Okunmuş bininci kitap
Tamam, belki çeyreğindeyim ömrün, belki yarısı, Belki çektiğim acılar daha nicelerinin tortusu. Eksik parmağım, seyrek saçım, Sağır kulağım, Topal ayağım, Kokudan mahrumluğum, Uyanıkken bile uyku mahmurluğum, Ve tabii tevellütten beridir yüreğimde taşıdığım kalp ağrısı, aşk sancısı… Ne ki tüm bunlar, ne ki bunların kıymetsiz hikâyeleri? Tamam, belki az evvel okuduğum bininci kitaptır, Belki yetecek tüm ömrüme, bugüne dek okuduklarım, Belki en baştan ve ezberlercesine yeniden okumalı, Belki bir bilge gibi ihtiyatla yaklaşmalı artık onlara. Yahut artık ortaya dökmek vaktidir, bin kitaplık zihnin karmaşasını… Belki bir şiirdir bu, belki henüz tanımı olmayan bir söz sanatı. Belki ne anlattığı belirsiz, Belki girişten ibaret, gelişmesiz ve sonuçsuz… Tamam, bu okuduğum bininci kitaptır henüz genç ömrümdeki, Nasıl bir aceleyle yaşadığımın da kanıtıdır bu tozlu raflar. Belki karanlık bir gecenin tenhalığında kaybolduğum bir sırada, Bir Denizkızı çıkar karşıma ve “anlat” der bana, “Anlat tüm bildiklerini bir çırpıda,” Bense muhtemeldir, kesindir: utangaçlığın ve mahcubiyetin kızarıklığıyla, “Unuttum tüm bildiklerimi ve şimdi sen varsın karşımda, öyle ise sensin artık bin kitaplık zihnin tüm içeriği…” diye gevelerim, saçmalarım bir çırpıda…
Entropinin Fısıltısı
Maddenin ve zamanın henüz biçimlenmediği o ilkel çocukluk evreninde, yeryüzünün katı kurallarıyla yeni yeni tanışan yedi yaşında bir çocuk olarak yürüyordum sokakta. Gündüz vaktiydi ama güneşin ışığı insanı ısıtmaktan ziyade, bu kasvetli caddenin kirli detaylarını açık etmek için parlıyor gibiydi. Kalabalığın ritmik monotonluğu içinde, sadece benim görebildiğim o keskin anomali belirdi. Oradaydı. Bakışlarındaki o statik, hiç kıpırdamayan yoğunluk, bir insanın taşıyabileceği türden bir hacme sahip değildi. Kulaklarımda yankılanan ses ise yeryüzünün tektonik hareketlerini andıran, kelimelerden arınmış antik bir dildi; çok uzaktan geliyordu ama beynimin tam merkezinde rezonansa giriyordu. Etraftaki insanların o konforlu körlüğüne sığınarak onu görmezden gelmeyi seçtim. Bakışlarımı kaçırdım, adımlarımı sıradanlaştırdım. Fakat zihnimde açılan o yarık kapanmıyordu; arada bir gözüm kayıyor, onun sarsılmaz varlığıyla göz göze geliyordum. Bu durumun gerçekliğini kimseye fısıldamamam gerektiğini biliyordum; çünkü o yaştaki bir çocuk bile bilirdi ki, tekinsiz olan ancak gizli tutulduğunda gücünü yitirirdi. Tam o esnada gökyüzünün tavanı çatladı. Geometrik bir kusursuzlukla beliren o devasa üçgen silüet, şehre yaklaşan kozmik bir felaketin, mutlak bir yok oluşun habercisiydi. Hava ağırlaştı, tüm dünya altüst olacakmış gibi bir tehlike hissi şehri sardı. O panik anında, zihnim çocukluğuma aşılanmış en güvenli sığınağa, caminin o soğuk ve taştan duvarlarına kaçtı. Elimde fiziksel bir telefon olmamasına rağmen, aileme bir şekilde ulaşıp oraya sığınmalarını söylediğimi, onları o korunaklı mabedin içine sakladığımı gördüm. Onlar güvendeydi. "Oraya sızamaz," diye düşündüm. Büyük bir yanılgıydı. Onun mekânı aşmak için kapılara ihtiyacı yoktu. Duvarların moleküler yapısını bozmadan, bir
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
EDEBİYAT DÜNYASI'NDAN KISA KISA DUYURULAR...
