Puan vermedi·64 syf.·
2026 19. kitabı
| Woody | Selamlar Kısa ama verdiği mesajla oldukça etkileyen çocuk kitabı Woody ile geldim. Yazarımız @ozgurbalpinar kalemini sevdiğim bir yazar. Woody’de doğayı koruma ,sabır, umut ve vazgeçmeme konularını ele almış. Yazım dili sade ve akıcı olduğu için hızla okunuyor. Resimler ve punto ile de çocukların seveceği tarzda bir basımı var. Woody, Mutluluk Ormanı’nda filizlenmiş meraklı, neşe dolu genç bir porsuk ağacı. Rüzgârın fısıltılarıyla büyümüş, kuşların masallarıyla kök salmış. Günlerden bir gün ormanda davetsiz misafirlerin sesleri yankılanıyor. İnsanlar porsuk ağaçlarını kendi deneyleri için kullanmaya geliyorlar. Woody sabrederek umut ederek kök salmaya devam ediyor kuruyan dallarını yeşertmeyi başarıyor. Çocuklara doğa sevgisi ve umut olmaya gelen Woody, biz yetişkinlere ise vazgeçmemeyi öğretmeye geliyor. İyi ki okudum.
WoodyÖzgür Balpınar · İndigo Çocuk · 202626 okunma
Hüseyin Algül, İslâm Tarihi. Mustafa Polat İnceleme
Puan vermedi·
Hüseyin Algül, İslâm Tarihi. 3 Cilt. Bursa: Emin Yayınları, 2018. Mustafa Polat Günümüzde tüm insanlığın Hz. Peygamberin hayatını öğrenmeye her zamankinden daha fazla muhtaç olduğu noktasından hareketle kaleme alınan eserin önemli bir boşluğu doldurduğuna şüphe yoktur. Kitabın kaynakları arasında ilk sırada Kur’an, sonra hadis-i şerifler ve tedvin döneminden bugüne kadar ki muteber siyer kaynakları yer almıştır. Türkçe yazılmış Siyer-i Nebi kitaplarına yer verilerek milletimiz bu eserlerden haberdar edilmiş ve bu sahada emek harcamış zevata teşekkürlerini sunmak vefakârlığı gösterilmiştir. İncelenen eser; üç cildinin müellif, son cildinin Prof. Dr. Osman Çetin tarafından hazırlanarak daha önce yayınlanmış olan dört ciltlik kitabın (İslam Tarihi, Gonca Yayınları, İstanbul, 1986) gözden geçirilerek yayınlanmış halidir. Güncellenmiş halinde Türk İslam Devletleri’ni içeren son cilt çıkarılmıştır. Üç ciltlik eserin ilk iki cildi Hz. Muhammed (s.a.v.) devrine ayrılmıştır. Birinci ciltte girişten sonra beş bölüm yer almaktadır. İkinci cilt konu bütünlüğü açısından birincinin devamı niteliğinde olup 6-7 ve 8. bölümler ile sonuç ve ekleri içermektedir. 3. cilt Hulefâ-i Râşidîn devri olaylarına ayrılarak konular altı bölümde incelenmiştir. Yazar önsözde (s.17-20) Siyer-i Nebi konusunda araştırma yapma ve bilgi sahibi olmanın önemine vurgu yapmıştır. Kur’an’ı doğru anlama, İslam’ı en güzel şekilde algılama ve özümsemenin ancak bu sayede gerçekleşeceğini ifade etmiştir. İnsanlık için rehber olan Hz. Peygamberin hayatının her dem taze ve canlılığını koruduğunu, nasıl ki yeni tefsirler yazılıyorsa aynı şekilde yeni Siyer-i Nebi çalışmalarına da gerek olduğunu söylemiştir. Giriş (s.21-38) “Peygamberler, peygamberlik ve Hz. Muhammed (s.a.v.)” adını taşımaktadır. Müellif burada
Alıntı
İslam TarihiHüseyin Algül · Emin Yayınları · 20189 okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
10/10
·309 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 00:00
