Osmanlı Milleti oluşturmak siyaseti ciddi olarak, İkinci Mahmud zamanında doğdu. Bu padişahın: “Ben tebaamdaki dinler farkını ancak cami, havra ve kiliselerine girdikleri zaman görmek isterim…”. On dokuzuncu miladî asır başında ve ortalarında bu siyaset in Osmanlı memleketlerinde itibar kazanması, uygulanabilir zannolunması tabiî idi: O zamanlar Avrupa’da milliyet fikirleri Fransa Büyük İhtilali’yle, nesebî ve ırkî olmaktan ziyade, vicdânî taleplere dayandırılan Fransız kaidesini milliyete temel kabul ediyordu. Sultan Mahmud ve onu takip edenler iyice anlayamadıkları bu kaideye bel bağlayarak, devletin ırk ve dinî muhtelif tebaasını serbestî ve eşitlik ile, karşılıklı emniyet ve barışıklık ile kaynaştırıp birleştirip tek bir millet haline sokmak imkanına inanıyorlardı. Avrupa’da milliyetlerin şekillenişi tarihinde görülen bazı misaller de itimatlarını arttırıyordu. Gerçekten Fransız milliyeti Cermen, Selt (Kelt), Latin, Grek ve daha bazı nesillerin birleşmesinden husûle gelmemiş miydi? Alman milliyetinde birçok Slav unsurları yutulmamış mıdır? İsviçre ırk ve din ihtilafına rağmen bir millet değil midir?
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
İslâm’ın ikinci nesline erişen İmam-ı Â’zam Ebû Hanife’nin itikadı hem seleften olması hasebiyle hem de amelî bir mezhebin kendisine nispet edildiği müctehid bir âlim olması hasebiyle kendisinden sonra hem müntesiplerinin hem diğer mezhep müntesiplerinin hem de muhaliflerinin merakını cezbetmiş ve onu tasvip etmeyenler çeşitli yakıştırmalar ile imamı itikatta bidate sapmakla itham etmişlerdir. Bu ithamlardan biri olan ‘Mürciilik’ bugün de çeşith zümreler tarafından, istismar amacıyla gündemde tutulmaktadır.
İmamın ‘Mürcie’ itikadından olduğu iddiasının hakikatte neye tekabül ettiğinin açık bir surette ortaya konulması bir zarurettir. Bu meselenin vuzuha kavuşması için Mürcie’nin ne olduğuna temas etmek gerekmektedir, irca’ kelimesinden türeyen Mürcie’nin üç ana anlamı mevcuttur.
1. İmanı, kalp ile tasdik ve dil ile ikrar şeklinde tarif ederek amelo bu tarife dâhil etmeyip onu rükn-ü aslî olarak görmemeyi ifade eder.
2. Cemel ve Sıffin savaşlarında savaşanların durumu hakkında müspet-menfi herhangi bir hükümde bulunmayarak onların durumlarını Allah’a havale etmeyi ifade eder.
3. Kâfire amellerinin fayda vermediği gibi Mümine de günahlarının zarar vermeyeceğini kabul ederek, amelleri irca etmeyi ifade eder.
Mürcie ifadesinin üç başlığı da kapsayan bir üst adlandırma olduğu anlaşıldığında bu başlıklardan mesela Cemel ve Sıffin savaşında bulunanların durumları üzerine hüküm vermeyip tevakkuf etmek ve onların durumunu Allah’a irca etmek, tüm Ehl-i Sünnet’in üzerinde ittifak ettiği bir esastır.
Hatta bu anlamda günahkâr bir müminin bu hâl üzere ahirete irtihal eylediğinde onun hakkında dahi cennetliktir yahud cehennemliktir gibi katî bir hükmün serdedilemeyeceğinde icmâ vardır.16 Dolayısıyla bu anlamda bir ircayı Ebû Hanife’yi zemmetmek kastıyla kullanmanın muhal
Bu düşünce okulları içinde, tasavvuf düşüncesine pek yaklaşmış bulunanları da vardır. Bunların da ilki, sekizinci yüzyılda Ebu Selt Seman'ın kurduğu 'Murcia' okuludur. Bu okul, dinsel yasaklara aldırmadığı için, ilk İbaha (İbâhiye) Tarikatı sayılmaktadır. Ebu Selt Seman'ın anlayışına göre, cennete tapınmayla (ibadetle) değil, sevmeyle (muhabbetle) gidilir. Eylem (amel, iş), niyetten sonra gelir.
Murcia Okulu'ndan beş kol türemiştir: Yunusiye, Sumeniye, Ubeydiye, Subaniye, Gassaniye.