Galata Sokağı, uzun zamandır okuyup her satırında kendime hak verdiğim kitaplardan biri oldu benim için. Okurken bazı cümlelerin altını çizmek değil, direkt içinde yaşamak istedim. Çünkü kitap sadece bir hikâye anlatmıyor; insanın içinden geçen ama çoğu zaman söyleyemediği duyguları da önüne bırakıyor.
En sevdiğim yanı ise akıcılığıydı. Sayfalar ilerledikçe “bir bölüm daha okuyayım” derken kitabın içine tamamen çekildim. Bazı karakterlerde kendimden parçalar buldum, bazı olaylarda ise geçmişten tanıdık hisler… Bu yüzden kitapla aramda güçlü bir bağ oluştu.
Galata Sokağı bana bazen insanın en kalabalık yerlerde bile yalnız hissedebileceğini, bazen de küçücük bir detayın insana umut verebildiğini düşündürdü. İçindeki duygular çok gerçekti; yapay ya da abartılı gelmeyen bir samimiliği vardı. Belki de bu yüzden okurken sürekli “evet, tam olarak böyle” dediğim anlar yaşadım.
Benim için sadece okunup biten bir kitap olmadı. Bazı satırlarıyla düşündüren, bazı yerlerde durup hissettiren ve uzun süre etkisinden çıkamayacağım kitaplardan biri oldu. Severek, hissederek ve gerçekten bağ kurarak okudum.
Aydıca dipnot: Sevgili eski kitap sahibi…
Kitabın içine notlar bırakmışsın tamam da İKİ SAYFAYI KOPARMAK NEDİR
Şu an hikâyenin ortasında dedektif gibi eksik olay çözmeye çalışıyorum.
Eğer bunu okuyorsan…
Galata Sokağı’nın o iki sayfasını rica edebilir miyim?
Galata SokağıFurkan Taha Postallı · Dokuz Yayınları · 2018584 okunma
Zülfü Livaneli’nin kalemine gerçekten hayranım Ama bu kitap maalesef bende biraz hayal kırıklığı yarattı. Günlerce elimde süründü; ne yazık ki akışa girmekte zorlandım. Anlatım daha çok bir hayat hikayesi gibiydi ama konular arasında kopukluklar vardı. Bazı yerlerde ne anlatılmak istendiğini yakalamakta zorlandım.
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518bin okunma
Kaderini Sev Çünkü Aslında Hayatın Bu”yu okudum… ve gerçekten son zamanlarda benden yüksek puan alan nadir kitaplardandı .
Friedrich Nietzsche’nin eserlerinin bir araya getirilip, analiz edilip Taner Şanlıoğlu tarafından yorumlanması… ama öyle sıradan bir yorum değil; her satırda kendini bulduğun, sarsıldığın, düşündüğün bir yolculuk.
Nietzsche’yi keşfettim diyebilirim… Her sayfada kendimden bir parça gördüm. Hayatı, insanı ve kendini aşmanın ne demek olduğunu sadece okumadım, hissettim.
Kaderimi sevmem gerektiğini…
Onu seçmem gerektiğini…
Ve her gün daha güçlü bir şekilde yol almam gerektiğini hissettim her seferinde.
Bölüm geçişlerinde verilen o kısa cümleler…
Gerçekten içimde derin anlamlar bıraktı.
En çok da şu düşünce içime işledi:
“Cennete doğru büyüyecek olan ağaç, köklerini cehenneme salmalıdır.”
Önce karanlığı bul ki aydınlığın ne olduğunu anlayabilesin…
Bu farkındalık bana çok iyi geldi.
Kalbimde yer eden, uzun süre benimle kalacak bir kitaptı…
Gerçekten bayıldım.
Son 20 sayfadayım… Hikâye neredeyse tamamlandı ve içimde tuhaf bir korku var: “Ya kötüye evrilirse?” diye. Ama itiraf ediyorum, bu heyecanı diri tutan nadir kitaplardan biri oldu
Ve yine yaptı yapacağını… Kaybettirdi, sonra yeniden buldurdu
Tam “artık çözdüm” derken beni ters köşe yapmayı başardı.
Ama şunu da söylemeden geçemeyeceğim; sonlara doğru hafif bir pembe dizi etkisi hissettim O dramatik yoğunluk biraz daha dengeli olsaydı, benim için kusursuza yakın bir kurgu olabilirdi.
Yine de…
Kitabın ilk yarısı bambaşka bir hikâye, ikinci yarısı ise adeta başka bir dünyanın kapısını açıyor. Ve o geçiş… Gerçekten “az önce ne oldu?” dedirten, şaşkınlıkla sayfaları çevirdiğim bir kırılma noktasıydı.
Uzun zamandır bir kitap beni bu kadar içine çekmemişti.
Hem hikâyeye hem kurguya resmen bayıldım, bayıldım!
Kesinlikle okunmalı!
“Hace’nin derin sohbetini dinlerken içimi tarifsiz bir huzur kapladı. Söyledikleri kalbime dokundu, zihnimde yeni bir farkındalık kapısı araladı. Gerçekten harikaydı.”