Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“Âteş-i aşkın dilimde her ne dem pür-cûş olur
Dûd-ı âhım şu’le-i dûzahla hem-âğûş olur
Ol kıyâmet-sûz-ı aşkım kim reg-i dâğ-ı derûn
Sad-hezârân âfitâb-ı mahşere serpuş olur”
Leskofçalı Gâlib Bey
(Ey Sevgili!) aşkının ateşi, gönlümde her ne vakit coşup kabarır; işte o anda, içimde ateşinden neş’et eden) ahlarım dumanı, cehennem Aleviyle (iki eski dost gibi) kucaklaşır, birbirine karışır.
Kıyameti (bile) yakan öyle bir aşka sahibim ki, içimdeki dağlama yaralarından sarkan (kömürleşmiş yanık) damarlar, (eğer iplik yumruğu gibi tezgaha gerilip dokunsa) yüzbinlerce mahşer güneşine serpuş olur (da onların ateşini tesirsiz kılar).
Ötüken’de arslanlar var.
Kür Şad onlardan biridir.
Çok yiğitler vardır ama
Kür Şad erlerin eridir.
Kür Şad’ı doğuran ana,
Ne emzirmiş acap ona?
Erlik, ululuktan yana
Tanrı Kür Şad’dan geridir.
Acunda var nice çeri
Kimi üstün, kimi geri
Kür Şad adlı Gök Türk eri
Anadan doğma çeridir.
Kılıcı yıldırım çeler,
Attığı ok demir deler,
Ölüm gelse Kür Şad güler
On sekiz yıldan beridir.
Yiğitlik en ileri,
Kalacak on bin yıl diri
Gök Türkler’in gönülleri
Şimdi Kür Şad’ın yeridir.