"İdeal" Gerçek midir?
9/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2025 14. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 08 Mart 2025 00:00
Yıllar sonra memleketine döenen Gregers Werle, bir davette çocukluk arkadaşı Hjalmar Ekdal ile yeniden bir araya gelir. Hjalmar, bir zamanlar Gregers’in babasının evinde hizmetçi olan Gina ile evlenmiştir ve Hedwig adında bir kızları vardır. Aynı davette babasıyla da yüzleşen Gregers, Ekdal ailesi hakkında saklanmış bazı gerçekleri öğrenir. İdealist Gregers, "yanlışları düzeltmeyi" ve geçmişin tüm sırlarını ortaya dökmeyi kendine görev sayar. Ama Gregers’in gerçeği ortaya çıkarma saplantısı, Hjalmar, Gina ve Hedwig için yıkıcı sonuçlar doğuracaktır. Henrik Ibsen bu oyununda yoğun bir sembolizm kullanmış. En belirgin sembol ise kitaba ismini veren Yaban Ördeği. Yaralanmış, kurtarılmış ve hapsedilmiş olan Yaban ördeği, karakterleri pek çok açıdan yansıtıyor. Oyunda yalnızca Werle ve Bayan Sörby bu sembolizmin dışında, çünkü onlar artık kendileriyle barışmış ve geçmişin yükünden kurtulmuşlardır. Yaban ördeğinin temelde sembolize ettiği kişi Hedwig'dir. Tıpkı tavan arasına hapsedilen yaban ördeği gibi, o da kendi evinde kapana kısılmış ve dış dünyadan kopmuştur. "Fakat içimden gelen bir şey bana, onu öldür diyor. Ellenmiş bir mahlukun evimde yaşamasına müsaade etmemeliyim ama..."(s113) Hjalmar’ın eşi Gina, geçmişte Bay Werle’nin evinde hizmetçi olarak çalışırken Bay Werle’nin cinsel istismarına uğramış ve büyük ihtimalle Hedvig’e hamile kalmıştı. Bay Werle'nin avlayıp sattığı yaralı ördek bu noktada Gina'yı temsil ediyordu. "Sen de dibe batmışsın, sen de yosunlara saplanmışsın!"(s95) Gregers, Hjalmar’ı, yalanların içinde boğulan bir yaban ördeği olarak görür. Kendisi ise ördeği kurtaracak olan cesur köpektir. "GREGERS. — Evet harikulade çevik bir köpek olmak ve suların dibine dalıp, bataklığın içindeki yosunlara saplanan yaralı yaban ördeklerini yukarı çıkarmak
1000Kitap
Yaban ÖrdeğiHenrik Ibsen · Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları · 1989786 okunma
10/10
·160 syf.··
Beğendi
·
2023 4. kitabı
·
64 günde okudu
·
Okunma: 12 Mayıs 2023 23:21
İyi ki Yoksunİyi ki Yoksun Hakan ÖzkanHakan Özkan#okudumbitti #iyikiyoksun #hakanözkan Keyifle okuduğum bir kitabın daha sonuna geldim... Kişisel gelişim tarzında güzel bir kitap okudum..... Kendime sozümdür; icime sinmeyen ve degersiz hissettirildiğim hiç bir yerde durmayacagım.ne kadar kötülük görürsem göreyim,içinden tertemiz çıkıp iyiliği,sevgiyi ve inceliği savunacağım.bir daha yüzüme kapanan hiçbir kapının arasına elimi koymayacağım (s18 ) "Kadın;gordügü şefkatle doyar,yediği yemekle değil. Gösterdiğin ilgi kadar güzelleşir, harcagın para kadar değil, sana duyduğu güvenle yaşar, içine çektigi nefesle değil.Ona hak ettiği değeri verirsen mutlu edersin,yalandan yüzüne gülmekle değil. Tüm bunlara rağmen hâlâ anlamıyorsun bilmelisinki takılı kaldığın yerde;kadın gözleriyle konuşur