SAMSUN'DA CUMARTESİ GÜNÜ EDEBİYAT SOHBETLERİ YAPILACAK...  KERİM ÖZBEKLER GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR 27 Haziran 2026 Cumartesi günü, saat.12.00-15.00 arasında;100.Yıl Bulvarı, İlim Yayma Cemiyeti Yanı, 1.Hat Dolmuş Hattı Lokali Bitişiği İlkadım-Samsun adresinde, İlkadım Kent Konseyi ile Samsun Yazarlar Derneği (SAY-DER) Başkanı Ahmet Seven ve yöneticilerinin birlikte düzenlediği ''İlkadım Kent Konseyi Cumartesi Edebiyat Sohbetleri'' etkinliği gerçekleştirilecektir. Ücretsiz çorba ve çay ikramının yapıldığı bu proğram sırasında şiir-türkü-kitap tanıtımı ve edebiyat sohbetleri yapılmaktadır, şehrin şairleri-yazarları-edebiyatçıları ve bilim adamları burada bir araya gelmektedir. Her hafta Cumartesi günleri düzenli olarak yapılan bu etkinliği, isteyen herkes ücretsiz olarak izleyebilir. **************************************************************************************************** BAŞKENT KÜLTÜR SANAT'IN 4.ŞİİR VE MÜZİK ŞÖLENİ ANKARA'DA YAPILACAK...  KERİM ÖZBEKLER GAZETECİ-YAZAR-ŞAİR 28 Haziran 2026 Pazar günü, saat.18.00'de;Bahar Kafe Kızılay-Ankara adresinde, Ateş Erdoğan'ın organize ettiği ''Başkent Kültür Sanat Derneği 4.Şiir ve Müzik Şöleni'' gerçekleştirilecektir. Zaim Güzel'in sunacağı proğramda sahneye çıkarak şiir okuyacak olan şairlerin isimleri aşağıdaki şekildedir. Ateş Erdoğan-Bahar Arslanoğlu-Cihat Solmaz-Berrin Öztürk-Seher Gündoğdu-Hikmet Dönmez-Aynur Kara Yurdagil-Sadık Yahyaoğlu-Lokman Gül-Züleyha Şen Baykara-Davut Akyıldız-Serdar Bezdüz-Dursun Ali Sağlam-Elif Reyya Naz-Kemal Cano-Aydın Yüksel-Kadir Orakçı-Nurgül Aktürk-Ahmet Göçer-Behice Aydın-Tuncay Ulak-Zeynel Abidin Payas-Gürhan Topal-Hüseyin Kartal, proğram müziğini Grup Şahmaran üyesi Baki ve Ayşegül yerine
Sevgili Bilge, bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanamadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı. Sana, durup dururken yazmak zorunda kalmasaydım. Bütün meselelerden kaçtığım gibi uzaklaşmasaydım senden de. Ben iyi değilim Bilge, seni son gördüğüm günden beri gözüme uyku girmiyor diyebilseydim. Gerçekten de o günden beri gözüme uyku girmeseydi. Hiç olmazsa arkamda kalan bütün köprüleri yıktım ve şimdi de geri dönmek istiyorum, ya da dönüyorum cinsinden bir yenilgiye sığınabilseydim. Kendime, söyleyecek söz bırakmadım. Kuvvetimi büyütmüşüm gözümde. Aslında bakılırsa, bu sözleri kullanmayı ya da böyle bir mektup yazmayı bile, ne sen ne aşk ne de hiçbir şey olmadığı günlerde kendime yasaklamıştım. Sen, aşk ve her şeyin olduğu günlerde böyle kararlar alınamazdı. Yaşamış birinin ölü yargılarıydı bu kararlar.. Oğuz Atay Tehlikeli Oyunlar
SARSILMAZ OLMAK
Hayatta seni en çok rahatsız eden insanlar hakkında düşündün mü? Belki de sana zarar veren şey onların davranışları değil, o davranışların sende dokunduğu yerlerdir. İşte tam burada nasıl sarsılmaz bir insan olacağımız hakkında konuşacağız ve bunlara yönelik bir kaç öğreti sunacağım. 1- Aynalama Yöntemi Hiç seni çileden çıkaran birine rastladın mı? Belki kibirleri, cehaletleri, sana davranışları seni kötü etkiliyordur. Şimdi kendine şu soruyu sor: Bu neden seni bu kadar rahatsız ediyor? Bizi başkalarında rahatsız eden her şey kendimizi tanımamıza yardımcı olabilir. Mesele seni etkileyenlerde değil senin içindeki iyileşmemiş bir yarada gizli. Duygusal tepkiler kendi içindeki güvensizliklerin yansımasıdır. Birinin sözü bizi olumsuz anlamda çok etkilerse onun sözünün doğru olabileceğinden korkarız. Ama kim olduğumuzu bilirsek kimsenin sözü bizi sarsamaz. Kendi gölgemiz ile yüzleşmedikçe dış dünya bizi yönetir. Dünya sana kim olduğunu sorar eğer cevabın yoksa dünya sana kim olduğunu söyler. İnsanlar seni tüketir. Eğer izin verirsen. Sana ait olmayan enerjiyi üzerine alma biri sana negatif söylemlerle geldiğinde bu sana ait ben taşımayacağım de. Ben gerçekten kimim? bu soruya cevap ver Hayatının kurbanı değil gözlemcisi ol. Hiç kimse sen izin vermedikçe duygularını kontrol edemez. Ben başıma gelenler değilim ben ne olduğumu seçenim.
Babama...
Seninle konuşurduk baba Böyle gecelerde, iki bilge gibi Karşılıklı bakışarak Bazı şeyleri kavrayamasam da, dinlerdim Belki sen de yeni bir şeyler bulurdun geçmişte O dupduru yüreğini, yılların Unutulmuş sularına bırakarak... / ahmet erhan
Şiir