Bu fena mülküne ibretle nazar kıl ey can
Gafleti eyle heba, hali değildir meydan
Kanı Sultan Süleyman, kanı İskender Han
Sad hezar ömrü sürur ile geçirsen bir an
Ne güle, bülbüle baki a gözüm bağ-ı cihan
Kime yar oldu muradınca felek, devr-i zeman?
Ey gözlerim! Sicim gibi gözyaşlarıyla cömertçe ağlayın; Medine’nin batısındaki su kanalını yıkacak kadar…
Ey gözlerim! İçten gelen gözyaşlarıyla ağlayın; Şiddetli elemle, hüzünle ve gönül acısıyla…
Safiyye bint Abdulmuttalib (r.anhâ)
(İbn Sa’d, Tabakât, II, 333)
Tıp öğrencisi, küçük yaştan beri "derece adayı" olduğu için derslerden kafasını kaldıramaz ve doğadan uzak büyür. Mahlûka-tı müşahede etmek, bitkiler ve ağaçlardan uzak kalmak, tabiatın mükemmelliklerini doyasıya izlemekten mahrum kalır. Ne balı tanır, ne ada çayını ne de kantaron çiçeğini... Binlerce yıldır in-sanlara Allah'ın şifa verdiği vesileler olan binlerce bitkinin ismini dahi duymazken sentetik, kimyasal deterjanlara benzeyen koku-larıyla ilaç tabletleri dokur ilmek ilmek hayatını... Neden acaba?Çünkü tek görevin vardır. Kurulmuş çarkı döndürmek... İf-sad sisteminin devamını sağlamak... Eğer bunu becerebiliyor-san, iyi veya kötü hekim olmanın çok da bir önemi yok. Elinde olan tek bir şey var: Ruhsat almış ilaçları yazma yetkisi... Amacın ilaç bağımlısı insanları memnun etmek ve tabii ki bu ilaçlarla köşeleri tekrar tekrar dönen "küresel efendilere" hizmet etmek.
'Türk dünyasında ilk dəfə olaraq "türkləşmək, islamlaşmaq və müasirləşmək” fikrini irəli sürən Əli bəy Hüseynzadə "Osmanlı lisanını” qızğınlıqla müdafiə edirdi. Ziya Göyalp isə Əli bəyin “Türkləşmək, islamlaşmaq və müasirləşmək" fikrini əsaslı şəkildə işləyib sadə türkcə yazmağı, danışmağı irəli sürürdü.'