7/10
·240 syf.··
2026 57. kitabı
Bataklık , arzunun mimetik doğasını ve öznelerin narsisistik bir nesne tahayyülü karşısında uğradığı ego çöküşünü belgeleyen klinik bir vaka niteliğinde. Anlatının merkezindeki Mitsuko figürü, diğer karakterler için libidinal bir çekim merkezi olmanın ötesinde, öznenin kendi eksikliğini ve iğdiş edilme (kastrasyon) anksiyetesini yansıttığı narsisistik bir idealizasyon nesnesi olarak işlev görürüyor. Sonoko’nun Mitsuko’ya duyduğu saplantılı fetişistik fiksasyon, rasyonel bir sevgi bağından ziyade, kendi bastırılmış homoerotik arzularının ve kimlik krizinin nesne ilişkileri teorisi bağlamında dışa vurulmasıdır. Bu bağlamda metin, karakterlerin kendi özerk egolarını ve rasyonel gerçeklik algılarını feda ederek manipülatif bir girdaba teslim oluşlarını, sınır durum (borderline) bir ortak yaşam (simbiyoz) arayışı ve süperegonun tamamen tasfiye edilmesi süreci olarak önümüze koyuyor. Karakterlerin Mitsuko’nun etrafında oluşturduğu sado-mazoşistik ilişkiler ağı, Lacanvari anlamda "Öteki’nin arzusunu arzulama" döngüsünün yıkıcı bir tezahürü. Tanizaki, sadakat ve ihanet kavramlarını rasyonel sınırlarından koparıp irrasyonel birer saplantı performansına dönüştürürken, insan psişesinin yıkımdan haz alma (ölüm dürtüsü / Thanatos) mekanizmasını kusursuzca işletiliyor. Sonuç olarak bu bütüncül yapı, arzunun insanı nasıl bütünüyle esir alıp nesneleştirebileceğini ve kendi illüzyonuna hapsedebileceğini kanıtlayan, insan doğasının irrasyonel dehlizlerindeki iktidar savaşlarını sarsıcı bir kanıtı niteliğinde.
1000Kitap
BataklıkCuniçiro Tanizaki · İthaki Yayınları · 2023227 okunma
Puan vermedi·234 syf.··
2026 11. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2026 09:33
Kitap felsefik,psikolojik ve de sosyolojik bir karmadan oluştuğu için anlaması güç, yer yer de sıkıcı. insanın doğasından ayrılma süreci ile özgürlük arzusunun beraberinde getirdiği yalnızlık ve güçsüzlük endişesinden kurtulma süreçlerini tarihsel bazlı anlatıyor ve bunlardaki yönelimlere de kaçış diyor. Özgür mü olmak istiyorsun bunun bir eksisi var yalnız olmayı ve de bundan doğan güçsüzlüğün endişesine de razı olacaksın. İnsanız sonluyuz özgürlüğü taşıyabilecek yöntemi de sado mado eğilimler ile bulmuşuz lakin bu da ne kadar özgür olduğumuzu gösterir? hep bir çelişki hep bir buhran. sonra da yansın dünya yıkılsın evren.
Özgürlükten KaçışErich Fromm · Payel Yayınları · 19961,999 okunma
Reklam
Puan vermedi·99 syf.··
2026 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Nisan 2026 20:56
Musa Anter, Hatıralarında Birîna Reş(Kara Yara) piyesinden aşağıdaki gibi bahseder. Benim yapacağım bir incelemeden çok dahasını içerdiğinden tüm pasajı alıyorum: "Birîna Reş’, 1950’lerde DP’nin sahte partizanlığını simgeleyen ve Kürtlere o ana kadar empoze edilen, ‘Kürt adam olmaz, aydın olmaz!’ düşman sloganlarına karşı yazılmıştı. Piyes, tüm sefalet, horlama ve Kürt düşmanlığına karşı bir reaksiyondu. Bu düşün­cemi anlamak için, piyesi okumak ve anlamak lazımdır. Oyu­numda, bir de o dönemin “DP’nin Kürtleri” imajı vardı. Tüm Güneydoğu’da buğday Ekim ayında ekilir. Ama Nisan ayında, en şiddetli zehirlere bulanmış yüzbinlerce ton buğday, DP’li yöre ağa ve şeyhlerine tohumluk diye dağıtılıyordu. Tabii dağıtılan bu yüzbinlerce ton buğday, toprak ağaları tarafından fakir fukara Kürt halkına arpadan ucuz bir fiyatla satılıyordu. Bu buğdaylar, bilinçsiz Kürt halkı tarafından öğütülerek un yapılıyor ve daha sonra da bu undan ekmek pişiriliyordu. Ama gel gör ki, bu güya haşere için kullanılması gereken buğday, bilinçli bir şekilde Kürt halkını mahvetmeye yönelik olarak kullanılıyordu. Kısa bir za­manda bu, en çok da çocuklar üzerinde tesirini gösterdi. Bu zehirin çocukların vücutlarında açtığı yaraya, halk arasında ‘birîna reş’, yani kara yara dendi. Ben o vakit Diyarbekir’de İleri Yurd ga­zetesinde çalışıyordum. Bu realiteyi çokça dile getirdim. Ama ca­navarlar Kürdistan suyunu kurutmak için planlarını uygulamak­tan vazgeçmediler. Bu ara Diyarbekir havalisinde bir gezinti yap­mış; Çüngüş, Dicle, Hazro, Lice, Hilvan, Çınar ve Bismil’i gez­miştim. Bu ilçelerde çoğu doktorsuz olan sağlık ocaklarına uğra­dım. Buralarda maymun yavrularına dönüşmüş yüzlerce yara be­re içinde çocuk gördüm. Çocukların tüm yüzleri kara kara ve bir karış boyunda kıllarla kaplıydı. Yüzleri ve
