Kaçan kovalanır hiç şaşmaz...!
10/10
·276 syf.··
2026 64. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 01:06
Anlatmaya nereden başlasam bilmediğim için ortasından başlamaya karar verdim. Tarık Tufan ile yıllar önce tanışmış sadece bir kitabını okuyup rafa kaldırmış beş yıl sonra yollarımız yeniden kesişmiş ve kitaplarının hepsini okumuş bulunmaktayım. Bazıları sevdim bazılarına da çok bayılmadım yalan yok. Ama Şanzelize Düğün Salonunu sevdim bence. Ana karaktere çok kızsam da her şeydi aslında sonuna ne oldu sahi? Pat diye bittin ve bir süre sessizce bakışmamıza sebep oldun, hayır istediğin bu muydu bilmiyorum. Adamın annesini kaybetmesini sonucu yaşadıklarından Eda'ya aşık olması ve onunla birlikte yaşadıkları yaşayamadıkları her şey var içinde... Ve bir kadın, kadın için göze alınanlar. Adam kadına deli gibi aşık kadın da başkasına şaşırdınız mı? Üstelik kadın her sorun yaşadığında soluğu adamın yanında alıyor. Ah Eda diyenleri duyar gibiyim. Ama sonuç olarak ne diyoruz, kaçan kovalanır ve asla şaşmaz. Acaba neden böyle seni düzgünce seven sarıp sarmalayan biri varken seni döven, aşağılayan, ciğeri beş para etmez insana gidersin ki?
Şanzelize Düğün SalonuTarık Tufan · Doğan Kitap · 20248,6bin okunma
Filler Tepişir Otlar Ezilir. Şaşmaz!!!
8/10
·160 syf.··
2026 27. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 12:51
Kaçın demokrasi geliyor , daha kapağından itibaren okuyucuya ironik bir soru sorduruyor: "Demokrasi gerçekten geliyor mu, yoksa bize geldiği söylenen başka şeyler mi var?" Yazar Banu Avar, kitap boyunca dünyaya servis edilen "özgürlük", "insan hakları" ve "demokrasi" paketlerinin içeriğini açıp kontrol etmeye çalışıyor. Çünkü ambalajın üzerinde yazanlarla kutudan çıkanların her zaman aynı şeyler olmadığını hatırlatıyor. Bir ülkeye demokrasi götürme iddiasıyla yapılan müdahalelerin ardından geriye kalan yıkım, savaş, yoksulluk ve istikrarsızlık manzaraları ister istemez şu soruyu akla getiriyor: Demokrasi gerçekten geldi mi, yoksa sadece adı mı geldi? Kitabı okurken insanın aklına şu düşünce geliyor: Açlığın hüküm sürdüğü, çocukların savaşlarda öldüğü, milyonlarca insanın göç yollarında yaşam mücadelesi verdiği bir dünyada demokrasi nutukları ne kadar samimi olabilir? Özgürlükten söz edenlerin silah satış rekorları kırdığı, insan haklarından bahsedenlerin çıkarları uğruna sessiz kaldığı bir düzende demokrasi söylemi bazen kulağa oldukça tanıdık bir reklam sloganı gibi geliyor. Kitabın temelinde de tam olarak bu sorgulama yatıyor. Demokrasi adına yapılan operasyonların, ekonomik çıkarların, küresel güç mücadelelerinin ve jeopolitik hesapların gölgesinde şekillendiğini savunan Avar, okuyucuyu resmî anlatıların ötesine bakmaya davet ediyor. Belki de kitabın özeti tek bir atasözünde saklıdır: "Filler tepişir, otlar ezilir." Dünya siyasetinde de çoğu zaman değişen bir şey olmuyor. Güçlü devletler hesap yapıyor, stratejiler kuruyor, sınırlar çiziyor; bedelini ise sıradan insanlar ödüyor. Sonra da adına demokrasi, özgürlük veya barış deniliyor. Bu nedenle Kaçın Demokrasi Geliyor, demokrasi kavramıyla alay eden bir kitap değil; daha çok demokrasi adı altında sunulanların
Kaçın! 'Demokrasi' Geliyor!Banu Avar · Remzi Kitabevi · 2013604 okunma