asıl, sözleriyle degil.,“ (S 22) Ve bir gün zamanında gitmelerini hiç istemediğin insanların, senden gitmelerini umursamamaya başlarsın. Bunu, "O" insanların artık umurlarında olmadığını anladığın için yaparsın.vazgeçmek zorunda bırakılan herkes , istisnasız herkes, bir gün mutlaka vazgeçer. (s55)Evet kabul ediyorum çogunuz gibi boşa harcadığım zamanın yerine hiç bir şey koyamıyorum... Tabi ki isterdim bügünkü aklımın olmasını. Emin olun dun yaptıklarımı asla yapmazdım.Ama bazen de düşünüyorum dun yaptıklarımı yapmasaydım acaba bugünkü aklım olurmuydu...(s69) Bu da benim kendime notum... Bir insan hayatında en az bir defa her şeyi yıkmalı, yeniden başlamak için hemde hiçbir şeyi duşünmeden ardına bakmadan (s125)Benim hayranlarım yok, satırlarım arasında kendini bulan dostlarım var...(s137)Zordur sevmeyeni sevmek... Niye kimseye güvenmiyor zannediyorsunuz... Çünkü herkesin geçmişinde onu çok guvendiginde pişman ettirmiş biri var...(s151)
İnsan ve Duygular
İyi ki YoksunHakan Özkan · Olimpos Yayınları · 2020690 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
10/10
·304 syf.·
2023 46. kitabı
Shakespeare'in en az kendisi kadar yetenekli bir kız kardeşi olsaydı, kendine ait bir odası bile olamazdı. Ne demek bu? Shakespeare bu derece ünlenirken, neden kız kardeşinin bir odası olamasın ki? Çünkü kız kardeşi, o bir kadın. Ne konuda yeteneğinin olduğunun önemi yok kadın olduğu için sahip olamaz. (!) Woolf bu eserinde eleştirir bu konuyu, kadına hiçbir hak tanınmadığı bir dönemde ele alır bu konuyu. Devrimdir bu bana kalırsa. "Bir yıl içinde kadınlar hakkında kaç kitap yazıldığı hakkında bir fikriniz var mı? Peki kaçının erkekler tarafından yazıldığını biliyor musunuz? Evrende belki en çok tartışılan hayvan olduğunuzun farkında mısınız?" (S69) "Kadınlar asırlar boyunca, erkeği olduğundan iki kar büyük gösteren sihirli ve leziz aynalar olarak işlev görmüşlerdi. Bu güç olmasan muhtemelen dünya hala sık ormanlardan ve bataklıklardan ibaret olurdu. Kazandığımız bütün savaşlarda erkeklerin esamesi bile okunmazdı. Etten geriye kalan kemiklerine bakarak bir geyik çizer, çakmaktaşı karşılığında koyun derisi ya da basit zevklerimize hitap eden herhangi hasır bir süs eşyası takas ederdik. Süpermen'ler ve Kaderin Parmakları ortaya çıkmazdı. Çarlar ve Kayserler asla taç giymez, asla tahtlarından olmazdı. Medeni toplumlarda her ne yapıyor olurlarsa olsunlar, aynalar erkekler için şiddet dolu ve kahramanca bütün eylemler için elzemdi. Hem Napolyon hem de Mussolini'nin ısrarla kadınları ikinci sınıf görmelerinin nedeni budur, çünkü kadınlar kendilerinden daha aşağı olmasaydı bu kadar büyümezlerdi. Kadınların erkekler için sıklıkla bir ihtiyaç olması kısmen bu şekilde açıklanabilirdi. Keza kadının eleştirileri karşısında huzursuzlukları da anlaşılmış olurdu. Kadının bir kitap için kötü demesi, bir tabloyu vasat bulması ya da herhangi bir konuda eleştiri getirmesi imkânsızdı,