Tarih
Birîna ReşMusa Anter · Avesta Basın Yayın · 1995267 okunma
Barbie hayranlık uyandırıyor:)
8/10
·464 syf.··
2026 10. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 14 Mart 2026 00:10
An itibariyle bitti kitap ve Jean-Christophe Grangé ait okuduklarım arasından en iyisi buydu, diğer kitaplarının tarzı aynıydı bu ise bambaşka. Mahkeme bölümleri bile çok iyiydi genelde sıkıcı gelirdi. Bdsm yeralti kulüpleri, p***o sektörü, sado mazo almış başını gidiyor :) spoiler içerecek. Amirimiz Stephane Corso bir soruşturmayı devralıyor. Eski mahkum Sobieski'ye uzanıyor bir şekilde. Sobieski Goya çakmacısı sanat icra ediyor kendileri:) Tecavüzcü, bağımlı, sapkın zevkleri olan, hırsız vs yemin etmiş tüm suçları islemeye sanki. Buna hayran olan onlarca genç kız... Corso işlenen cinayetlerin katilinin kuşkusuz Sobieski olduğuna inanip buna göre aksiyonlar alıyor ancak kafasına yatmayan durumlar da var... Hikaye gerçekten diğer kitaplardan çok ayrı. Finalde bunu beklemiyordum iyi bir twist olmuş. Beş kardeş... Bu arada Corso biraz tezcanlısın aşko :)
Ölüler DiyarıJean-Christophe Grangé · Doğan Kitap · 20193,994 okunma
8/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2026 10. kitabı
Veliaht Prens Sado'nun hayatını kurgu ile birleştirerek çok güzel bir gerilim kitabı ortaya çıkarmış yazar. Kısa ama etkili güzel bir kitaptı. Özellikle tarihî kore dizileri izleyen biriyseniz hikaye anında içine çekiyor. Bir çırpıda bitirdim, güzeldi cidden.
1000Kitap
The Red PalaceJune Hur · Feiwel & Friends · 04 okunma
10/10
·360 syf.··
2025 113. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 08 Ağustos 2025 15:11
Giriş cümlesiyle başka, final cümlesiyle bambaşka çarpmayı başaran, bu iki cümle arasına daha doğrusu kitabın adındaki mantık üzerinden söylersek A ile Z harfleri arasına, sıradan insanlar üzerinden küresel bir sürü sorunu ve hazmı zor hayatları sığdıran Hakan Günday romanı. Az'da Hakan Günday yine karanlık bir dünyadan sesleniyor ve hikayelerine iç karartıcı insanlık sorunlarını malzeme yapıyor. Ataerkil aşiret kültüründen koruculuk sistemine, kapalı ekosistemi ve hiyerarşik düzeneğiyle tarikat yapılanmasından çocuk gelin sorununa, uluslararası uyuşturucu kaçakçılığından madde bağımlılığına, porno sektöründen intihar olgusuna, eşcinsellikten sado-mazo eğilimlere, mezarlık çocuklarından Oğuz Atay'ı kahrından öldüren edebiyat dünyasındaki çeteleşmelere hatta korsan kitapçılığa kadar envai çeşit mesele üzerinde sörf yaparken romanın merkezine kurban ve cellada sürekli yer değiştirterek şiddet kavramını koyuyor. İki farklı Derda'nın anlatıldığı iki bölümden oluşan romanın kız olan Derdâ'nın hikayesinin işlendiği ilk bölüm romanın zayıf kısmını oluşturuyor. Kader kavramını işlememesine rağmen zorlama tesadüflerle yürüyen hikaye gerçekçilikten uzak olmuş. İnsanlığın dibinden seslendiği bu bölümde absürt karşılaşmalar ve tiksinti düzeyi yüksek ilişkiler yumağıyla okuru kitabı yarım bırakmaya zorlarken ikinci bölüm olan erkek Derda'nın hikayesinde çok güçlü bir metin çıkarmış yazar. İlk bölümde üzerinde söz söylemek istediği çeşitli konular hakkında içini döktükten sonra ikinci bölümde yoluna çok daha rahat devam etmiş. Tutunamayanlar'ı okuyabilmek için okumayı öğrenen Derda'nın Oğuz Atay sevdası ve içine düştüğü şiddet sarmalı çok etkileyici olmuş. Hakan Günday'ın romanlarını ilgi çekici kılan ana unsurlardan olan öngörülemezlik Az'da da ziyadesiyle göze çarpıyor.
Edebiyat
AzHakan Günday · Doğan Kitap · 201926,9bin okunma
Reklam
Reklam