Ah, maalesef bitti!
10/10
·416 syf.··
Beğendi
·
2022 22. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2022 23:51
Avucumda Rüzgar Var Ah, maalesef bitti! Her zamanki gibi İsmail Güzelsoy tadı damakta kalan bir kitap yazmış. Müzikli bir yolculuktu. Okurken sadece bir hikaye değil farklı türde birçok kitap okuyormuş hissine kapıldım. Musikinin derinliği, luthiye, makamlar, semailer... Udu sevmezdim. Neden sevmediğimin somut bir gerçekliği yok tabi. Musikiyle, udla tanıştırdı beni. Neden sevmediğimi anladım. Tanımayınca en kolay yol olan sevmemeyi seçmişim. Bizi barıştıran insana şükranlarımı sunuyorum. Güzelsoy'un diline, bunca akıl almaz kurgusuna, karakter derinliklerine, baştan sona melodisini dinlediğimiz cümlelerine hayran kaldım. Bu kez sadece roman yazmamış, yazdığı romanı bestelemiş. Cümlelerin altını çizmekten roman üniversite hazırlık soru bankalarına döndü. Canı gönülden tavsiye ederim. Okuyun. Sevdiklerinize tavsiye edin. Bu güzellikten mahrum kalmasınlar. Kaleminize sağlık sevgili yazar.
Avucumda Rüzgar Varİsmail Güzelsoy · Doğan Kitap · 2022161 okunma
Bir öykü nasıl incelenir?
Puan vermedi·192 syf.··
Beğendi
·
2021 11. kitabı
Bu yazımda Ömer Seyfettin’in Bahar ve Kelebekler öyküsünü ayrıntılı olarak irdeledim. Doksan yedi yaşında bir kadınla, bu kadının torununun torunu arasında geçen öyküde olaylara ve olgulara farklı bakış açısı ile kuşak çatışması anlatılır. Peki olan biten nedir? Genç bir kız kitap okumaktadır. Büyüknine ona ne okuduğunu sorar. O da Piyer Loti’nin “Hayal Kırıklığına Uğramış Kadınlar” anlamına gelen kitabını okuduğunu söyler. Genç kız Türk kadınlarının mutsuz olduğunu iddia edince büyüknine buna itiraz eder. Eski Türk kadınlarının çok mutlu olduğunu ileri sürer. Böylece çağının kadınlarının yaşamını anlatmaya başlar. Büyüknine önce kendi dönemindeki eğitim sistemini dile getirir. O dönemde Farsça öğrenilmekte, Cami dersi ( 15.yüzyılda İran’da yetişen bilgin Cami’nin Arap dilbilgisiyle ilgili yapıtı üzerine yapılan ders) alınmakta, Fuzuli ve Baki’nin gazellerini ezberlenmekte, Mesnevi okunmakta, düzyazıda kafiyeler yapılmaktadır. Hatta tüm bunları kocalarıyla konuşurlar. Zekalarıyla, esprileriyle onları kendilerine hayran bırakırlar. Büyüknine şimdiki eğitim sistemini eleştirir. Yeni kuşakların Fransızca dersler almalarının kendi dillerinden uzaklaşmasına yol açtığını ileri sürer. Gençlerin yabancılara benzemek istedikçe benliklerinden uzaklaştıklarını belirtir. Bu nedenle de çevrelerinden nefret ettiklerini, mutluluğu bilmediklerini anlatır. Öykünün ilerleyen bölümlerinde eski Türk kadınlarının yaşam biçimini büyükninenin ağzından öğreniriz. Şöyle ki: TOPLUMSAL VE KÜLTÜREL YAŞAM: Eski Türk kadınlarının kendilerine özgü eğlence yerleri vardır. Buralarda binlerce kadın bir araya gelip eğlenirler. Çocukluk, okula başlayış, sünnet, evlilik, doğum ritüelleri yapılır. Eski Türk kadınları için her şey bir zevktir. Hele hele bahar sevinç ve mutluluk kaynağıdır. Toplumsal
Edebiyat
Bahar ve KelebeklerÖmer Seyfettin · Rafet Zaimler Yayınevi · 19731,649 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·383 syf.··
2020 9. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 14 Aralık 2020 19:04
Kitabı okurken Yalom'un Aşkın Celladı kitabını okuduğum zamanki hislere kapıldım. Aynı açıklıkta ve sadelikte bir anlatım vardı. Yazar için boşuna Yerli Yalom diye bir benzetme yapmamışlar. Kitapta ülkemizde yaşayan her kesimden insanın hikayelerine yer verilmiş. Her biri birbirinden değerli hayat hikayelerinin anlatıldığı kitapta beni en çok etkileyen genç yaşında yakalandığı hastalık dolayısıyla öleceğini öğrenen ve bunu kabul etmenin buruk hüznünü yaşayan Şule'nin hikayesi ve nereye giderse gitsin içindeki boşluğu bir türlü dolduramayan kader kurbanı Hayal'in hikayesiydi. Yazar kitabın sonunda danışanları için, "İç dünyalarından yükselen nice senfoniler, semailer, türküler, şiirler, ilahiler dinletirler bana. Ben yıllardır bu güzellikleri dinlemeye doyamadım." der ve neredeyse her bölümde insana duyduğu sevgiden, insanın yüceliğinden bahseder. Eğer yazar gerçekten de kitapta anlattığı gibi biriyse ne mutlu ülkemize.
