Herkesin ağlayarak okuduğunu dile getirdiği #OrhanKemal ‘den #ElKızı kitabını ben de zaman zaman gözyaşlarımı tutamayarak okudum.
“Toplumsal anlamda bireyin tüm hallerini ustalıkla ele alan Orhan Kemal, yalnızca sokaklarda ekmek kavgası veren insanları değil, evlerin içinde sürüp giden çekişmeleri de en iyi anlatan yazarlardan biridir.”
Bu kitap tek bir cümle ile özetlenecek olsaydı, ‘bir hiç uğruna, göz göre göre darmadağın olan bir yuva’ olurdu bence. Kitap, bir savcı ve doktor Haldun’un, çok kuvvetli bir fırtınanın olduğu akşam, kıyıya vuran kadın cesedini incelemeye gitmeleri ile başlıyor. Hayatın silsilesini çekmiş bir kadın, bazı talihsizlik ve tesadüfler.. Bir dilenci olan orta yaşlı bu kadının parmağında herkesin kafasını karıştıran pırlanta bir yüzük, yüzüğün içinde ise isimler, karanlanmış olsa da anlaşılan Mazhar, Nazan ve Haldun. Evet evet, o Haldun doktor Haldun, ölen dikenci kadında yıllar önce ayrı kaldığı sonraları öldüğü haberi aldığı annesi. Peki ama niçin sağken karşısına çıkmadı? Çünkü Nazan’ın başına gelmeyen kalmadı! Çekmediği çile, yemediği dayak, uğramadığı iftira, hepsinden kötüsü de evlat hasreti. Burdan sonrası spoiler içeriyor!!!
Evet dediğim gibi kitap sonuyla başlıyor ve sonra yüzüğün hikayesi ile dönüyoruz geçmişe ve ona kadar yaşanılanlara. Mazhar başarılı hali vakti yerinde bir avukat. Tee öğrencilik zamanı kaldığı Süleymaniye de komşu kızı Nazan’a gönlünü kaptırıyor. Nazan’ın ana baba yok, bir garip teyzesiyle yaşıyor. Evleniyorlar ama Mazhar’ın annesi bu evliliğe hiç razı gelmiyor, oğluna layık görmüyor Nazan’ı. Süklüm püklüm, hizmetçi kılıklı, çorabı düşük ona göre, yanında gezdirmeye utanıyor. Nazan, ağzı var dili yok, gerekmedikçe konuşmayan, bir hizmetçi gibi kendini eve ve evdekilere adayan, bakımsız ama hoş bir kadın. Kaynanası