Kulluk
(Ya Rabbi!) Sadece Sana kulluk ederiz ve sadece Sen'den yardım dileriz. Fatiha 1/5 Kulluk, Allah'a teslim olup asla itiraz etmemektir. Bu teslimiyet günlük ibadetler yanında hayatın bütün alanlarını kapsar. Bkz Nisa, 4/65; Ahzab, 33/36; Hucurat, 49/1-2.
Sayfa 22·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
Hamd/Din Günü/Rab/Rahman/Rahim/Alem
Hamd; âlemlerin Rabbi, Rahmân, Rahîm, din gününün sahibi Allah'adır. Fatiha 1/2-4. Dîn günü, dünyada yapılmış olan bütün amellerin hesabının görüldüğü ve karşılıklarının eksiksiz verildiği Ahiret günüdür. Hamd, Allah'ın gereği gibi övülmesidir. Rab ise sahip demektir. Allah, âlemlerin sahibidir ve onda istediği gibi tasarruf etme gücü ve imkânı sadece kendisine aittir. Allah'ın Rahmân ismi, dünya hayatındaki bütün varlıklara, Rahîm ismi ise âhiret hayatında sadece müminlere merhamet etmesini ifade eder. Allah'dan başka her şey (mâsivâ) kendi içinde bir âlemdir. Canlı, cansız, melek, hayvanlar, insan, cin, bitki ... hepsi birer alemi ifade eder. Alemlerin sayısı hakkında çokluk ifade eden 'binler' rakamları verilmiştir.
Sayfa 22·Kitabı okuyor
Kitap Alıntısı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Son sözümüzde ise Rabbimize layıkıyla bir kul olabilmek için şöyle bir niyazda bulunalım: Allah'ım! Sadece ve sadece şerefi ve izzeti, hürriyeti ve özgürlüğü, saâdeti ve mutluluğu sana kullukta biliyoruz. Bunu bizlerin anlayışlarına nakşeyle. Noksanlarımıza, eksiklerimize, kusurlarımıza rağmen bizi kendine kul kabul eyle ya Rabbi! Abdullah kabul eyle ya Rabbi! Abdullah olmayı hiçbir zaman hayatımızdan çıkarma Allah'ım! Abdullah olmanın en önemli esası olan iman ve ondan sonraki en büyük hakikat olan namazı hayatımızın esası kıl ya Rabbi! Çocuklarımıza namazı, tesettürü, imanı, Kur'ân'ı, Efendimiz'i (sas), sahâbeyi sevdir. "La ilahe illallah Muhammedun resûlullah" cümlesini sadece dil ile değil bu Kelime-i Tayyibe'yi hayatımızla, yüreğimizle, hücrelerimizle söyleyip gereğini yerine getirebilmeyi bizlere nasip ve müyesser eyle ya Rabbi!
Sayfa 183·Kitabı okudu
Kur'an'ı Anlama Faaliyeti
Kur'an meali okumak için gösterilen gayretlerin sağlıklı bir sonuç vermesi için Kur'an mealinin çok özetle de olsa bir tefsir eşliğinde okunmasını özellikle hatırlatmak İstiyoruz. Aynı şekilde hadisleri de özet bir şerh ile birlikte okumalarını arzu ediyoruz. Çünkü ayet-i kerimeler kimi yerlerde konuya çok kısa temas eder ve geçer. Aynı konunun bir başka ayrıntısı başka başka ayetlerde verilir. Yahut ayetler, konuya bir kelime ile temas eder, açılımını hadis-i şeriflere ve sünnet-i seniyyeye bırakır. İslam hakkında kapsamlı bilgiye sahip olmamamız takdirinde ayetler arasındaki ilgileri bilemeyeceğimiz için konunun ayrıntılarında yanlış değerlendirmelere varmamız pekala mümkündür. Bu durumun örneklerini çokça müşahede etmekteyiz. Mesela sadece meal okuyup tamamen lüğavi ve zahiri değerlendirme yapanların, birbirinden farklı olarak birkaç çeşit 'Salāt' (namaz) uyguladıklarını görüp duruyoruz. Gerçekte bu indi değerlendirme ve 'Salāt'ların İslam'la hiçbir ilgisi yoktur. Bu bakımdan Kur'an'ın anlamı konusunda tek başına meal yerine meal eşliğinde tefsir kaynaklarına müracaat etmede ısrar etmekteyiz. Resulullah Efendimiz'in 'Salat' (namaz)ına aykırı bir salât uygulaması batıl ve hebåen mensûra bir uğraştır. Diyebiliriz ki Kur'an'ın kapalılığını hadisler açmakta, hadislerin kapalılığını da ümmetin alimleri açmaktadır. Ümmetin alimlerinin oy birliği demek olan 'İcma' daima alimin kişisel görüşünden önceliklidir. Kur'an'ı anlama faaliyeti konusunda kaynak çerçevemiz işte budur. Kur'an-ı Kerim'i en iyi anlayan kişi Resulullah'dır s.a.s. Çünkü O, Kur'an-ı Kerim'i sadece tebliğ etmekle değil, öğretmekle de görevliydi (Bakara, 2/129; Al-i İmran, 3/164; Cumua, 62/2...). Öyleyse Efendimiz'in s.a.s. verdiği mână, tam da Allah Teala'nın c.c. muradını yansıtmaktadır. Efendimiz'in
