Gülbahar Kurtuluş, Bulgaristan’dan Türkiye’ye gerçekleşen göç dalgalarının sonuncusu olan 1989 Göçü'nü gündeme getirerek hafızalardan silinmemesi için elini taşın altına koymuştur. Kendisi de Bulgaristan göçmeni bir ailenin ferdi olan Kurtuluş, 30. yıl dönümünde kaleme aldığı eserle zorunlu göçü kamuoyuna duyurmayı ve bu acı hatırayı unutulmaz kılmayı amaçlamış, çalışmasını asimilasyon sürecinde yitirilen Türkan Bebek ve diğer tüm şehitlerimize adadığını belirtmiştir.
Balkanların ve Bulgaristan’ın tarihine değinilen “Giriş” bölümü dışında kitap üç bölümden oluşuyor. Birinci bölümde Bulgaristan’dan Türkiye’ye gerçekleşen 1989 yılından önceki tüm göç hareketlerine tarihî zaviyeden bakılıyor. İkinci bölümde Bulgaristan Türklerini 1989 Göçü'ne zorlayan sebepler irdeleniyor. Üçüncü ve son bölümde ise “Büyük Göç” olarak adlandırılan, Türklerin zorunlu göçü ve iskânı konusu ele alınıyor.
Sözlü tarih metodunun tercih edildiği eserde, görüşme yapılan kişilerden edinilen bilgiler arasında nelerle karşılaşmıyoruz ki! Türkçeye hasret kalanların özlemi, aslen Bulgar oldukları gerekçesiyle asimilasyona maruz bırakılanların yaşadığı çaresizlik, isimleri değiştirilenlerin (mezar taşları buna dâhildir) feryadı, buna razı olmayanların gördüğü işkenceler, meşhur Belene Kampı… Türk okullarının sayısının günbegün azaltılması, dinî hayata büyük ölçüde müdahale, din olgusu çok güçlü olmadığı hâlde Müslüman Türklerin karşısına bir kuvvet oluşturmak kaygısıyla güdülen Hristiyanlaştırma politikaları, daha neler neler… Ve tüm bunlarda hiç de şaşırtıcı olmayacak şekilde, Rusların da parmağının oluşu…
Gülbahar Kurtuluş’un bir Bulgaristan Türkü olması ve çalışmasında izlediği yol bize birinci elden doğru bilgilerin ulaşması açısından önem arz ediyor. Kullanılan kaynakların ve istatistiki