Okurken bir başka kimse bizim için düşünür: Biz sadece onun zihin sürecini takip etmekle yetiniriz. Nasıl ki yazmayı öğrenirken talebe öğretmen tarafından kalemle çizilmiş çizgileri takip eder; okurken de tıpkı bunun gibidir; düşünme işinin büyük bölümü zaten bizim için bitirilmiştir. Bunun içindir ki kendi düşüncelerimizle meşgul olduktan sonra elimize bir kitap almak her zaman bizi bir parça rahatlatır. Fakat okurken zihnimiz aslında başka birisinin düşüncelerinin oyun alanından başka bir şey değildir. Ve dolayısıyla öyle olur ki çok fazla yani neredeyse bütün gün okuyan ve arada düşünmeksizin geçirilen eğlence yahut meşgale ile kendisini eğlendiren kimse, yavaş yavaş kendi kendine düşünme yeteneğini kaybeder, tıpkı at üs tünden inmeyen bir adamın sonunda yürümeyi unutması gibi. Birçok eğitimli insanın durumu bundan pek farklı değildir: Okumak kendilerini ahmaklaştırır. Çünkü her boş vakitte okumak ve sürekli olarak sadece okumak zihni, mütemadiyen elle çalışmaktan daha fazla felç edici bir etkiye sahiptir, zira bu ikinci durumda uğraş kişiye kendi düşüncelerini takip edebilme imkânı sunar.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İyi kadındı Sara. Kendime çeki düzen vermeliydim. Bir erkek sadece iyi bir kadın bulamadığında çok fazla kadına ihtiyaç duyuyordu.
Erkek çok fazla düzüşerek kimliğini yitirebiliyordu...
Sara ona verdiğimden çok daha fazlasını hak ediyordu.
Daha geçenlerde konuştum böyle bir kadınla. Öfkeden burnundan soluyarak bana şöyle çıkışıyordu: "Eğer Aime Cesaire, ırkını hüsnükabulde bu kadar ileri gidiyorsa, bu onun aslında ırkının bir lanetleme olduğunu hissetmesindendir. Beyazlar kendi ırklarını bu kadar göklere çıkarıyorlar mı, hiç? Aslında hepimizde Beyaz olmak arzusu var, ama bazıları bunu bilmezlikten geliyor, bazıları da sadece tersine çeviriyor. Bana gelince, ben, dünyada evlenmek istemem bir Zenciyle' Bu hiç de az rastlanan bir tutum değil; itiraf edeyim ki, kaygı duymamak elde değil, çünkü bu genç hanım birkaç yıl içinde okulunu bitirecek ve Antillerde bir okulda öğretmenlik yapmak üzere yurduna dönecek. Eğiteceği genç zihinler bakımından sonucun hiç de iç açıcı olmayacağını tahmin etmek zor değil.