Selcen Tuğba Aytaş

Selcen Tuğba Aytaş
@selcent
Öğretmen
Eskişehir
41 okur puanı
Aralık 2018 tarihinde katıldı
Şu anda okuduğu kitap
zaten buruktur tadı yüceliğin
8/10
·156 syf.··
2021 16. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2021 02:22
Hiç uzakdoğu edebiyatına ait bir eser okumamıştım ve bu kitabı yazarın hayat hikayesinden dolayı seçtim. Yazar Japonya’da çok başarılı ve onlarca ödüle layık görülmüş biri. Davası ise Japonya’nın modernleşmesi üzerine. Buna şiddetle karşı çıkan yazar ve arkadaşları bir çete kuruyor. Bu grup askeri bir kurumu basıp bildiri yayınlayıp intihar ediyorlar. Çok başarılı bir yazar için oldukça sansasyonel bir eylem bu. Kitap da aslında yazarın tam da bu hayat felsefesini gözler önüne seriyor. Ölümün yüceliği! Özgürlüğün kanla alınacağına inandıkları için korkunç faaliyetlerde bulunan çete; daha sonrasında çetenin üyesi olan bir çocuğun gözünde kahraman olan birinin yufka yürekli bir babaya dönüşmesini nefretle karşılayıp bunu kendi yöntemleriyle düzeltmeleri gerektiğine karar veriyorlar. Yarım kalmışlık hissiyle bitse de kitap, tüm gerilimi alıyorsunuz aslında. Oldukça ürpertici olan bu hikayede yazarın dilinin sadeliği, kişilerin iç dünyasını yansıtış şekli gerçekten beklediğimden çok daha iyiydi. Uzakdoğu edebiyatıyla tanışmak için biraz korkunç bir kitap seçmiş olsam da yine de bu eseri sevmiş bulunmaktayım.
Edebiyat
Denizi Yitiren DenizciYukio Mişima · Can Yayınları · 20173,211 okunma
Reklam
Hayatsız bir Hayat....
8/10
·216 syf.··
Beğendi
·
2023 23. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2023 10:33
Ayfer Tunç’un yeni romanı, tek başına bir kadının tüm dayatmalara başkaldırısı diye biliniyor medyada. Kuru Kız, toplumsal baskılardan özgürlüğe kaçış üzerine, bir roman. Hatta bir başarı öyküsü de denilenebilir. Kitabın adı içeriğini bilmeyenlere ilk olarak kız kurusunu çağrıştırıyor. Ama yazar karakterin meselesini sadece kız kurusu olmadığını hayatının da kuru, bedeninin de kuru, içinde bulunduğu çevrenin ruhunun da kuru olduğunu gösteriyor. Hayatsız bir hayat yaşadığını, başkalarının hayatının hep kendi hayatından önce geldiğini süssüz kuru bir dille anlatıyor. Kız kurusu tabiri bu toplumun uzun yıllar boyunca evlenememiş kızlar için kullandığı, şehirleşmenin artması, kadınların sosyal ve ekonomik hayata daha çok katılmasıyla günümüzde yürürlükten kalkan bir gerçekliktir. Bu gerçeklik hiç yaşanmamış gibi davranamayız. Yazarın amacı da karaktere bu tabiri yakıştırıp yakıştırmaması değil, bunların toplumda yarattığı hasarı göstermektir. Ayfer Tunç’un yazdığı diğer kitaplara göre en umutlu olanı bu kitabı mutlu son Boş bir umuda kapılmaktan bahsetmiyor ama Kuru kızın boş bir umudu yok, bir gün dünyayı tanıyacağına ilişkin belli belirsiz bir inancı var. Bir gün eyleme geçiyor, o eylem ona umudu da getiriyor ve kazanıyor. Hayatını bir de tersten yaşamak cümlesi ile başlıyor roman Kuru Kız’ın yeni bir hayatının başlangıcı ve eski hayatın sonu. Kitap boyunca kahramanın adı yok bilinmiyor, dini, dili, ırkı, hangi milletten olduğu, hangi coğrafi bölgede yaşadığı hatta diğer karakterlerde öyle, demir doğramacı, demir doğramacının karısı, köfteci, hocanım gibi. Romanda iki şeyin adı var. Biri dünyanın sonundaki şehir Ushuaia, diğeri Ushuaia’da onu seven, evlenmek isteyen Miguel. Kuru kız, Pakistanlı da olabilir, Moldovalı da olabilir, Çinli, Vietnamlı, hatta Amerikalı da
Edebiyat & Roman
Kuru KızAyfer Tunç · Can Yayınları · 20237,9bin okunma
Yok sayılmak...
