10/10
·56 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 07 Şubat 2026 23:16
Kısacık bir kitaptı ama beni çok sarstı. Az kelimeyle böyle bir derinlik yaratılması hayran olduğum yeteneklerden biri. Bir insan, yargılanmadan dinlenmeyi, kabul edilmeyi, yanında olunmasını çok ister. Başkarakterler bunların önemini çok güzel hissettiriyor. İslam dinini, yumuşak, sakin ve kapsayıcı ele alması hoşuma gitti. Çok sade, temiz, etkili bir dille yazılmış. Kısa olmasına aldanmayın, yoğun bir kitap. Bir süre boşluğa bakmama sebep oldu.
Edebiyat
Mösyö İbrahim ve Kuran'ın ÇiçekleriEric Emmanuel Schmitt · Doğan Kitap · 20246,5bin okunma
8/10
·504 syf.··
2026 38. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Nisan 2026 20:35
“Unutmayınız; adalet denilen hassas yapı, kulaktan dolma dedikoduların değil somut gerçeklerin üzerine inşa edilirse ayakta durabilir." İnsanın geçmişiyle, kendisiyle ve görmezden geldiği gerçeklerle yüzleşmesini anlattığı güçlü bir roman okumak isteyenleri şöyle alalım. Sonra Gözler Görür, hayatında bir takım değişiklik yaşayan gazeteci Ezgi Sezgin’in, oğlu Batu ile birlikte çocukluğunu geçirdiği Yenikent’e dönmesiyle hikayemiz başlıyor. İstanbul’daki düzeni dağılan Ezgi için bu dönüş bir kaçış gibi görünse de, aslında geçmişle yüzleşmenin başlangıcıdır. Yenikent, dışarıdan sakin ve küçük bir kasaba gibi görünse de, içinde bastırılmış sırlar ve çözülmemiş meseleler barındırmaktadır. Ezgi, kasabaya döndükten kısa bir süre sonra kendisini bir cinayet olayının içinde bulur. Bu olay, sadece bir suçun araştırılması değil, aynı zamanda kasabanın karanlık yüzünün ortaya çıkmasına neden olur. Ezgi, mesleğine aşık, dürüst bir gazetecilik refleksiyle olayın peşine düştükçe, karşısına çıkan bilgiler onu hem kasabanın hem de kendi geçmişinin derinliklerine doğru sürükler. Her yeni detay, görünen ile gerçek arasındaki farkı biraz daha belirgin hale getirir. Sayfalar ilerledikçe, Yenikent’teki insanların birbirleriyle olan ilişkileri, güç dengeleri ve saklanan gerçekler gün yüzüne çıkmaya başlar. Ezgi yalnızca bir cinayeti çözmeye çalışmaz; aynı zamanda insanların neden sustuğunu, neleri görmezden geldiğini ve gerçeğin nasıl örtüldüğünü de anlamaya çalışır. Bu yönüyle, bireysel hikâyeler, toplumsal yapıyla iç içe geçer. Yazarın dili akıcı, sade ve merak duygusunu sürekli canlı tutan bir yapıya sahip. Yormayan ama aynı zamanda yüzeyde kalmayan bir anlatım mevcut. Bununla birlikte bazı bölümlerde detaylı anlatım, polisiye kısmı için biraz durağan kalabilir. Bu anlatım da
Edebiyat
Sonra Gözler GörürHikmet Hükümenoğlu · İthaki Yayınları · 20251,333 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·128 syf.··
2026 24. kitabı
Sanırım daha önce hem bu kadar sessiz hem de bu kadar derin bir hikâyeye sahip bir kitap okumamıştım. Banana Yoshimoto, Mutfak'ta olaylardan çok duygulara odaklanırken, hüzün ve umudu kusursuz bir dengeyle harmanlayarak bize sade ama etkileyici bir hikâye sunmuş. Roman, hayattaki tek yakını olan büyükannesini kaybeden genç bir kadın olan Mikage'nin yalnızlığıyla başlıyor. Yas sürecinin içindeki Mikage, teselliyi evlerin en sıcak köşesi olan mutfaklarda bulurken karşısına Yuichi ve onun sıra dışı, hayat dolu annesi