önüm arkam sağım solum sobe saklanmayan ebe ..önüm arkam sağım solum sobe saklanmayan ebe .. antık bir oyun günümüze kadar gelmiştir
Yaz tatili için anneannesinin evine giden Belis, orada kuzenleriyle birlikte tablet ve bilgisayar ekranlarından uzakta vakit geçirirler. Bir gün kuzenleriyle sobelemece oynarken anneannesinden kalan eski sandığın içine saklanır. Bu öyle bir sandıktır ki, Belis burada hayatının sürpriziyle karşılaşır. Kendisini, günümüzden tam 4500 yıl öncesinde bulur. Zaman yolculuğu yapmış ve Anadolu’nun en eski medeniyetlerinden Hititler’in dünyasına gelmiştir. Burada tanışacağı ikiz kardeşler Tavananna ve Anitta acaba Belis’in kendi zamanına dönmesine yardım edebilecekler mi? Yeraltı kütüphanesindeki bilgenin bahsettiği zamanın anahtarı acaba nerede? Belis ve Hitit arkadaşları Kapadokya’nın dehlizlerinde bir yandan zamanla yarışırken bir yandan da peşlerindeki düşman askerlerden kurtulabilecekler mi? Hititler’in dünyasına gidilen bu gizemli yolculukta sen de Belis ve arkadaşlarının maceralarına eşlik etmeye hazır mısın? Arzu Başer’in kaleminden Sobe Saklanmayan Ebe, geçmişle bugünü, mitlerle çocuk merakını buluşturan sürükleyici bir roman. Bir oyunla başlayan yolculuk, dostluğun, cesaretin ve bilginin ışığında tarihî bir serüvene dönüşüyor. Saklambaç bu defa sadece bir oyun değil, zamanın içinde saklanan bir sır!
Edebiyat
Reklam
Çocuk, Derviş ve Sarı Kuş
Çocuk bir gün erkenden kalktı.. Evlerinin aşağısında bulunan o devasa dut ağacına doğru yürümeye koyuldu.. Canı dut çekmişti bu yüzden adımlarını hızlı hızlı atıyordu.. Ağaca yaklaştığında gölgede uyuklayan bir adam gördü.. Kıyafetlerinden anladığı kadarıyla köy köy gezen dervişlerden biri olmalıydı.. Onu uyandırmadan usulca ağaca çıkıp dutları yemeye koyuldu. Derken ağaçta ötmekte olan sarı tüylü bir kuşu fark etti.. Kuşun tüyleri ötüşü büyüleyiciydi.. Kuşu ürkütmemek ve adamı uyandırmamak için olabildiğince sessiz ve yavaş toplamaya başladı dutları.. Derken avucundan bir dut yere düştü.. Yere düşen dut dervişi uyandırmış olmalıydı.. Derviş aşağıdan seslendi aman dikkat et ayağın kaymasın.. Çocuk kuşun uçup kaçmadığını görünce sesli cevap verdi ben hep çıkıyorum bu ağaca.. Tam o anda kuş sesten ürküp kaçtı. Çocuk buna üzülmüştü. Bu kuş daha önce gördüğü kuşlardan farklı sarı renkli tüyleriyle sıradışı bir kuştu.. Canı sıkıldı ağaçtan ineyim en iyisi diye düşünüp indi. Zaten dut da yemişti yeteri kadar. Kuşumu kaçırdım ama senin yüzünden değil kendi yüzümden dedi. Derviş gülümsedi.. Çocuk aşağı inince dervişin yüzündeki derin çizgileri fark etti. Kaç yaşındaydı acaba dedemden bile yaşlı diye düşündü. Çok güzel kuştu keşke uçmasaydı dedi dervişe.. Derviş gülümsedi ve gençlik de böyle işte göz kırpar sana, rengarenk görünür ama hiç beklemediğin bir anda uçar gider. Peşinden koşsan da yakalayamazsın çünkü o uçar sense yürür durursun.. Çocuk şaşırdı nasıl yani sen önceden çocuk muydun? Derviş gülümsedi; ben hala çocuğum.. O zaman hadi saklanbaç oynayalım dedi çocuk.. Üstelik ebe ben olacağım.. Çocuk saymaya başladı.. 1 2 3 ve 6 7 8 derken 28 29 30 önüm arkam sağım solum sobe saklanmayan ebe deyip gözlerini açtı.. Derviş çok gizli bir yere saklanmış olmalıydı çünkü