Reklam
10/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 27. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 22:31
Emil Sinclair, dünyanın kurallarını erken fark etmiş bir çocuktu. Ona göre dünya, aydınlık ve karanlık olmak üzere ikiye bölünmüştü. Emil'in bildiği aydınlık dünya iyilik, sevgi ve güzellikten ibaretti. Bu dünyanın içerisinde ailesi, düzenli evleri ve şaşmaz öğretiler vardı. Bu dünyada sadece kabuller yer alırdı; Emil'in içinde dolaşan hayaller, tutkular ve sorgulamalar bu dünyanın dışındaydı. Bu korunaklı dünya dışındaki dünya ise karanlıktı. Orada bilinmezlik, sezgiler ve sorgulamalar bulunur ve aydınlık dünyanın kurallarını hiçe sayardı. Emil on yaşındayken kendini bu iki dünyanın sınırında gördüğü günleri anlatmaya başlıyor. Kitap boyunca Emil'in bu günlerinde yer etmiş ve ona iki dünya arasındaki seçim hakkını gösteren sınıf arkadaşı Max Demian ile olan yıllara yayılacak ilişkisini okuyoruz. Demian, Emil için sadece güçlü bir çocukluk figürü olmakla kalmayıp yetişkin yaşamının da bazen rehberi, bazen sorgucu; bazen dostu, bazense işkencecisi oluyor. Kitabı, hakkında konusu dahil hiçbir fikrim olmadan okumaya başladım. Bazı yazarlar bana bu güvenceyi veriyor. Tam da bu nedenle yazarın izinden ilerleyerek, kitabı beğeneceğime inanıyor, en olmadı beğenmeme ihtimalimi düşünmüyorum. Bu kitabı bana yaklaştıran durum giriş kısmındaki şu cümleydi: ''İçimde dışarı çıkmak isteyen bir şey vardı, ben onu yaşamaya çalışıyordum yalnızca. Neden böylesine güçtü bu?'' Bu cümle içimdeki bir noktayı titreştirdi ve merakımı canlandırdı kabul ediyorum. Ancak bu cümleden bu kadar etkilenmemin esas sebebi benim kendi iç dünyam değil, kitabın yazarıydı. Kitabın yazarına olan güvenimin teminatı işte bu girişteki ilk cümlede karşıma anında çıkıvermişti. Hermann Hesse psikanaliz ile mistisizmin kesişim noktasında duran bir yazar. Onun eserlerini sevme sebeplerimin başında, yazarın dünyayı
Edebiyat
DemianHermann Hesse · Can Yayınları · 20216,5bin okunma
Puan vermedi·118 syf.··
2026 30. kitabı
Herkese selam. Bu kadar ince bir kitaba nasıl böylesine çok duygu ve yaşanmışlık sığdırılabilir, diye şaşırıyorum... Mualla… hayatla ölüm arasındaki ince çizgide yürüyen, görünürde sessiz ama derin yalnızlıkla yoğrulmuş bir ruh. Kardeşi Süreyya, ablasının intiharından sonra yıllardır yan yana olduklarını sandığı o geçmişi, şimdi kayıp bir parçayı arar gibi tekrar gözden geçiriyor. Anlatıcımız Süreyya, ablasının çocukluk ve gençlik yıllarını zihninde süzerek kendi farkındalığıyla hesaplaşıyor aslında. Bu kitap; bir kardeşin, kaybettiği ablasının varlığını -zamana yayılan anılarıyla- yokluk içinde var eden hüzünlü bir hesaplaşma. Her sayfasında fark edilmemiş sessiz bir çığlık… Kitapta bu çığlık öyle kelimelerle atılıyor ki içselleştirmemek imkânsız! Bu kitabı okuduğunuzda sadece bir hikâye değil, aynı zamanda hayatın görünmeyen çizgilerinde, bir kardeşin gözünden kayıp bir ruhun yankılanışına tanıklık edeceksiniz. Okuyun, okutturun…Kitapla kalın. Ölmek Mualla’ya yaramıştı. Bizim aile tatile çıkmaz. Hiç tatile çıkmayışımızın ayıbı beni utandırır, mutlaka tek başıma da olsa artık bir tatile çıkıp ailenin şerefini kurtarmalıyım der ve yine de çıkmam. Yalnız