Başkalarının yaralarını şefkatle sararken kendi yarasına aciz kalan, başkalarını düştüğü yerden kaldırırken kendisi için güç yettiremeyen, başkalarına sürekli gülümserken gözyaşlarını içine akıtan kadınlardandı belki de.
Fi tarihinde kervanların buluşma yeri olan, hac zamanında Mekke'ye doğru yola çıkacak beyaz develerin toplandığı Üsküdar'da yaz aylarında güneş batarken tüm evlerin camlarından sanki alevler fışkırır; şehre yeni gelmişseniz koca bir semtin yandığını zannedersiniz. Dört tane güzel cami vardır: Mihrimah Camisi, Yeli Valide Camisi, Atik Valide Camisi ve Orta Valide Camisi (Çinili Cami). Ahmet Hamdi Tanpınar, Huzur adlı romanında bu dört güzel caminin aşka, güzelliğe yahut hiç olmazsa annelik duygusuna ithaf edilmiiş olduğunu söyler ve bunu Üsküdar'da hakiki kadın saltanatı olmasına bağlar.
Bakışlar Üsküdar'ı iyice resmettikten sonra sağa doğru, Kadıköy tarafına çevrilip orada Florence Nightingale adlı hemşirenin Kırım Savaşı'nda yanımızda savaşırken yaralanan İngiliz askerlerine şefkat dağıttığı kadim Selimiye Kışlası'na bir selam çakar. Bu binanın 12 Eylül döneminde sıkıyönetim karargâhı olduğunu hatırlayanlar bu selama katılmaz, kimileri suskun kalmayı tercih eder, kimileri ise açıktan lanetler. En iyisi oradan uzaklaşmaktır. Gözler sola doğru Boğaz'a kaydığında, sular Çengelköy'le Bebek arasında, orada sanki emsalsiz güzellikteki bir gölün karşı kıyısına vuruyormuşcasına sonlanır.
Ama şunu da unutmamak gerekir: Yetişkin olduğumuzda yavaş yavaş hayatın dizginlerini elimize alırız. Bu yüzden hep şunu söylerim: 'Zamanında ihtiyacın olan sevgiyi, şevkati, ilgiyi saygıyı görmemiş olabilirsin. Ama artık kendinin sahibisin. "Bana şunu yaptılar" demek anlaşılır; ama orada kalamayız. Asıl soru şu: "Ben ne yapabilirim?"