İBDA-C davasından gözaltına alınarak işkence görenlerden Ali Osman Zor’un TARAF dergisine anlattıkları...
SORU – Bildiğimiz kadarıyla siz, “Panik Operasyonu”nun başlamasından bir hafta sonra, yani Kumandanımızın yakalandığı Cuma gündüzünden sonraki Perşembe günü yakalandınız. Olay nasıl oldu, ana hatlarıyla anlatır mısınız?
ALİ OSMAN – Kumandan’ın alındığı günden sonraki Cumartesi’nde, Fatih’teki lokale Kumandan’ın bir buçuk günden beri ortada olmadığına dair bir haber geldi. Benim ve arkadaşlarımın ilk aklına gelen, Kumandan’ın polis tarafından alınmış olduğu ve aynı şekilde polisin buraya da gelebileceğiydi. Hemen oradan çıkıp eve geldim. Geç saatlerde bir arkadaştan, Kumandan’ın polis tarafından alındığı ve İBDA üzerine bir operasyon başlatıldığına dair bir telefon geldi. Telefonu kapattım, zevcemle helâlleştim ve evi terk ettim. En son Salı sabahı, kardeşimin polis tarafından alınmış olduğunu öğrendim. Perşembe akşamına kadar muhtelif yerlerde saklandım. O gece çok hasta olduğumdan, bir gün kalmak için kayınpederime gittim. Eve geldikten yaklaşık 15 dakika sonra polisler geldi ve beni, evin balkonundan kaçmaya teşebbüs ederken yakaladılar.
SORU – Operasyonu yürüten polislerin gördüğünüz kadarıyla psikolojik durumlarını anlatır mısınız?
ALİ OSMAN – İlk önce şunu ifade etmek isterim; bu operasyona bir isim bulmak gerekirse, “Panik Operasyonu”ndan daha güzel bir isim bulunamaz herhalde. Bunu, kendi yakalanmamla değil de, Kumandanımız sayın Mirzabeyoğlu’nun yakalanmasıyla örneklendireyim: Özel arabasıyla evinden çıktıktan sonra üç tane oto takibe başlıyor ve bunlara biraz ileride bir de minibüs katılıyor. Bağlarbaşı mevkiine gelindiğinde sayın Mirzabeyoğlu’nun arabasını solluyorlar ve daha ileride de yaklaşık 15–20 metre mesafeden önünü kesiyorlar. Hepsi birden
Nisan 1992, «İLK FİKİR» BENDE, Vâridat: Ali Osman Zor, İBDA Yay.