. Kitabı kendi üyelerim için derledim aslında, Felsefe Kulübü’nün kitap hali de diyebiliriz. Tabi sayfaya üye olmayan insanların da okuması gurur verici. Şu an ilk hafta olmasına rağmen çok heyecanlıyım J Çünkü sanaldan reele adım attık. Bu heyecan başka! İlk haftada çok satan kitaplara girmiş durumda. Raflarda, özellikle felsefe raflarında insanlar çok ilgi gösteriyor. 2. Baskıya da geçti. Çok yakında 3. Baskıya da geçer gibi gözüküyor.
Çok satması değil de çok okunması taraftarıyım. Yani aynı kitabın birden fazla okunmasını isterim. Çünkü oradaki paragraflar hayatın her evresinde gerekli. Siz yenilendikçe okuduğunuz o metinler de yeni anlamlar kazanır. Kütüphanelerimizde olması gereken bir kitap. Gerçeği söylemek gerekirse kendime yazar demiyorum , ama yazarlık yolunda bir adım attığımı biliyorum. İlerde kendi kitaplarımı oluşturduğumda bu bana tecrübe olacak. İnsanlar için yararlı bir işe imza attığımı düşünüyorum ve devamının geleceğini umuyo

Yazar istatistikleri

  • 204 okur beğendi.
  • 4.257 okur okudu.
  • 81 okur okuyor.
  • 1.299 okur okuyacak.
  • 71 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları