Rıza Tevfik, Stuart Mill’in “şâkird-i irfan”ı olduğunu söyleyerek övünürdü. Filozofluktan daha iddialı bir kartvizit. İkinci Meşrutiyet’in fikir adamları bizden daha ciddi idiler. Cumhuriyet nesli, Batı düşünce tarihinde ya sığ pozitivizme saplanacaktı, ya iğdiş edilmiş bir Marksizme.. Stuart Mill’in “şakird-i irfan”ı olmak, gerçekleşmemiş bir ideal de olsa, bir tecessüsün hududlarını belirtmesi bakımından göğüs kabartıcı. Yeni kuşaklar, ne Rıza Tevfik’i tanır ne Stuart Mill’i. Rıza Tevfik, hece vezninde şiirler yazmış, bir ara politikaya sürüklenerek Sevr’i imzalamak hamakatini göstermiş talihsiz bir yazardır. Fikir adamını hiç birimiz merak etmeyiz. Dilimizde yazılan en geniş, en özgün, en değerli felsefe dersleri onun imzasını taşır. Türkçenin tek felsefe kamusunu o yazmıştır. Düşünce tarihimizde bir dönem açan ‘Ulumu İktisadiye ve İçtimaiye Mecmuası’nın üç kurucusundan biridir. Düşünceyi aforoz eden bir dünyada yaşıyordu. Bir çöküş döneminin temsilcisiydi. Asırlar süren bir medeniyetin heybetli çöküşü.. Sevimli filozof, Stuart Mill’in belli başlı eserlerini okumuş muydu.? İngiliz hâkiminin eserlerinin ne kadar anlayabilirdi? O dönemde düşüncelerini anlamak, hele hele benimsemek mümkün müydü? Bilmiyoruz..
Risale-i Nur'un hakiki ve sadık şakirdlerinin mabeynlerindeki düstur‑u esasiye olan iştirak-i a'mal-i uhreviye kanunuyla ve samimi ve hâlis tesanüd sırrıyla her bir hâlis, hakiki şakird bir dil ile değil belki kardeşleri adedince diller ile ibadet edip istiğfar ederek bin taraftan hücum eden günahlara, binler dil ile mukabele eder.