İnsanların neden bu aşk denen duygunun peşinde koşup durduklarını belki de ilk kez anlıyordum. Çünkü aşk insana tarifsiz bir yaşam enerjisi, sebepsiz bir mutluluk ve yeniden başlamak için ihtiyaç duyulan o cesareti veriyordu. Bu yaşıma dek sadece ailem için yaşadığım hayatımda ilk kez kendim için yaşamanın ne demek olduğunu öğrenmeye başlıyordum.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ölüm isteği, gerçeklikten yoksun bir kişilik yapısının bir parçasıdır. Bunun yaygınlaşmış hali, ölümü kurtarıcı bir rol oynadığı trajik aşk hikâyeleri geleneğinde görülür. Romeo ve Juliet buna bir örnektir. Talihsizliklerinin bizi etkilemesi sadece onları acıma duyduğumuzdan değildir. Kaderleri, gizliden gizliye izleyicinin de arzuladığı sondur. Burada şu soruyu sormak gerekir: Aşk adına niçin onca cinayet işlenmektedir? Âşıklar ve sevilenler, karı ve kocalar Birbirlerini çok fazla sevdikleri için mi öldürmektedirler? Belki de aşkın kandırmacalarının aşkın kendisiyle pek ilgisi yoktur. Belki de bu, insanın kendi iç mücadelelerinden kurtulmak için bir başkasının sevgisini zorlama girişimidir. Bu mücadelelerinin nedeni de, İnsanın kendisini gerçekten sevmeye yettisine sahip olmamasıdır. Insanın kendi doğasına olan tamamen ilk sen sevginin dışarıdan gelen onaya bağlı olan narsistik sevgi tarafından bastırıldığı yerde Kendi gerçek kendiliğini oluşturma cesaretini bulma olanağı kalmaz.
Sevgi de cinsellik gibi temel bir fenomendir. Normalde cinsellik, sevginin bir ifade biçimidir. Cinsellik, sevginin bir aracı olarak sadece gerekçesini bulmakla kalmaz, ayrıca kutsallaştırır. Böylece sevgi, cinselliğin sadece bir yan etkisi olarak ele alınmaz; daha ziyade cinsellik, aşk adı verilen nihai birliktelik deneyimine bir ifadesidir.
“İnsan kendisiyle yetinmeyen tek varlıktır (...) Kuş sadece kuştur, çoğalır ve uçar. Ağaç sadece yeşillenir ve meyve verir. İnsan başkadır, hayal etmeyi öğrenmiştir. Var olanla yetinemez. Bakırdan küpe yapması, taşlardan saray inşa etmesi, görünmeze merakındandır.”