Gürkan

Gürkan
Normal insan
Türkçe Öğretmeni
28 Şubat 1999
31 okur puanı
Ekim 2017 tarihinde katıldı
Bir Çöküş Hikayesi
9/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
2023 yılında edebiyat dünyasının en prestijli ödüllerinden biri olan Booker Ödülü'ne layık görülen Peygamberin Şarkısı "Zamanımızın sosyal ve politik kaygılarını yakalayan bir roman" olarak tanımlanıyor. Bu bağlamda dünyanın içinde bulunduğu şu anki politik ortamda romanın zamanlamasının harika olduğunu söylemek yanlış olmaz herhalde. Paul Lynch, özgün üslubuyla bir ailenin ve demokrasinin çöküşünü anlatırken okuyucuyu kabus olmadığına inanması zor bir gerçekliğin içine hapsediyor. Eserin arka kapak yazısında da belirtildiği gibi bu roman, "duygusal hikâye anlatıcılığının zaferi... Ruhu sarstığı kadar da gerçek." Peygamberin Şarkısı, Stack ailesinin kişisel trajedisininin yanında liberal bir demokrasinin totaliterliğe dönüşmesinin de hikâyesi. Demokrasinin kırılganlığı, gerçeğin manipülasyonu, ailenin direnişi ve umut ile çaresizlik arasında gidip gelmeler romanın temel temalarından. Romanın başlarında İrlanda Öğretmenler Sendikası genel sekreter yardımcısı Larry Stack iktidardaki Ulusal Birlik Partisi'nin gizli polis teşkilatı tarafından sorguya çekilir. Bu, rejimin sivil toplumu ve örgütlü muhalefeti hedef aldığının ilk işaretidir. Ardından Larry kaybolur ve eşi Eilish ve dört çocuğunun hayatları alt üst olur. Bu distopik ortamda aile son sığınak haline gelmiştir. Eilish'in mücadelesini amacı da ailesini bu kaostan korumaktır. Fakat rejim, bu son sığınağı da acımasızca hedef alır. En büyük oğul Mark'ın orduya çağrılması ve ardından isyana katılması, Bailey'nin bir protesto sırasında yaralanıp devlet tarafından "kaybedilmesi" ve Molly'nin travmayla içe kapanması gibi trajediler ailenin nasıl parçalandığını gösterir. Romanda bu tarz rejimlerin özellikleriyle ilgili de çok dikkatimi çeken pasajlar var. Örneğin totaliter rejimlerin, gücü sadece fiziksel baskıyla değil
Edebiyat
Peygamberin ŞarkısıPaul Lynch · Delidolu Kitap · 20241,913 okunma
Reklam
8/10
·184 syf.··
Beğendi
·
2025 20. kitabı
·
24 günde okudu
·
Okunma: 07 Aralık 2025 21:31
Noel sabahı hediye olarak gelen bir köpek yavrusu. Bu sahne, neşe ve umut dolu yeni başlangıçlardan biri gibi. Ancak Sándor Márai, Csutora adlı romanında bu neşeli manzaranın altını kazıyıp kalpleri ısıtan bir hikaye yerine insan doğasına, kaygılarımıza ve hayatlarımızın kırılgan yapısına dair rahatsız edici gerçeklerle dolu bir dünya ortaya çıkarmış. Csutora basit bir "köpek hikayesi" olmanın çok ötesinde. Bir hayvanın bize tuttuğu bir aynada çelişkilerimizi, ikiyüzlülüklerimizi ve hem sevgiye hem de şiddete yönelik gizli potansiyelimizi gördüğümüz sarsıcı bir anlatı.
İnsan ve Hayat
CsutoraSándor Márai · Can Yayınları · 2025457 okunma
Puan vermedi·101 syf.··
Beğendi
·
2024 10. kitabı
Kısa ama insanlık deneyimini bu kadar açık bir biçimde yansıtan bir roman okumamıştım daha önce. Üstelik yazar bunu fazladan bir çabayla bize anlatmaya çalışmıyor. Zira oluşturduğu kurgu doğal bir şekilde yerine getiriyor bu vazifeyi. Bize yazdırıyor aslında, biz tamamlıyoruz metni. Çünkü iyi biliyoruz anlatılanı yani kendimizi. Üstüne şiirsel bir dil de eklenince roman tam bir edebiyat şöleni sunuyor okuruna. Yüzeysel okumada basit bir küçükburjuva eleştirisi olarak da görülebilecek olan eser yazarın yarattığı bu yitik ama özgün lunapark evreni sayesinde kesinlikle daha fazlasını anlatıyor. İrfan Yalçın'ın anlatıcı seçimi de dikkate değer. Şizofren olduğunu başından beri sezdiğimiz bir yazar/şair. Anlatıcının şizofren olduğunu seziyoruz ama onun bakış açısının dışına da çıkamıyoruz, onun gibi görüp onun gibi duyumsayarak kaptırıyoruz kendimizi hikayeye. İrfan Yalçın bunu şiirsel dille yarattığı atmosfer sayesinde başarıyor bence. Okurken yoğun dikkat gerektiren, etkileyici anlatımıyla ve yoğun dil işçiliğiyle harika bir okuma deneyimi sunan Yorgun Sevda'yı bütün edebiyatseverlere öneriyorum.