Sessiz Hasta... Son zamanlarda okuduğum en sürükleyici psikolojik gerilimlerden biri oldu. Konusuna kısaca ve spoilersız bir şekilde bakacak olursak ünlü ressam Alicia Berenson, bir gece kocasını öldürdükten sonra tek kelime etmemeye başlıyor. Olayın nedeni hiçbir zaman açıklanamıyor. Adli psikoterapist Theo Faber ise Alicia'yı konuşturup gerçeği ortaya çıkarmaya çalışırken hem Alicia'nın hem de kendi geçmişinin karanlık yönleriyle yüzleşiyor. Alex Michaelides'in dili oldukça akıcı; dilin oldukça sade ve akıcı olduğunu söyleyebilirim. Bölümler kısa olduğu için de "bir bölüm daha" diyerek sayfalar arasında hızla ilerleyebiliyorsunuz. Yazar, gereksiz betimlemeler yerine olay örgüsüne odaklanmış bu da tempoyu yüksek tutuyor. Alicia'nın günlüğü ile Theo'nun anlatımı arasında geçiş yapılması hikâyeye farklı bir bakış açısı kazandırıyor. Dolayısıyla sayfalar su gibi akıyor ve "bir bölüm daha" derken kendinizi kitabın sonuna gelmiş buluyorsunuz. Kısa bölümler ve sürekli yeni ipuçları sayesinde tempo da hiç düşmemiş oluyor. Romanın en güçlü yanı kurgusu. Okuyucuya sürekli ipuçları veriliyor ama bunların anlamı çoğunlukla finalde ortaya çıkıyor. En sevdiğim yanı da zaten okuru sürekli şüpheye düşürmesi oldu. Her şeyi çözdüğünüzü sanıyorsunuz ama kitap sizi defalarca ters köşeye yatırıyor. Ve final... Gerçekten uzun süre etkisinden çıkamayacağınız türden. Eğer psikolojik gerilim, gizem ve zekice kurgulanmış olay örgülerini seviyorsanız Sessiz Hasta kesinlikle şans vermeniz gereken kitaplardan biri. Son sayfaya kadar gerçeğin ne olduğunu tahmin edebileceğinizi düşünüyorsunuz... Sonra kitap size "emin misin?" diyor. Sadece çok hızlı başlayan bir polisiye bekliyorsanız ilk bölümleri biraz sabır isteyebilir; ama finale ulaştığımızda neden bu kadar popüler olduğunu anlamak
Duygu ve Düşünce
Sessiz HastaAlex Michaelides · Domingo Yayınevi · 202313bin okunma
“Allahümme salli alâ seyyidinâ Muhammed"
10/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 61. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 18:06
Kalplere şifa, ruhlara deva bir yolculuğun sonuna geldim... Delâilü’l-Hayrât’ın hatmini tamamlamanın huzurunu yaşıyorum. Okudukça ruhumun zenginleştiğini, içimdeki dinginliğin arttığını hissettim. Kelimelere dökmek, tarif etmek o kadar zor ki... Sadece yaşanması gereken bir maneviyat. Düzenli bir şekilde okunmasını herkese kalpten tavsiye ederim. Rabbim kabul eylesin…
Delailü'l Hayrat ve TercümesiSüleyman el-Cezuli · Kitapkalbi Yayıncılık · 2016664 okunma
10/10
·104 syf.··
2026 56. kitabı
·
18 saatte okudu
·
Okunma: 28 Haziran 2026 17:55
(Spoiler içerecektir!) Kitap Agfanistan'da geçiyor ve bir kadının iç konuşmalarından oluşuyor. Savaşın ortasında yalnızca bir evin tek bir odasında geçiyor. Yer döşeğinde yatan seruma bağlı, bitkisel hayatta,konuşamayan,hareket edemeyen, yalnızca nefes alan bir koca ve başında ona tespih çeken, bakımını yapan, temizleyen, aynı zamanda iki çocuğuna da bakmakla yükümlü karısı. Molla ona, Allah’ın doksan dokuz adını tespihle çekerse kocasının iyileşeceğini söylediği için kocasının nefes hırıltısının ritminde, her gün Allah’ın bir adını zikrederek dua ediyor. Bir yandan sürekli konuşuyor. Anlatıyor. Kadın zamanla kocasını Pers mitolojisindeki "Sabır Taşı"na benzetiyor. Efsaneye göre Seng-i Sabır(Sabır