The Call of the Wild – Short Commentary
Puan vermedi·250 syf.··
2026 6. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 14 Haziran 2026 12:07
The Call of the Wild by Jack London is a powerful story about survival, adaptation, and self-discovery. Through Buck's journey from a comfortable domestic life to the harsh wilderness, the novel shows how individuals can overcome challenges and reconnect with their true nature. The book highlights the struggle between civilization and instinct, suggesting that strength, resilience, and adaptability are essential for survival. Overall, it is an inspiring adventure that explores the deep connection between animals and the natural world.
The Call Of The WildJack London · MK Publications · 201743,2bin okunma
ÖZETLENMİŞ İNCELEME
Puan vermedi·128 syf.·
2026 15. kitabı
ÖZETLENMİŞ İNCELEME Vitruvius’un Gölgesinde Kalan Kadın: Ralph Fox’un “Roman ve Halk”ında Eril Evrensellik ve Edebiyatta Kadının Yokluğu Özet Ralph Fox’un “Roman ve Halk” (1937) eseri, Marksist edebiyat eleştirisi içinde, kapitalist yabancılaşmaya karşı “Bütünlüklü İnsan” (The Whole Man) idealini öne çıkaran temel bir metindir. Ancak, Fox’un bu ideali inşa ederken temel referansı olan Rönesans hümanizmi ve onun simgesi “Vitruvius Adamı”, görünüşte evrensel, özünde ise derin bir şekilde eril (masculine) bir özne tasarımıdır. Bu makale, Fox’un “epik kahraman” ve “Bütünlüklü İnsan” arayışını, Vitruviusçu bir erkeklik kurgusu olarak feminist bir perspektiften eleştirmeyi amaçlamaktadır. Argümanımız, Fox’un evrensel olduğunu varsaydığı “İnsan” kategorisinin, aslında Batılı, erkek ve burjuva bir özneyi merkeze alarak, kadını bu evrensellik anlatısının dışına ittiği veya onu ikincil, tamamlayıcı bir konuma hapsettiği üzerine kuruludur. Makale, öncelikle Vitruvius Adamı imgesinin tarihsel ve cinsiyetçi doğasını ortaya koyacak; ardından Fox’un bu imgeyi edebiyat teorisine nasıl aktardığını ve bunun “kahraman”, “yaratıcı deha” ve “tarihin öznesi” gibi kavramları nasıl eril bir şekilde kodladığını analiz edecektir. Son olarak, bu eril evrensellik iddiasının, edebiyat tarihi ve eleştirisinde kadın yazarların, karakterlerin ve deneyimlerinin sistematik olarak “yok sayılması”, marjinalleştirilmesi veya çarpıtılarak temsil edilmesiyle nasıl doğrudan bir ilişkisi olduğu, Virginia Woolf, Simone de Beauvoir ve Elaine Showalter gibi feminist teorisyenlerin çalışmalarına atıfla gösterilecektir. Fox’un kapitalizm eleştirisi değerli olmakla birlikte, önerdiği estetik ideal, ataerkil tahayyüllerle iç içe geçmiş olduğu için, kadının edebi ve tarihsel varlığına dair kapsayıcı ve
Roman ve HalkRalph Fox · Ayrıntı Yayınları · 201915 okunma
Reklam
Puan vermedi·260 syf.··
2022 82. kitabı
Jean-Paul Sartre’ın 1938’de yayımlanan Bulantı romanı, 20. yüzyıl edebiyatının ve felsefesinin en önemli eserlerinden biridir. Varoluşçuluğun (existentialism) en çarpıcı ve etkili manifestolarından sayılır. Roman, felsefi bir tez gibi okunurken aynı zamanda güçlü bir edebi eser olarak da ayakta durur. Roman, Antoine Roquentin adlı bir tarih araştırmacısının Bouville (kurgusal bir liman kenti) günlüğü şeklinde ilerler. Roquentin, bir adamın biyografisini yazmak için arşivlerde çalışırken yavaş yavaş bir “bulantı” hissine kapılır. Bu bulantı, fiziksel bir mide rahatsızlığı değil, varoluşun kendisinin yarattığı ontolojik bir rahatsızlıktır. Sartre, Roquentin’in gözünden nesnelerin, insanların ve kendi bedeninin “fazlalık” (de trop) olduğunu, hiçbir zorunlu neden olmadan var olduklarını gösterir. Her şeyin tesadüfi, saçma ve anlamsız olduğu duygusu doruğa çıkar. En ünlü sahnelerden biri, Roquentin’in parkta bir kestane ağacının köküne baktığı andır; burada varoluşun çıplak, yapışkan, iğrenç gerçekliğiyle yüzleşir. Ana Temalar Varoluşun Saçmalığı (Absurdite): Nesneler ve dünya, insan bilincine yabancıdır. Anlam, bizden gelmez; biz onu dayatmaya çalışırız ama başarısız oluruz. Bu tema Albert Camus’nün Yabancı ve Sisifos Söyleni ile paralellik gösterir, ancak Sartre’da daha fenomenolojik ve içseldir. Özgürlük ve Sorumluluk: Roman, Sartre’ın ünlü “varoluş özden önce gelir” (existence precedes essence) tezinin edebi halidir. İnsan, herhangi bir tanrısal veya metafizik temele dayanmadan özgürdür; bu özgürlük aynı zamanda ezici bir yük getirir. Kötü Niyet (Mauvaise Foi): Roquentin, çevresindeki insanların (garson, Self-Taught Man, sevgilisi Anny) rollerine sığınarak varoluşun boşluğundan kaçtıklarını gözlemler. Kendisi de bu tuzağa düşmemeye çalışır. Zaman ve
BulantıJean-Paul Sartre · Can Yayınları · 202128bin okunma
Puan vermedi·144 syf.··
2026 75. kitabı
·
25 saatte okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 18:57
Bazı notlarım aşağıdaki gibidir: İntihar ürünleri temin ve tedarik eden dükkan sahipleri de intiharı düşünür ancak aileden birinin intiharı halinde hizmet akamete uğrayacaktır dolayısıyla intihar bu aile için düşünülemez ve tatbik edilemez bir eylemdir. "Ölümünüzü başaracaksınız..." Başarılabilecek son şey ölümdür insan için...ancak İngilizce'de örneğin ölmek de doğmak gibi "passive", yani edilgen bir eylemdir. İngilizce yazılan incelemelere baktığımda kaosa sürüklenmiş dünyada insanların intiharı bir çıkış yolu olarak benimsemeleri ne atıf yapıldığını gördüm. İntihar kelimesinin özellikle tercih edildiğini çünkü ölüm ile intihar arkasındaki sınırın insan iradesine bağlandığını, hayatında hiçbir şeyi başaramamış insana bir başarı alanı tanındığını görmemek kabil değildi. deliberate killing of oneself," from Modern Latin suicidium "suicide," from Latin sui "of oneself" (genitive of se "self"), from PIE *s(u)w-o- "one's own," from root *s(w)e- (see idiom) + -cidium "a killing," from caedere "to slay" (from PIE root *kae-id- "to strike"). Etimolojik sözlükte karışma çıkan ilk açıklama bu. İnsanın belirli bir kasıt ile kendini öldürmesi. (Bir mesaj bırakmak, güçlü olduğunu ispatlamak vb) Kelime kökünde saklı bir 'kendilik' var. İntihar kişinin kendisine yönelik bir eylemi ve bunu kazaen değil kasten yapması gerekiyor. Yani irade şart. Satırları aşağı kaydırdıkça 'sane" kelimesi ile karşılaşıyorum. Akıl...insane ise delilik...demek ki aklın yerinde olması gerekiyor bu eylemin gerçekleştiği sırada. Diğer yandan 'commit suicide' şeklinde kullanılıyor kelime, yani uygulanıyor, gerçekleştiriliyor... (Bir paragraf 'çünkü' ile başlamaz ama...) Çünkü terminolojide intihar ve intihara teşebbüs ayrı ayrı ele alınıyor. İngilizce inceleme yazısında da başarıya ulaşamayan
