Ayfer Tunç’un yeni romanı, tek başına bir kadının tüm dayatmalara başkaldırısı diye biliniyor medyada. Kuru Kız, toplumsal baskılardan özgürlüğe kaçış üzerine, bir roman. Hatta bir başarı öyküsü de denilenebilir.
Kitabın adı içeriğini bilmeyenlere ilk olarak kız kurusunu çağrıştırıyor. Ama yazar karakterin meselesini sadece kız kurusu olmadığını hayatının da kuru, bedeninin de kuru, içinde bulunduğu çevrenin ruhunun da kuru olduğunu gösteriyor. Hayatsız bir hayat yaşadığını, başkalarının hayatının hep kendi hayatından önce geldiğini süssüz kuru bir dille anlatıyor. Kız kurusu tabiri bu toplumun uzun yıllar boyunca evlenememiş kızlar için kullandığı, şehirleşmenin artması, kadınların sosyal ve ekonomik hayata daha çok katılmasıyla günümüzde yürürlükten kalkan bir gerçekliktir. Bu gerçeklik hiç yaşanmamış gibi davranamayız. Yazarın amacı da karaktere bu tabiri yakıştırıp yakıştırmaması değil, bunların toplumda yarattığı hasarı göstermektir.
Ayfer Tunç’un yazdığı diğer kitaplara göre en umutlu olanı bu kitabı mutlu son Boş bir umuda kapılmaktan bahsetmiyor ama Kuru kızın boş bir umudu yok, bir gün dünyayı tanıyacağına ilişkin belli belirsiz bir inancı var. Bir gün eyleme geçiyor, o eylem ona umudu da getiriyor ve kazanıyor. Hayatını bir de tersten yaşamak cümlesi ile başlıyor roman Kuru Kız’ın yeni bir hayatının başlangıcı ve eski hayatın sonu.
Kitap boyunca kahramanın adı yok bilinmiyor, dini, dili, ırkı, hangi milletten olduğu, hangi coğrafi bölgede yaşadığı hatta diğer karakterlerde öyle, demir doğramacı, demir doğramacının karısı, köfteci, hocanım gibi. Romanda iki şeyin adı var. Biri dünyanın sonundaki şehir Ushuaia, diğeri Ushuaia’da onu seven, evlenmek isteyen Miguel. Kuru kız, Pakistanlı da olabilir, Moldovalı da olabilir, Çinli, Vietnamlı, hatta Amerikalı da