Taşı) diye bir taş vardır.insanlar bu taşa sırlarını anlattıkça rahatlarlar, iç huzuruna kavuşurlar, en sonunda da sabır taşı çatlayarak parçalanır, derdi anlatan ise derdinden kurtulurmuş. Kadın da yıllardır içinde biriktirdiği öfkeyi, kırgınlığı, korkuları, cinsel arzularını, mutsuz evliliğini ve en büyük sırlarını kocasına anlatmaya başlar. Kocası ilk kez onu susturamaz, yargılayamaz, sözünü kesemez.. Yıllarca konuşamayan kadın burada otoritedir. !!! (Spoiler) O kadar çok konuşur ki sırların sırrı ortaya çıkar. Ve sabır taşı, yani koca,kitabın sonunda hareket etmeye başlar. Kadının yıllardır sakladığı en büyük sırlarını ve itiraflarını dinledikten sonra ayağa kalkar, öfke ve şiddetle tepki verir. Bence kitabın en çarpıcı yanı, kadının yıllarca korktuğu şeyin tam da gerçekleşmesidir: Konuştuğu anda erkek yeniden "canlanır". Ama artık kadın eski kadın değildir; ilk kez kendi sesini bulmuştur. Bu yüzden romanın sonunda asıl dönüşen kişi koca değil, kadındır. Kitap, finalde hem gerçek hem de metaforik okunabilecek şekilde yazılmıştır. Afganistan gibi erkek
Sabır TaşıAtiq Rahimi · Can Yayınları · 2010821 okunma
OKUDUĞUM "EN MANYAK KİTAPLARDAN"
10/10
·188 syf.··
2025 12. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2025 00:00
Dostoyevski okumak genellikle insanın ruhuna atılmış ağır bir yumruk gibidir; ancak Öteki kitabını okumak, doğrudan yazarın sizi bir sandalyeye bağlayıp beyninizin içine mikser sokmasıyla eşdeğerdir. Çoğu okurun kitabı yarım bırakmasının, "Bu ne anlatıyor dayı ya?" diyerek rafa fırlatmasının veya acımasızca eleştirmesinin altında yatan temel sebep, kitabın sadece şizofreniyi anlatmaması, okura şizofreniyi bizzat yaşatmasıdır. Kitabın en büyük edebi tuzağı anlatıcı tercihinde gizli. Dostoyevski bize hikayeyi üçüncü tekil şahıs ("o" diliyle) anlatıyormuş gibi yapar. Klasik bir Tanrısal anlatıcı bekleriz; olaylara dışarıdan, objektif bakan bir göz... Ancak sayfalar ilerledikçe fark ederiz ki, o dışarıdaki kamera aslında doğrudan Yakov Petroviç Golyadkin’in o paranoyak, hastalıklı beyninin içine yerleştirilmiştir. Yani kameraman (Dostoyevski) bizi bilinçli olarak taklaya getirir. Olayları Golyadkin'in çarpık algı filtresinden okuruz. Bu yüzden kimin gerçek, kimin halüsinasyon, kimin gerçekten kötü niyetli, kimin sadece işinde gücünde olduğunu asla bilemeyiz. Bu klostrofobik anlatım tarzı, okumayı bir edebi zevkten çok bir sabır testine dönüştürür. Kitabın yoruculuğu bir hata değil, Dostoyevski'nin okura attığı kasıtlı bir hasardır: Eğer Golyadkin’in zihninde beş dakika geçirmek sana zor geliyorsa, onun bu zihinle bir ömür nasıl yaşadığını düşün. Golyadkin karakterinin konuşmaları, başlı başına bir klinik vaka analizidir. Karşısındakiyle iletişim kurmaya çalışırken girdiği o anlamsız kibarlık krizleri, lafı ağzında gevelemesi, bir türlü sadede gelememesi ve ezikliği... Okurken insana fiziksel bir rahatsızlık verir. "Sadede Gel Golyadkin!" Onun diyaloglarını okurken hissettiğiniz o "ikinci el utanç" (cringe) hissi muazzamdır. Golyadkin bir şey söylemek ister, söyleyemez,
ÖtekiFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202530,5bin okunma