Kitap Alıntısı
20) Vesvese (Vesvâs) Bir başka nüshada "takva" geçer. Her ikisi de birbirinin gereği olduğundan tek bir anlamda birleştikleri kabul edilebilir. Çünkü vesveseci (olan şeytan), kul ancak takvada derinlik kazanmaya başladığında ona yanaşır ve onun eksikliğini ve kusurlarını görür. Bu süreçte kul içten içe celal ve kahra düçar olduğunu düşünür ki bu durumun nefiste bıraktığı etki kabz (daralma) hali olarak belirir. Kabz insanı bast (genişlik) haline ulaştırır; çünkü kabz ve bast, gece ve gündüz gibi peş peşe gelen ve birbirinin zıddı olan iki haldir. Vesvese duyan insanın işi, ibadet ve ibadet edilen hakkında kuruntuya kapılmaktır. Vesvese insana tam olarak yerleşirse, bu hal kendisini deliliğe ve aklın bütünüyle ortadan kalkması haline ulaştırır. Allah'ın insana verdiği en büyük lütuf Akıl ve edeptir, bunu bil Mertlik o ikisine bağlı, bir kez yok olmasınlar Ölüm daha iyi gelir insana İnsanın durumu şiddetlenip gönlü daraldıktan sonra inayet yetişir ve Allah her işi bırakarak kendisine dönmeyi ve kaçışı (firâr) ilham eder. Bu kaçma "Bütünüyle Allah'a firar ediniz."¹ ayetinde belirtilir. Bazen de samimi, gönlü geniş ve saadete eren kardeşlerle oturup vesveselerden uzaklaşmayı kendisine ilham eder. Bu durum onu bast halini sevmeye, Allah'a yönelme haline ulaştırır. Çünkü bu haldeyken açık düşman olan şeytanla savaşmaktan kurtulur. Kalbine de ki vesveseler artarsa Vesveseci olmuştu İblis taşkınlığa saptığında Özetle, kabz halinin sebebi, kötü işleri düşünmek, Mevla'dan habersiz kalmak ve gafil olmaktır. Kalbini arındıranlar ise sadece temizlik halini müşahede ederler. Bu nedenle Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurur: "Kim üzüntüye
Sayfa 59 - ¹ Zâriyât, 51/50.
Din
Uzunca bir hidayet öyküsü…
Eşim ilk evladımızı doğurduğunda daha 30’uma gelmemiştim. Hala o geceyi hatırlarım. Bütün geceyi arkadaşlarımla geçirmiştim. O gece, gereksiz konuşmaların olduğu ve arkadaşlarımı güldürmek için çeşitli saçmalıklar yapıyordum. O zamanlar diğer insnaları etkileme ve güldürme gibi ilginç bir yeteneğe sahiptim. Taklit edeceğim insnanın sesine uygun olarak sesimi değiştirebiliyordum. Kimse benim alaylarımdan kaçamazdı, arkadaşlarımla bile alay ederdim. Sonra bazı insanlar zamanla dilimden kurtulmak için benden uzaklaşmaya başladılar. Tam o gece pazarda dilenen kör bir adamla dalga geçmiştiğimi hatırlarım. Daha da kötüsü ona çelme takarak düşürdüm ve o kör adam ne söylediğini bilmeyerek kafasını sağa sola döndürmeye başladı. Her zaman ki gibi evime geç saatte döndüm ve karım beni bekliyordu. Eşim korkunç bir durumdaydı ve titrek bir sesle “Raşid… Neredeydin ?” diye sordu. “Marsta olacak halim yok ya, arkadaşlarla beraberdim” diye cevapladım. Oldukça hassas durumda olduğu belli olan ve göz yaşlarını zor tutan eşim; “Raşid, çok fazla yorulmaya başladım ve sanırım evladımız yakında doğacak.” dedi ve sükunet içinde bir gözyaşı yanaklarından süzüldü. O an eşimi ihmal ettiğimi hissettim. Bu zamanlarda dışarılarda gezmek yerine onun yanında olmalıydım çünkü eşim hamileliğinin dokuzuncu ayını doldurmak üzereydi. Sonra eşimin sancıları başladı ve hiç zaman kaybetmeden onu hastaneye götürdüm. Hemen eşimi doğum odasına aldırlar ve uzun süre acı işçinde o odanın içinde kaldı. Ben dışarıda onun doğum yapmasını bekledim fakat doğum zordu yine de sızana kadar bekledim. En sonunda hastaneye telefon numaramı bırakarak eve gittim iyi haberleri bana söylemelerini istedim. Aradan biraz süre geçtikten sonra hastane çalışanları bana Salim’in doğumunu müjdelediler. Hastaneye geri döndüm ve