Akakiy Akakiyeviç'i mezarlığa götürüp gömdüler. Böylelikle, Petersburg Akakiy Akakiyeviç'siz kaldı, sanki hiç yaşamamış gibiydi. Kimse tarafından tanınmamış, korunmamış, değer verilmemiş, kimsenin ilgisini çekmemiş bir varlık yok olmuştu. Sıradan bir sineği bile mikroskop altında inceleyen bir bilimcinin dahi yüzüne bakmadığı Akakiy Akakiyeviç, iş arkadaşlarının alaylarına katlanmış ve hiçbir olağanüstülük görmeden bu dünyadan göçüp gitmişti. Yalnız, ömrünün sonuna doğru acınası yaşamını canlandıracak tek bir şey girmişti hayatına: palto kılığındaki aydınlık bir konuk. Sonra hükümdarların, kralların, tüm dünyaya egemen olanların başına gelen mutsuzluk onun da başına gelmişti.
Var olmak burada olmaktır sadece, var olan şeyler ortaya çıkarlar, onlara rasllanabilir ama onları hiçbir zaman çıkarsayamayız. Bunu anlamış kimselerin olduğunu sanıyorum. Ama onlar bu olumsallığı, kendi kendisinin nedeni olan zorunlu bir varlık uydurarak aşmaya çalışmışlardı. Oysa hiçbir zorunlu varlık varoluşu açıklayamaz: Olumsallık bir sanrı, ortadan kaldırılabilecek bir görünüm değil mutlak olandır ve bu yüzden kusursuz bir temelsizliktir. Şu bahçe, şu kent, ben, her şey temelsiz ve nedensizdir. Bunun farkına vardığınız zaman yüreğiniz burulur; geçen akşam Rendez-vo- us des Cheminots'da olduğu gibi her şey dalgalanmaya başlar: Bulantı budur işte.