İntihar DükkânıJean Teule · Sel Yayıncılık · 202417,6bin okunma
Sözde Adam - Norah Vincent
9/10
·284 syf.··
2026 188. kitabı
Modern dünya, bizi iki karşıt kutba ayırıp birbirimizi düşmanlaştırmaya programlanmış devasa bir simülasyondur. Kadınlar kendi yankı odalarında erkeklerin konforunu ve tiranlığını tartışırken, erkekler kendi zırhlarının arkasında sessizce çürür. Amerikalı gazeteci Norah Vincent, bu iki odanın da duvarlarını yıkan ve gerçeği çıplak etiyle tecrübe eden nadir bir zihin. Katı bir feminist olarak başladığı 18 aylık "Ned" (erkek) simülasyonu, onu bir ideoloğun konforlu alanından çıkarıp, insan doğasının o çiğ ve deterministik mekanizmasıyla yüzleştirdi. Kitaptan altını çizdiğimiz bu sarsıcı satırlar, bilincin ve toplumsal rollerin insanı nasıl bir robota dönüştürdüğünün en net vesikasıdır. Kadın Dünyasının Sosyal Beceriksizliği ve "Lobotomi" Arzusu Vincent, Ned kimliğiyle heteroseksüel kadınlarla randevulara çıktığında, hemcinslerinin dışarıdan görünmeyen o iç yüzüyle çarpışıyor. Karşısındaki kadınların o bitmek bilmeyen taktiklerini, sürekli ilk adımı karşıdan bekleyen pasif-agresif hallerini ve o muazzam sosyal beceriksizliklerini gördükçe zihinsel bir cinnet eşiğine geliyor. İnsan o sahneleri okurken, bu manipülatif yapaylığa katlanmaktansa "içimden beynime lobotomi yapmak istiyordum" diyecek kadar ağır bir zihinsel yorgunluk hissediyor. Kadın dünyasındaki o sürekli birbirini süzen, gizliden gizliye yarışan ve şüpheyle yaklaşan "sahte nezaket" maskelerini gördükten sonra, erkeklerin o ham ve hesapsız şeffaflığını "masum ve temiz" bulması kaçınılmaz hale geliyor. Çünkü erkeklerin dünyasında kurallar düzdür; kimse kimsenin beynine lobotomi yapma ihtiyacı hissettirecek sinsi oyunlar oynamaz. Büyük Erkek Sırrı: İnsan Değil, Robot Gibi Kullanılan Erkekler Vincent’ın erkek dünyasından çıkardığı en büyük koz, belki de hiçbir erkeğin kendi hemcinsine bile itiraf edemediği o
Sosyoloji
Sözde AdamNorah Vincent · Fihrist Yayınları · 202350 okunma
Puan vermedi
Mağduru Suçlama Psikolojisi ve Benlik Savunması ​ Edebiyat dehası Dostoyevski’nin bu alıntısı, sosyal psikoloji literatüründe sıkça incelenen "Mağduru Değersizleştirme" (Devaluation of the Victim) ve Leon Festinger'ın Bilişsel Çelişki Kuramı ile doğrudan ilişkilidir. ​Bilişsel Çelişki ve Rasyonalizasyon: Birey birine zarar verdiğinde içsel bir gerilim (dissonance) yaşar. Bu gerilimi çözmenin iki yolu vardır: Ya hatasını kabul edip suçlulukla yüzleşecek (ki bu ego için çok hırpalayıcıdır) ya da zarar verdiği kişiyi "nefret edilesi" biri olarak kodlayacaktır. İkinci yol seçildiğinde, yapılan haksızlık zihinde meşrulaştırılmış olur. ​Adil Dünya Teorisinin Ters Yüz Olması: Bazen de sırf "dünya adildir" inancını korumak için, zarar gören kişinin bunu hak ettiğine inanmak isteriz. Kendimizi aklamak adına karşı tarafı suçlu ilan etmek, insan psişesinin en ilkel savunma biçimlerinden biridir. ​Dostoyevski’nin yüzyıl önce kaleme aldığı bu gözlem, bugün modern psikolojinin "kendini haklı çıkarma" (self-justification) mekanizmalarını ne kadar erken çözdüğünün en büyük kanıtıdır.
Duygu ve Düşünce
Karamazov KardeşlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202545,3bin okunma
Reklam
Reklam