Hiçbir zaman çıkamadım çocukluğumdan. Yıllar kırk yıl açsa da arayı hep bir ucundan tutundum. Bunu da kitaplarla yapabildim galiba. Binlerce kitaptan müteşekkil kalburüstü bir kütüphane nasip etti bana hayat. Bedeli de hayatın sunabileceği başka her şeyi reddetmek oldu. Pişman mıyım? Zinhar, bir gram bile pişman değilim. Bir ömrüm olsa yine onu kitaplarla yoğurup çevrelemek isterdim.
Bakın rolümü bokunu çıkartarak oynuyorum ki aranıza girebilmemin ne denli zor olduğunu anlayın der gibi bana tebessüm ederken aslında kendi rutin acizliklerinize gülüyorsunuz dermiş gibidir kendisi.
"Muhtevasını anlayamadığımız fakat birbirine zıt olduklarını bildiğimiz hislerin kalbinizde çarpışmasıyla bitap düştüğünüz vakit, yanı-başınızda İblis'i buluverirsiniz aziz dostum. Dünyayı toz-pembe gösteren, pembe yalanlardır. Hakikat hepimizi yaralıyor ve Azrail'in pençesinde hiçliğe savuruyor. Istırap ile saadet arasında pek az fark var. Bizler muğlaklıktan manasızlığa, oradan da yokluğa ilerleyen biçare yolcularız. Şeytan haklı. Canınıza kıymanızda bir beis yok. Zira mevcudatta ve mevcudiyette bulamadığımız teselliden ümit kesip, üstüne de Tanrı'nın dedikodusunu yapmaktan yapmaktan vazgeçtik mi, ebediyetle ve hayatla işimiz kalmaz. Hem sonra... acı çekmek insanı olgunlaştırmaktan ziyade kindar, fesat, saldırgan ve aptal yapıyor." Gülümsüyordu. "Biliyor musunuz, fanilik aslında benlik imgemizin bir parçası değil... Binaenaleyh aldanmak hayatın temel kanunudur ve bizi gerçeğe yaklaştıran tek şey boş konuşmaktır..."