Kendine Ait Bir OdaVirginia Woolf · Martı Yayınları · 202048,1bin okunma
10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2020 36. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 01 Mayıs 2020 20:36
SARSINTI Sevgili Barış İnce'nin sarsılmadan okuyamayacağınız 120 sayfalık kitabı Sarsıntı harika. 2019 Melih Cevdet Anday Edebiyat Ödülünü almayı başaran Barış İnce’nin kalemine hayran olmamak imkansız. Sevgili Haydar Ergülen yazısında Sarsıntı için " Susma, sustukça sıra sana gelecek!’ şiarını hiç kullanmadan, susmanın yarattığı sonuçları göstermesi...." bakımından önemli bir eser olduğunu belirtmiş. Toplumdaki bozulma, değer yargılarının dejenere olması,tarikatların iç yüzü, tarikatların hırpaladığı çocuklar gibi sizi derinden sarsarak olayları ajite etmeden dosdoğru yazmış İnce. Süleyman hikayesi (s32), Kırıntı Adam hikayesi (S, 49), Ahmed Mudassir kıssası(S. 62) gibi anlatılara da yer veren eserin kurgusunu varın siz tahmin edin. Eser bir ada hikayesi diyebiliriz. İsimsiz Adada, karakterimiz Levent'in devraldığı Kandiye Meyhanesine gelen arkadaşlarının geçmişle hesaplaşmaları, birbirleriyle yüzleşmeleri, yeri geldiğinde saçmalamaları, içine düştükleri durum yoğun bir anlatımla kaleme alınmış. "Biz Adalılar yaşamımız boyunca bir ışığın bizi izlediğini düşündük durduk." s. 50 diye geçen adanın ortasındaki fener herkesin hayatına gözleyen bir metafor gibi karşımıza çıkar. Piramitin tepesinden hep aynı açıyla bakan Firavun'un gözü olarak kitapta yer alan fener olaylara tanık bir varlık olarak kurguda yerini almıştır. "Şeyh, horoza ilelebet dişisine hizmet görevi vermiş, ikisinin de kesilmesini yasak etmiş. O günden beri Mudassir'in takipçisi olduğunu söyleyenler kanatlı eti yemez, ellerine boyunlarına safran kolonyası sürerlermiş." s. 64 felsefesiyle ortaya çıkan Bulgurcular tarikatının ada halkı üzerindeki etkisi güzel aktarılmış. Eserin her bölümünden sonra Levent'in günlüklerine de yer veriliyor. 12 Eylül 2015 tarihli günlükte ise "Depremin yıldönümünde anma
SarsıntıBarış İnce · Can Yayınları · 2018896 okunma
Karalamaca
8/10
·88 syf.·
2019 36. kitabı
‘’Kırmakla acımak arasında kalınmışlık…’’ Aziz Bey, kibrinin inadının kölesi olmuş. Kendine bile itiraf etmeye korktuğu diğer tüm duygulardan kaçar korkak olmuş. Bir öykü değil bir hayat hikâyesi, kendi içinde kendini yitirmişliğin hikâyesi. Bir hadise… Aziz Bey hadisesi… Kimine göre beyde değildir kim bilir, kimine göreyse başlı başına, duygusuyla fikriyle her şeyiyle tam bir bey! Kitaba sığmamış taşmıştı onun kibri, hayata karşı tutunduğu yaklaşımlar. O hiç kimseye ne mecbur ne muhtaç. Öyle ki her şeyler etrafındaki herkesler ona muhtaç olmalıydı, muhtaçlıktan kastım herkes onun istediği gibi, istediği zaman onları ‘kişileri’ öz hayatının çerçevesine istediği kalıplarda sığdırır, istediği zaman onları çerçevesinden çıkarırdı. Çünkü o Aziz beydi. Karısını sevmek istediği zamanı bile kendi seçmişti… Bknz; ‘’ karısını sevmek istediği zamanı da kendi seçmişti ama karısı yatmıştı işte.’’ S69 İşte Aziz Bey, işte Tamburisi, yoğurulmuş iç sıkıntıları. ‘’Öyle bir aşk bekliyordu ki hayattan, yüzünde birden bire patlayan bir tokat gibi onu serseme çevirsin. Eli ayağı tutulsun, kesilsin. Böyle çarpan aşka aşk derdi Aziz Bey.’’ Öyle de oldu… Maryamı peşinden koşup ardından yuvarlandığı, dağıldığı Maryama âşık oldu. Sonrası karanlık, yolları, yılları karardı Aziz Beyin. Kendiyle birlikte kendinin olan/olmayan her şeye bulaştı karanlığı. Annesine babasına… Vuslat’a, Zeki’ye... Ardına arkasına, yarınına. Sayın Tunç okuyucuları, sizleri de Aziz beyin hayatına davet ediyor, bu güvensiz, umutsuz, romantik öykünün içinde salınmaya çağırıyorum. Nitekim öykünün içinde kayboluşumu bir ben biliyorum. Birde beni çeken Bey, Okurken başucumdan ayrılmayan nöbet tutan bir beydi Aziz Bey. -- Ayfer Tunç’un okudğum 2. Kitabı oldu Aziz Bey, her yönüyle konuşulmaya müsait bir öyküydü. İnsani
Edebiyat
Aziz Bey HadisesiAyfer Tunç · Can Yayınları · 202416,6bin okunma
hacı
8/10
·605 syf.··
Beğendi
·
2018 70. kitabı
·
245 günde okudu
·
Okunma: 22 Ağustos 2018 11:53
Leon uris'in İnkılap Kitabevi'nden 1985 tarihinde çıkan kitabı 'HACI' Filistinli Arap bir ailenin hayatını anlatmakla başlayıp, kısa bir ortadoğu tarihini de içinde barındıran tarihi roman. Hikaye 1922 yılında genç İbrahim'in babasının ölüm döşeğinde son nefesini verirken, babasının ona mücevver kakmalı bir hançer verip, onu kendisinin devamı olarak seçmesiyle başlar. Kudüs'ün yakınlarında Ayalon vadisinde bulunan Tabah köyünde geçen bir hikaye. Buradan hareketle köy yaşamı, Arap kültürü, yaşamı, aşiret hayatı gibi konular işlenirken, bir anda köyün yakınına yerleşmeye başlayan yabancıların varlığıyla sükunet içinde yaşamlarını sürdürdükleri köylerinde yabancılarla tanışmak ve mücadeleye girişmek yeni bir şey olur. Çünkü yabancılar hiç de kovulacak kadar basit insanlar olmadıklarını yaşayarak şahit olmaları yanında ve zaman içinde o yabancıların topraklarını genişletme çabaları ve çölü imece usulüyle bir bir vahaya çevirmelerini de adım adım takip edeceğiz. Peki kim bu yabancılar? İbrahim, Tabah köyünün muhtarı ama o da birilerin adamı. Aşiret, güç onda ama o da bir yer kadar. Gideon Asch, bir Arap gibi Arapça bilen, Arap kabileler içinde uzun yıllar yaşayan, İngiliz ordusunda görevli bir asker ve bu bölgeye yerleşen Yahudilerin yani yabancıların koruyucusu. Yahudilerin zor şartlar altında yaşamları ve bir yurt kurma sevdasıyla çektikleri çile ayrıntılı bir şekilde anlatılır. Kitap anlatıcının gözünden Yahudi olmayan tüm unsurların hepsinin kötü. Yani Osmanlı, İngiliz, Fransız, Araplar hep kötü, bu coğrafyaya ihanet eden, birşey yapmayan, sadece kendi çıkarlarını düşünen kişiler olurken, Yahudiler bu coğrafyaya sahip olması gereken, çünkü bu çöl ve bataklık araziyi inşa eden çevik, çalışkan insnalar olarak tasvir edilir. «Bir konuda yanılıyorsun. Yahudiler buraya
Tarih
HacıLeon Uris · İnkılap Yayınları · 199036 okunma