İlişkiler
Madalyonun İçiGülseren Budayıcıoğlu · Remzi Kitabevi · 202021,5bin okunma
Puan vermedi·381 syf.··
2019 56. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 29 Mart 2019 15:42
Yaşar Kemal yıllar sonra annesinin cenazesine gittiğin de; sandığın da sarı defterler olduğu söyleniyor. Baktığında, bunların kendi deyimi ile jandarmanın hışmından kurtulan derlemeleri olduğunu anlıyor. Kendi yoğun çalışmalarından ötürü bu defterleri bir türlü temize çekemiyor. Defterleri el yazısını çözebileceğine inandığı Alpay Kabacalı’ya veriyor ve insiyatifi tamamen ona bırakıyor ister olduğu gibi sakla ister kitap yap diyor, Alpay Kabacalı bu defterleri kitaplaştırıyor. Kitabın kapağı dahil bir çok sayfasına da serpiştirilmiş orijinal el yazılarının bulunduğu sayfalar bence iyi düşünülmüş. Benim gibi ustaya hayran okurlar için onları görmekte ayrı bir mutluluk. Bu kitabın bizlere ulaşmasını sağlayan Alpay Kabacalı’yı da rahmetle anıyorum. Kitap; koşmalar, semailer, varsağılar, destanlar, türküler, ağıtlar, maniler ve türkülü halk hikayelirinden oluşuyor. Okumayı düşünen herkese iyi okumalar.
Sarı DefterdekilerYaşar Kemal · Yapı Kredi Yayınları · 2015286 okunma
6/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2018 11. kitabı
107 sayfa Bazıları rivayet , bazıları beklenmedik yerden vuruyor ,bazılarına hadi canım diyorsunuz . Ancak eğlendirici ve ilginç bilgiler var. kitaptan ilginç bir hikaye :AKINTIBURNU HİKAYESİ İstanbul Kültür ve Sanat Ansiklopedisi Tercüman ( 1982,s537-538.) Akıntıburnu’nda yalı sahibi “zamanın zevk ve keyif ehli adamlarından biri dostlarına bir ziyafet verir. Bunların arasında İstanbul’un zarafet ve hoş sohbetleriyle tanınmış kimseleri, saz ve ses üstatları varmış. İçmişler ,şarkılar, besteler, semailer ve peşrevler çalınmış, söylenmiş. Ve bir zaman gelmiş ki bu alemi içlerine hava gibi sindirenler, yatak odalarına çekilmişler. Misafirlerden Aşir isminde birinin yattığı oda deniz üstündeymiş. Aşir yatağa girip başını yastığa koymuş, gözleri yavaş yavaş kapanmaya başlarken bir se: -Aşir ! Diye gürlemiş. Cevap vermiş: -Buyur! -Yat ! -Başüsütüne efendim !? Emre itaat etmiş, başını yastığa koyup hafif hafif kestirmeye başlamış, yarım saat sonra aynı ses bu sefer daha yüksek perdeden haykırmış: -Aşir ! Adamcağız fırlamış, korkak ve şaşkın: -Emret, bir şey mi istiyorsun? Demiş. -Yat! -Peki efendim ! Zavallı bütün geceyi böyle geçirmiş. Yarım saatte bir kalkmış yatmış, uyumuş uyanmış! Sabahleyin misafirler kalkmış, yeni baştan hazırlanan sofranın başına geçmişler. Misafirlerin yüzünde rahat geçen bir gecenin izleri belirlendiği halde Hafız Aşir’in yüzünün harap olduğunu gören ev sahibi sormuş. -Geceleyin rahatsız mı oldunuz ? Uyku mu tutmadı ? Aşir, akşam işittiği sesleri ,ikide bir isminin çağrıldığını ve bu yüzden hacıyatmaz gibi yatıp kalkarak sabahladığını anlattıktan sonra: -Bunu yapan kimse, doğrusu yaman adammış der... Uykusuz kaldım ama ,bu hodbinlik benim hoşuma gitti. Ev sahibi kahkahayı basmış: -Yanılıyorsunuz, demiş. Mesele büsbütün
Ne Demek İstanbul, Bebek Niye Bebek?Önder Şenyapılı · Odtü · 200312 okunma