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10... Önüm arkam sağım solum sobe, saklanmayan ebe... Küçük kız, hafiften bal rengini andıran saçlarıyla gökyüzüne bakarak, bir bir akan ve hiç durmayan gözyaşlarını siler. Bu aralar ne çok ağlıyordu öyle. Ciğerlerine çekebildiği kadar toprak kokusu çeker. En son böylesine uzun bir soluğu annesinin mezarını koklarken çekmişti. Şimdi ise, öleceğini düşündüğü bu arazide toprak kokusunu soluyordu; ölmemesi gerekiyordu. Bu hayatta onu seven tek kişiye sarılmak istiyordu, şu an ihtiyacı olan tek şey ablasına sarılmaktı. Ama ablası yoktu. Küçük kız, oturduğu yerden doğrulup tedirgin bir şekilde gözlerini etrafta gezdirdi. Burası neresiydi? Kendisinden ne istiyorlardı? Niye buradaydı? Ablası nerede, onlar kimdi? Hiçbir fikri yoktu. Yatakta duran yastığı eline alıp soğuk duvara arkasını yaslayarak oturdu, yastığı kavradığı gibi sarılarak sessizce ağlamaya başladı. Tıpkı o gece gibi... Küçük kız, bu zamana kadar hiç kimseye arkasını yaslamamıştı. Bu hayat toz pembe değildi; hayat, küçücük çocukları dünyadan koparacak kadar acımasızdı. Daha küçük yaşlarda arkasını soğuk duvara yaslayan bir kız çocuğu, büyüdüğü zaman birine yaslanabilir miydi? Sevebilir mi, eskisi gibi güvenebilir miydi insanlara?
Alıntı
Saklambaç
“7, 8, 9, 10, önüm arkam sağım solum sobe, saklanmayan ebe!” derdik bir zamanlar. “Çanak çömlek patladı” derken ne de heyecanlıydık. Gece saklambaçları daha heyecanlıydı. Kuytu köşelerde bir müddet sessizce durmak ve dayanamayıp koşmak... Özdemir Asaf'ın "Saklambaç" adlı şiirini okuyalım. “En çok saklambaç oynamayı severdim ben küçükken. Ne için saklandığımızı bilirdik en azından. İşin ucunda bir zafer vardı, hırslıydık. Sonraları kalmadı böyle güzellikler. Büyüdük, başkalaştık, kimsesizleştik. Bizi bulacak insanların olmaması kadar kimsesizdik. Kimi zaman aşktan, Kimi zamansa gerçeklerden kaçtık. Aşktan gerçekten kaçtık. En güzel oyununu oynadı bize hayat. Önceleri gözlerden uzak yerlere kaçar kaybolurduk, Şimdilerde ise içerimizde kayboluşumuz!”
Şiir
Hangi Pencere
Hangi Pencere Emine Acar Otuz beş.. otuz altı.. otuz yedi.. İstemem hiçbir şey; sarı saçlı büyük bebekten bile vazgeçtim. Babam ölmesin! O nasırlı elleri her akşam saçlarımda gezinsin. Ağrılarından uyuyamadığı gecelerde beni odasına çağırsın.Kahverengi gözleri ile konuşsun, o derin gözleri ile beni sevsin.. Parası...varsın olmasın Kırk sekiz.. kırk dokuz.. elli.. Önüm, arkam, sağım, solum, sobe; saklanmayan ebe... İçine çocukluk hatıralarımın sindiği mavi badanalı odaya giriyorum. Oda fazlasıyla sessiz. Bir yatak açılmış yere. Kıbleye doğru bir yatak! Uykusuz geçen o gecenin sabahında görebildim onu. Benzi sapsarıydı. Alnından öptüm. Bir çelik soğukluğuyla ürperdi dudakların. Bu kez gözlerimiz buluşmada babamla.Oysa ne çok ihtiyacım vardı beni sevmesine. #hangipencere şeker tadında bizden, içimizden 19 hikâye #emineacar
İnsanlar ve Duygular
Reklam
Reklam