“Öznenin” bilinmeyen dünyası. — En eski zamanlardan günümüze dek insanların kavramakta zorlandıkları kendileri ile ilgili bilgisizliklerdir! Sadece iyi ve kötü konusunda değil, çok daha önemli şeyler hakkında da! Her durumda insan davranışının nasıl oluştuğunu insanın bildiği, çok kesin olarak bildiği yolundaki çok eskiden kalma yanlış düşünce hâlâ devam ediyor. Sadece “insanın içini gören Tanrı”, sadece davranışını önceden hesaplayan kişi değil, — hayır, herkes herkesin davranışının oluşumunda önemli olan şeyin ne olduğunu anladığına hiç kuşku duymuyor. “Ne istediğimi, ne yaptığımı biliyorum, özgürüm ve bunun sorumluluğunu duyuyorum, başkasını sorumlu tutuyorum, bir davranıştan önce söz konusu olan tüm ahlaksal olanakların ve iç devinimlerin adlarını sayabilirim; nasıl isterseniz öyle davranabilirsiniz, — bu konuda kendimi ve hepinizi anlıyorum!” — Vaktiyle herkes böyle düşünürdü, ve hâlâ hemen hemen herkes böyle düşünüyor. Ama bu konuda büyük kuşkucu, hayranlığa değer yenilikçiler olan Sokrates ve Platon “doğru bilgiyi doğru davranışın izlemesi gerekir” biçimindeki o tehlikeli önyargıya, o büyük yanılgıya safça inanıyorlardı, — onlar bu temel ilke konusunda hâlâ genel yanlış düşüncenin ve kendini beğenmişliğin mirasçısıydı: Bir davranışın özünde bilginin olduğu ilkesi. “Eğer doğru davranışın özünün kavranmasını, doğru davranış izlemeseydi, çok korkunç olurdu”, o büyüklerin bu düşünceyi kanıtlamak gereğini duydukları tek yoldu, aksine onlara düşünülemez ve çılgınca bir şey gibi gelirdi bu — ama yine de bunun aksi, ezelden beri her gün ve her saat kanıtlanan çıplak gerçektir! İnsanın aslında bir davranış hakkında bilebileceklerinin bu davranışı ortaya koymaya asla yetmediği, bugüne kadar hiçbir durumda bilgi ve davranış arasında köprü kurulamadığı “korkunç” hakikatin