9/10
·328 syf.··
Beğendi
·
2025 33. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 24 Temmuz 2025 11:22
Bir insan, onu hayatından tamamen silmiş annesinin kapısında ne kadar bekleyebilir? Bir saat? Bir gün? Bir ömür?… Vigdis Hjorth’un Annem Öldü mü romanı, işte bu yakıcı sorunun tam ortasına, Johanna’nın arabasının şoför koltuğuna oturtuyor bizi. Ve inanın bana, o bekleyiş hiç de rahat değil. Kitabı bitirdiğimde anladım ki bu roman, olaylarla değil, olmayanlarla ilgili. Ortada bir kavga, bir yüzleşme yok. Sadece devasa, buz gibi, kurşun geçirmez bir sessizlik var. Johanna, yıllar sonra ülkesine dönmüş başarılı bir ressam. Tek istediği, annesiyle yeniden bağ kurmak. Ama annenin kapısı bir duvar, telefonu ise bir mezar taşı. İşte bu noktada roman, sıradan bir aile dramı olmaktan çıkıp tekinsiz bir psikolojik gerilime dönüşüyor. Biz okur olarak Johanna’nın saplantılı zihnine hapsoluyoruz. Onunla birlikte annesinin evini gözetliyor, yanan ışıklardan bir anlam çıkarmaya çalışıyor, attığı çöpleri karıştırarak bir yaşam belirtisi arıyoruz. Bu eylemlerin ne kadar "yanlış" olduğunu bilsek de Johanna'yı yargılayamıyoruz. Çünkü onun bu çaresiz takibi, aslında bir çocuğun annesinden onay dilenmesinin yetişkinliğe taşınmış, acınası bir yansıması. Annenin sessizliği boşluk değil, bir duvar. Pasif bir durum değil, Johanna’nın tüm benliğini ezen aktif bir şiddet eylemi. Hjorth’un dehası da burada yatıyor; bize kolay cevaplar vermiyor. Annenin bu zalim sessizliğinin nedenini bir sis perdesinin arkasında bırakıyor. Johanna'nın sanatı mı onu bu kadar öfkelendirdi? Yoksa bu, çocukluktan gelen ve hiç dillendirilmemiş daha derin bir reddedilişin son perdesi mi? Bu belirsizlik, biz okurun zihnini bir mengene gibi sıkıştırıyor. Romanın adı, bir telefon konuşmasından çok daha fazlası; bir ruhun çığlığı. "Annem öldü mü?" sorusu, aslında "Annemin içindeki ben öldüm mü?" ya da "Beni seven o kadın hiç var
Duygular
Annem Öldü müVigdis Hjorth · Siren Yayınları · 20251,781 okunma
Karar: Beraat
10/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2024 77. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 07 Haziran 2024 17:17
Bu yazı bir inceleme özelliği taşımayacaktır. Bu hikaye şu tarzda yazıldı karakterler bunlardır falan yok. Öyle bir incelemeyi midem kaldıramaz. Bu bir okuyucunun gerçek bir hikayeden alınan ve mahkeme kararı ile toplatılan sonra mahkeme kararıyla tekrar basılan(kitabın sonunda yazarın muhteşem savunmasını okuyacaksınız) Ve esas karar mahkemelerce değil, her zaman okuyucular vermiştir. Tarihte yasaklanan tüm eserler başyapıt olmuştur. Edebiyatımızda da BAŞYAPITLAR arasında olması gereken (bana göre BAŞYAPIT ), kadınlarımızın özellikle bu hikayeyi mideleri bulana,bulana(üzülerek söylüyorum)(defalarca bırakıp tekrar tekrar başladım) sonunda da bu hikayeyi haykırması. Bilinçli bir okuyucunun yapması gereken bu hikayeyi dillerden dillere yayması. Pınar Kür gibi cesaretli ( o dönemde bu kitabı yazabilmek apayrı bir cesaret) yazara