Eriko çıkıyor. Bu beklenmedik dostluk sayesinde yalnızlığın yerini yavaş yavaş aidiyet ve umut almaya başlıyor. Kitap iki hikâyeden oluşuyor. İkinci hikâye daha kısa olsa da bizi sevgilisini kaybetmiş genç bir kızın yeniden ayağa kalkma anına tanıklık ettirirken yine hem hüzünlü hem de umut dolu bir yolculuğa çıkarıyor. Bu arada ilk hikâyeyi daha çok severek okusam da kesinlikle ikinci hikâyenin duygusu ruhuma çok daha fazla dokundu. Yoshimoto'nun dili oldukça sade, sakin ve huzur verici. Ölümün ve kaybın yarattığı boşluğu ajitasyona kaçmadan, naif ve gerçekçi bir şekilde ele almış. Yalnızlık, kayıp ve yeniden iyileşme sürecini kalbe dokunan bir şekilde sunmuş. Gündelik hayatın küçük ayrıntıları ve insan ilişkilerinin iyileştirici gücü ön plana çıkarken, okuru sessiz ama derin bir yolculuğa çıkartıyor. Özellikle Japon edebiyatının dingin atmosferini sevenlerin mutlaka şans vermesi gereken eserlerden biridir kendisi.
1000Kitap
MutfakBanana Yoshimoto · Beyaz Baykuş Yayınları · 2026805 okunma
Puan vermedi·352 syf.··
2026 18. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 09:44
Je t'aimais, je t'aime, je t'aimerai. Seni sevdim, seviyorum ve seveceğim. Anne ve babasını bir yangında kaybeden Bonlivre'in kalmaya başladığı yurtta birkaç gün sonra müdür değişir. Müdürün değişmesiyle beraber tüm çocukların hayatı çekilmez bir hal almaya başlar. Herkesin kişisel eşyasına el konulur, yemekleri kısılır, soğukta uyurlar. Bonlivre, yazar olan anne ve babasının ona bıraktığı defteri itinayla yeni müdür Xavier'den saklarken müdür sonunda deftere de el koyar. Tüm çocukların mutsuzluğu yurtta yerleşik bir hayat yaşamaya başlamak üzereyken Bonlivre, akşamları hikayeler anlatmaya başlar. Ve bu umudun yeşermesi demektir. Elbet yasaktır. 🪾 Bu esnada şehirde yazarlar kaybolmaktadır. Kahramanımız ailesinin ölümüyle bu kayıplar arasında bağ olduğunu düşünür ve sonra olaylar gelişir. Yazar macera dolu bu kitabı anlatırken sakinliğini korumuş. Kitabı bitirirken bunu düşündüm. "Ne kadar sakin, koşturmacadan uzak, güzelce yerleştirmiş olayları," dedim kendime. Bu kısmı ayrıca sevdim. Dostluk, yuvaya dönme, pes etmemek, her şeye rağmen cesur olmak, dayanışma temaları kitabın tamamına işlemiş. Çevirisi sayesinde de bir çırpıda okunuyor kitap. Çevirmenin dile hakimiyeti sayesinde kitaptan hiç kopmuyorsunuz. Bu iyi çevirinin sahibi de @asli.konac
Bastien Bonlivre'in Şaşırtıcı HikâyesiClare Povey · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20254 okunma
Puan vermedi·168 syf.··
2025 17. kitabı
Cengiz Aytmatov için kelimeler basit birer araçtır sadece. O, kelimelerle hikayesini süslemez; hikayesiyle kelimeleri süsler, onlara değer katar. O kullandığı sürece kelimeler güzelleşir ve büyüler. En basit konular, en yaygın efsaneler bile o yazdığında bir başkalaşır. Renklenir, parlar, insanı büyüler, düşündürür ve belki de unuttuğumuz ya da daha önce tatmadığımız duyguları tattırır. Beyaz Gemi de bir Aytmatov kitabı. Yazarın adına bakmasanız bile anlarsınız Aytmatov olduğunu. Yazarın kelimelerinden, kitaptaki her bir kelimenin ne kadar anlamlı ne kadar düşünülmüş olmasından. Ben yapabildiğim kadar anlatmaya çalışacağım ama unutmayın ki her bir kelimenin bir