Yaşar Kemal sadece bir eşkıyanın hikâyesi değil; toprağından koparılmış insanların, zulmün altında ezilen ama boyun eğmeyenlerin hikâyesini anlatmış bizlere.
Memed’in dağa çıkışı, bir kaçış değil, bir başkaldırıdır. En çok da çaresizliğe, susmaya, kabullenmeye karşı bir haykırıştır. O yüzden okurken insan sadece bir roman karakterine değil, adaletin kendisine umut bağlar gibi bağlanıyor Memed’e.
Yaşar Kemal’in dili öyle canlı, öyle sahici ki, Çukurova’nın sıcağını teninde hissediyorsun, köylülerin yorgun bakışlarında kendini buluyorsun. Doğa, karakterler, olaylar… Her şey çok yerli yerinde ama abartısız, süssüz, gösterişsiz bir şekilde derin.
Kaç sene geçerse geçsin İnce Memed, hakkını arayan ve sömürülen insanların sesi olarak kalacak.
İnce Memed, sadece bir roman değil; içinden Anadolu geçen, insan onurunu anlatan bir ağıt gibi. Bitirdiğinde biraz hüzün, biraz umut, ama en çok da “iyi ki okudum” diyorsun.
Yaşar Kemal’e çokça saygı ve sevgi…
İşçilerin vakitlerinin ve enerjilerinin sömürüldüğü bir dünyada bazen hepimiz bir kitabevinde bir kahve içip dinlenmek istiyormuşuz meğer…
Kitabı tek cümleyle özetlemek gerekseydi, “Huzuru ve mutluluğu arayan insanların hikayesi” derdim. Kitabevi bir bakıma bir zamanlar her bakımdan sömürülen ofis çalışanlarının (işçilerin) yeniden doğuşunu simgeleyen bir mekan.
Tabii iyisiyle kötüsüyle, objektif bir biçimde, kitabevi işletmenin ne anlama geldiğini de kitap bize anlatıyor.
Sabırlı ve sakin bir okuyucuysanız bu kitap size hitap eder ama olayların akışı hızlı olsun diyorsanız muhtemelen çok sıkılırsınız.
"Günümü son derece yoğun ve zorlu geçirsem de sadece zamanımı boşa harcıyormuşum hissine kapılmaktan nefret ediyordum. Umarım sen böyle hislere kapılmaz, kendinle hep gurur duyabilirsin."