1000Kitap
Yorgun Sevdaİrfan Yalçın · Can Yayınları · 201088 okunma
7/10
·400 syf.··
Beğendi
·
2024 5. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 07 Kasım 2024 01:07
Roman, 1960’larda Dominik Cumhuriyeti’nde Trujillo diktatörlüğüne karşı mücadele eden Mirabal Kardeşler’in hikayesini anlatıyor. Julia Alvarez, bu kitabında yalnızca tarihi anlatmakla kalmayıp Dominik toplumundaki toplumsal cinsiyet rolleri, aile bağları ve siyasi baskılar gibi temaları da derinlemesine ele alıyor. Romanda her bir Mirabal kızının politize olma süreci, farklı etkenler ve deneyimlerle şekilleniyor. Bu noktada Alvarez'in, farklı insanları farklı etkenlerin politize edebileceğini ve bu etkenlerin her zaman büyük, idea­list davalar ya da fikirler olması gerekmediği fikrini çok güzel bir şekilde işlediğini söyleyebilirim. Kelebekler Zamanı, biçimsel olarak özenle yapılandırılmış bir roman. Yazar, hikayesini anlatırken farklı anlatı teknikleri ve bakış açıları kullanarak hem karakterlerin iç dünyasını derinleştiriyor hem de Dominik Cumhuriyeti'ndeki tarihsel bağlama dair etkileyici bir atmosfer yaratıyor. Roman, her bir Mirabal kız kardeşin kendi bakış açısını sunduğu dört ana anlatıcıya bölünmüş. Patria, Minerva, María Teresa ve Dedé’nin hikayeyi kendi gözlerinden anlatması okuyucuya sadece olayları değil aynı zamanda her karakterin kişisel hislerini, düşüncelerini ve korkularını da sunuyor. Bu çoklu anlatıcı yapısı, karakterlerin bireysel motivasyonlarını ve gelişim süreçlerini daha derinlemesine anlamamızı sağlaması yönüyle yazarın yerinde tercihlerinden biri. Yazarın biçimsel tercihleri içeriğin etkisini arttırması yönüyle harika işliyor. Özellikle María Teresa'nın bölümlerinin günlük yapsında olması, María Teresa'nın genç yaşta olmasının ve gelişen olayları çocuksu bir merak ve saflıkla gözlemlemesinin etkisini arttırıyor. Romanın dili incelendiğinde doğal ve samimi bir halk diliyle yazılmış olduğu söylenebilir. Karakterlerin birbirleriyle olan
Edebiyat
Kelebekler ZamanıJulia Alvarez · Ayrıntı Yayınları · 2017684 okunma
Puan vermedi·368 syf.··
Beğendi
·
2024 3. kitabı
Roth, bu romanda Amerikan toplumunun farklı yönlerden eleştirisini yapıyor. Amerikan toplumu özelinde kimlik, ırkçılık, cinsiyetçilik ve özgürlük gibi konuları işleyen anlatının evrensel bir özellik gösterdiğini söylemek mümkün. Kitabın adındaki "leke"den kasıt ırk, cinsiyet, sınıf gibi kavramlar olduğu söylenebilir. Roman karakterleri bu lekelerin yarattığı sorunlarla yüzleşmekte, bu sorunlardan kurtulmaya çalıştıkça daha da kirlenmektedir. Kitapta, Coleman Silk isimli yetmiş bir yaşındaki bir üniversite profesörünün hayatı anlatılıyor. Aslen siyahi olan Coleman, beyaz tenli doğduğu için kendisini Yahudi olarak tanıtarak geçmişini geride bırakıyor. Başarılı bir akademik kariyer yaparak dekanlığa kadar yükseliyor. Ancak iki siyahi öğrencinin komik derecede asılsız suçlamaları sonucunda ırkçı olmakla itham ediliyor ve bu olay onun kariyerini ve hayatını mahvediyor. Toplumdan dışlanan Coleman, eşini kaybettikten sonra içine kapanıyor. Bu süreçte, üniversitede hademe olarak çalışan Faunia isimli genç bir kadınla ilişki kuruyor ve romanın birçok olayı bu ilişki etrafında şekilleniyor. Roth, İnsan Lekesi'nde bizi Coleman gibi kendine has bir karakterle tanıştırıyor. Zenci olduğu anlaşılmayacak kadar beyaz olan Coleman, birey olmasının önüne geçen "zenci" kimliğini çöpe atan bir karakter. Özgür olmanın "zenci", "beyaz" gibi kimliklerden kurtulmakla olacağını düşünüyor ve bu düşüncesini de bütün zorluklara rağmen kararlılıkla hayata geçiriyor. Coleman'ın özgürlük yolundaki tek derdi kimlikler de değil gibi görünüyor. Viagra sayesinde yaşının getirdiği sınırlamaları da tanımıyor. Yaşının gerektirdiği hayatı reddediyor: "Viagra olmasa, gerileme yıllarımda, yaşamın tensel hazla­rından çoktan vazgeçmiş, deneyimli ve bilgili, sorumluluklarından onuruyla azat edilmiş bir adamın
Edebiyat & Roman
İnsan LekesiPhilip Roth · Ayrıntı Yayınları · 2011153 okunma
Reklam