başıma ne yapayım oralarda, derim, oysa mesela nerelerde?.. Üstelik kendimi bikiniyle hayal edemem. Bir ömür oramızı buramızı saklamaya çabaladıktan sonra ansızın gündüz vakti iç çamaşırından hallice bir kılıkla, üstelik güneşin hiçbir sırrı saklamaya imkân bırakmadığı bir aydınlıkta arz-ı endam etmeyi normalleştiremem. Şu hayatta beklenenin asla gelmeyeceği, kovalananınsa daima kaçacağı kaidesinden daha şaşmaz ve asaba halel getiren bir kaide daha var mıdır? Hayat ki rastlantısallığından ödün vermemek için en sabırlı insanı bile delirtebilir... Ölü’m başını salladı. Ölüm başını salladı. O ki bir ömür sabırla başını
MuallaGünay Çetao Kızılırmak · İletişim Yayınları · 202619 okunma
Ağalar ve Mehmedler
Puan vermedi·629 syf.··
2026 3. kitabı
·
46 günde okudu
·
Okunma: 01 Haziran 2026 21:39
Abdi ağa öldü kel Hamza geldi . Biri ölse diğeri gelecek , peki ben niye bu kadar çileyi çektim diye düşündü memed . Ama bir ince memed ölür bin ince memed doğar dediler ona . Doğrunun yolu yokuştur , doğrucuların işi zordur. Ama doğrunun yolu hiç şaşmaz hep en düz haliyle varacağı yere varır. Sen ne yiğitsin memed…
İnce Memed 3Yaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 202326,3bin okunma
10/10
·755 syf.··
2026 6. kitabı
·
47 günde okudu
·
Okunma: 08 Mayıs 2026 11:05
En sevdiğim yazarlardan biri olan Alexandre Dumas inanılmaz üretken bir yazar olduğu su götürmez bir gerçek olmakla birlikte, kaçıncı kitabı olduğundan pek emin değiliz; öyle ki Üç Silahşör ve Monte Cristo Kontu gibi iki kült eseri aynı yıl yayımlamıştır. Yani iki eserin de Dumas’ın olgunluk dönemi eserlerinden olduğunu biliyoruz. Pek bilinmese de Üç Silahşör, üç serilik bir romanın ilk kitabıdır. Sırasıyla; Üç Silahşör, Yirmi Yıl Sonra, Demir Maskeli Adam. Dumas’ı macera, entrika, tarih, dram ve intikam yazarı olarak biliriz; bu kitabında da bu çizgiden şaşmaz. İçerisinde insanların güç uğruna neleri göze alabileceğini anlatan çok katmanlı bir kitap vardır. D’Artagnan’ın Paris’e gelişiyle başlayan hikâye; Athos, Porthos ve Aramis ile kurduğu dostluk sayesinde sadece bir maceraya değil, aynı zamanda büyüme ve olgunlaşma yolculuğuna dönüşüyor. Her bir silahşörün tamamen birbirinden farklı bir kişiliği var. Bu kişilikler, çevremizdeki insanlarda da görebileceğimiz; sadece silahşör özelliği gibi duran özellikler değil. Bu da karakterleri yaşıyormuş, sanki tarihin bir parçasıymış gibi hissettiriyor. Kitap uzun olmasına rağmen D’Artagnan’ın gençliği ve düşünmeden hareket eden yapısıyla hikâyeye sürekli hareket katıyor. Düellolar, entrikalar, saray oyunları ve kaçış sahneleri kitabın temposunu hep canlı tutuyor. Özellikle Kardinal Richelieu ve Milady gibi karakterler hikâyeye büyük bir gerilim katıyor. Milady’nin kötü bir karakter olmasına rağmen zekâsı ve manipülatif dişil tavırlarıyla adeta bir Lilith tasviri gibi olması dikkat çekiyor. En güçlü yanı dostluk olan bu kitapta, silahşörler ne kadar birbirlerinden farklı ve kusurlu da olsalar, bağlılıkları hikâyeyi unutulmaz yapan ve sürekli okunmasını sağlayan yegâne sebeptir. Kısacası Üç Silahşör, sadece klasik olduğu için
Edebiyat
Üç SilahşorAlexandre Dumas · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202111,4bin okunma
Reklam
Reklam