Türkçesi bir de Aymatovcası var. Kitabımızın ana karakteri isimsiz bir çocuk. Dedesi, nenesi, dayısı, yengesi ve birkaç köylüyle beraber ormanın yanındaki bir köyde yaşıyor. Çocuğun iki hikayesi, dürbün ve taşları dışında hiçbir şeyi yok, sadece her gün izlediği beyaz gemisi var. Dedesi ise sakin, uysal ve iyi bir insan. En büyük hazinesi ise onu mümin dede diye çağıran biricik torunu. Bir de dayısı Oruzkul var. İsmi gibi Ruslara kul olmuş, açgözlü, işgüzar bir sahtekâr. Aytmatov’un her karakterini ne kadar incelesek bir o kadar uzun olur. Her daim güzümüzden kaçan bir ayrıntıyı, altta saklana gizli bir anlamı bulabiliriz. Bu kitabında is Çarlık Rusya’nın halkın üzerinde kurduğu baskıyı ve geleceğe umutla bakmamız gerektiğini anlatıyor. İsimsiz çocuk geleceğe karşı umutla bakan halkı, Mümin Dede boyun eğmiş halkı, Oruzkul ise kendi değerlerini unutup Ruslara yanaşan halkı temsil ediyor. Çocuğun bir ismi bile yok. Hayatını beyaz geminin gelip onu almasını babasına ve annesine götürmesini bekleyerek geçiriyor. Her gün Bir de dedesinin ona hediye ettiği maral ana efsanesi var. Bir gün maral ana onu sırtına
Beyaz GemiCengiz Aytmatov · Ötüken Neşriyat · 202387,5bin okunma
Erilin İçindeki Dişil
7/10
·204 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
·
38 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 09:34
Bugün sizlerle psikiyatrist Carl Gustav Jung'un Maskülen eserini paylaşacağım. Kitabın kapağında yer alan "Erilliğin Farklı Yüzleri" tanımlaması görünenin çok ötesinde cinsiyet dinamiğini vurgulamakta. Evvela Jung'ı daha iyi anlamak adına geliştirmiş olduğu iki önemli teoriden söz edeceğim. İlki bilinç ve bilinçdışı kavramları. Freud'un aksine bilinçaltının değil bilinçdışının karakteri şekillendirdiğen söz ediyor. Bilinçdışının bu kadar önemli olmasının nedeni kolektif ve kişisel bilinçdışı diye iki ayrılması ki analitik psikolojideki dört arketiple bağlantılı; persona, gölge, anima/animus ve benlik. İşte maskülenin temellendirildiği kısım ise anima/animus. Anima; erkeğin bilinçdışındaki dişil yönü animus ise kadının bilinçdışındaki eril yönü temsil ediyor. Jung her ne kadar kitap animaya atıf yapsada iki kavram birbirinden ayrı ele alınmadığından animusu da değerlendirmeye dahil etmiş. Anne rahminden ayrılan bir erkek çocuğun ergenlik dönemine kadar kişisel bilinçdışındaki dişil yön, ergenlikle beraber dinamik bir eril rol modelle eril dünyanın toprağına ayak basıyor. Dikkat ederseniz dinamik bir eril rol model dedim. Çünkü kitapta boyunca incelenen vakalarda erkek hastaların çoğu böylesi bir rol modelden mauf bir şekilde büyümüş. İster istemez ergenlikle birlikte erilleşmeyen dişil yön hastanın ruhi dünyasını etkiliyor. Ergenliğin bu kadar önemli olmasının sebebi ise erkeklik hormonunun aktive olmasından sonra dişil yönün hastanın bilincini ve benliğini alt üst etmesi. Öyle ki ortaya çıkan bedensel değişimler varoluşu beden üzerinden sorgulamaya götürse de temel sağlam olmadığından hasta cinsel ilişkiler içerisindeki deneyimlerden hareketle -bilinçsizce- eril bir yönü bulmaya gayret ediyor. Jung genç yetişkinlik yılları ve yaşlılık dönemleri de bu mercek altında
MaskülenCarl Gustav Jung · Pinhan Yayıncılık · 2016436 okunma