ve ondan sonra gelecek cesur olan yazarlara biz okuyucular olarak cesaret verebilmeliyiz. Şimdi düşünüyorum da o ilk anda bana korkunç gelen, meleğe yapılanlar değilde bunu bir çok kişinin yapabilmesi.. Bir çok kişinin de yapılmasına göz yummasıydı sanırım. Genç bir kızın , zavallı,korunmasız bir kızın bir zorbanın sapıklığına kurban edilmesine , bunca kişi katkıda bulunabiliyor. Bunca kişi de uzaktan rahat rahat seyredebiliyordu. Aklım durdu derler... Çok beylik laflardı bunlar… S:129 Bu hikayeyi cinsel bir obje olarak değerlendirenler tam bir sapıktır. Olmuş,gerçekleşmiş,artık olmaması düşünülemeyen.Akla sığmayan ise yapılmayan,yapılamayan,kişinin belki yıllarca düşleyip de yapmadığı.Düşünüldüğü zaman bile gerçekleşmeyeceği kaydıyla düşünülen... S:139 Gerçekleşmeyeceğini bilerek bile düşünülemeyecek şeyler, kadın bedeni, çocuk ruhlu Meleğe yapıldı. Bu hikayeyi umarım bilinçli okuyucular burada da ÇIĞLIK atacaklar çığ gibi büyüteceklerdir.
Asılacak KadınPınar Kür · Can Yayınları · 202611,5bin okunma
4/10
·864 syf.··
2023 44. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 04 Mayıs 2023 21:50
Hanya Yanagihara’nın okuduğum ilk kitabı ve korkarım sonuncusu olacak. 21. yüzyıl yazar grubunun çoğunluğundan “edebi” eserler beklemek bana göre zaten oldukça hayali -tek tüklere saygım sonsuz- amma ve lâkin hiç değilse tutarlı karakterler beklemek, okur olarak en doğal hakkım diye düşünüyorum. Değersiz Bir Hayat’ı, okur çevrem tarafından allanıp pullanıp, bana bir güzel okumam için satılmasa, kuvvetle ihtimal okumayabilirdim. Beni kendine çeken tek noktası, “LGBT” bir karakter içermesi, çünkü onların mücadelesi, bana göre Marx’tan aktararak, “kalpsiz bir dünyanın kalbi”. Roman, dört erkek arkadaşın hayatlarında birini merkeze alarak (Jude) anlatıyor: Avukat Jude, aktör Willem, mimar Malcolm ve sanatçı JB. Yazar, kendisine geniş alanda paslaşmayı sağlayacak onca karakterin varlığını ne yazık ki sadece tek bir başat kahramanı için harcıyor ve sadece varlıklarını o sahnede varsa var olabiliyorlar… Hikâye boyunca Jude ve geçmişinin karanlık taraflarına ara ara flashback’lerle bakmaya çalışıyoruz, ki bence romanın en kuvvetli olduğu yönler. Tüm o keşmekeşin içinde bana çölde vaha hissettiren alandı açıkçası. Oldukça narin ve iyi niyetli avukat Jude’un portresi böylesine resmedilirken, mesleki anlamda ve yazarın “aslan kesildiği” dediği kısımları okurken, çelişkilileri görmemek için oldukça dikkatsiz okumak gerekiyor sanırım ve benim gibi kurgu da olsa realist okurlar için romanın gerçekliğine en çok zarar veren kısımlar idi. Yarattığınız karakterle bu denli oynayamazsınız, okur cezasını verir! Yanagihara’yla yollarımızın bir daha kesilebileceğini zannetmiyorum, tutarsızlıklarına rağmen Jude’u gerçekten sevdiğimi rahatlıkla söyleyebilirim. 800 sayfa civarında bu eseri okuyup okumamak konusunda iyice düşünün derim, benim kazancım ise oturduğum ortamda sözü açılırsa
Değersiz Bir HayatHanya Yanagihara · Doğan Kitap · 20245,6bin okunma
Reklam