Nasıl ki gelecekteki insanların varlığı, existentia'sı tamamen cinsel dürtülerimize bağlıdır, bu insanların özü, essentia'sı da bu dürtülerin tatminindeki bireysel seçime, yani cinsel aşka bağlıdır ve her yönüyle kesinkes bu aşkla şekillenir. Sorunun anahtarı budur: En geçici hevesten tutun en şiddetli tutkuya varıncaya âşık olmanın derecelerini baştan sona gözden geçirirsek, aşkı daha iyi kavrar ve çeşitliliğinin seçimin bireyselleşme derecesinden kaynaklandığını görürürüz.
Zaman zaman en büyük dimağların bile bir an için kafasını karıştırdığını, lüzumsuz konularla akılları kurcalayarak devlet büyüklerinin toplantılarını, bilginlerin araştırmalarını bölmekten çekinmediğini, bakanların evrak dosyalarının, filozofların elyazmalarının arasına bile aşk mektupları, tutam tutam saç iliştirmeyi becerdiğini, hemen hemen her gün en içinden çıkılmaz, en feci durumlara mahal verdiğini, en güzide ilişkileri bitirip en sağlam bağları kopardığını, kendisine sunulacak kurban olarak bazen hayatı ya da sağlığı, bazen de zenginliği, makamı ve
mutlulug sectigini, namuslular vicdansizlara, o güne dek
sadık kalanları ise hainlere çevirdiğini, kısacası düşmanca hareket eden, her şeyi çarpıtmaya, karıştırmaya, altüst etmeye çabalayan bir iblis olarak insanlara tebelleş olduğunu fark eden biri haykırarak şu soruyu sormaktan kendini alamaz: Niçin bunca hengâme? Bunca eziyet, kıyamet, kaygı, çile niye?
Ölüm, yalnızca bir dış görünüştür; bir şeyin ortadan kalktığını, yok olup gittiğini düşünmemiz de bir aldanıştır. Çünkü, bir şeylerin içindeki öncesiz-sonrasız töz, nasılsa, her zaman öyle kalır. Bireyler silinip gider, yalnızca cinsler yani öncesiz-sonrasız idealar ortadan kalkmaz ve silinip gitmez.
Ölçüsüz sevinç hayatta bulunması hiç mümkün olmayacak bir şeyi bulmuş olma kuruntusuna dayanır: Acı veren, sürekli yeniden doğuran arzuların ya da endişelerin daima olarak tatmin edilebileceği kuruntusuna.
...
Bu bakımdan kuruntu, kişinin yalnızca düşerek inebileceği, dolayısıyla da kaçınması gereken bir tepeye benzer. Her ani, aşırı acı da tam da böyle bir yükseklikten düşüştür, kuruntunun ortadan kalkmasıdır ve dolayısıyla da ona bağlıdır.