“Bir dakika…” Kharon gerildi. “Sen eskiden kekeliyordun değil mi? Bu ne zaman geçti?”
“Vay canına,” dedi Alexis.”Ne kadar da ince düşüncelisin.”
“Ne zaman geçti?” diye üsteledi Kharon. Ben de cevabı merak ederek biraz daha yaklaştım.
“Siz ikinizi bir tehdit olarak görmeyi bıraktığımda.”
“Peki…bu ne zaman oldu?” diye yumuşakça sordum.
“ Bağımızı koparmak için kanımı içtiğinizde…Kharon kulağını kesip bana verdiğinde.”
Uzun ve sessiz bir duraksama oldu.
“Ah , prenses,” diye mırıldandı Kharon şeytanca. “ sana verebileceğim tek şey bu değil.”
Güm.
Yüksek sesle bir çığlık duyuldu.
“Tuhaf herif,” diye homurdandı Alexis.
Yatakta döndüm; bir anda büyük bir boşluk oluştu. Kharon’un yerden inleme sesi geldi. Alexis onu aşağı itmişti.
Sayfa 295 - İşte bu bebeeeekkkk Kharooooon·Kitabı okuyor
aşağıya baktı, yüzü asıktı. "o adamın dosyasını okudun mu?"
"matteo'nunkini mi? evet."
"ve?"
çenemi kaldırdım. "gördüklerim hoşuma gitti. sonuçta onunla evlenmeyi kabul ettim."
çenesini gıcırdattı, sonra gözlerime bakmak için bakışlarını yavaşça kaldırdı. "yalancı."
"o sözcüğü kendin dışında kimse için kullanamazsın."
boğazından hırıltıya benzeyen bir ses çıktı. "onunla evlenmeyeceksin."
"bu konuşma bitmiştir." yanından geçmeye çalıştım ama beni yakaladı. beni belimden tutup göğsüne çekti.
"hayır, kesinlikle bitmedi, martina," dedi ağzını kulağıma yaklaştırarak.
onu itmek için bütün gücümü kullandım. "sorun ne? beni çöp gibi fırlatıp attın, şimdi de... nedir bu? kendimi matteo'ya verecek olmamı mı kıskanıyorsun? ne yapmamı bekliyordun, rahibe olmamı mı?"
bana yaklaştı. "onun adını bir kere daha söylersen, yemin ederim sonraki sefer kendini onun cenazesinde bulursun."
geri çekilirken bile midemde hain kelebekler uçuşuyordu. "kendine hâkim ol, giorgio. sen söyledin. o iş bitti." omzunun üzerinden baktım. "çekilmen gerekiyor. dem dışarı çıkabilir ve ondan ne kadar korktuğunu biliyorum. bizi burada baş başa görürse yanlış anlayabilir."
sırtım duvara çarptı ve beni kollarıyla kıstırmak için bir saniye bile kaybetmedi. göğsü inip kalkıyordu. "o senin için asla iyi bir eş olmayacak."
"sen de değildin ama birlikte eğlendik, değil mi? benden tek istediğin buymuş."
başını ağzımdan çıkanlara inanamıyormuş gibi yana eğdi.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Biz, zaman kırıntıları,
Zaman sinekleri,
Tozlu camlarında günlerin sessiz kanat çırpanlar
Ve lüzumsuz görenler artık
Bu aydınlıkta kendi gölgelerini!
Sanki siyah, simsiyah taşlar içinde
Siyah, simsiyah kovuklarda yaşadık biz,
Sanki hiç görmedik birbirimizi,
Sanki hiç tanışmadık!
Dünya bize öyle kapattı kendisini…
Neye yarar hatırlamak,
Neye yarar bu cılız ışıklı bahçelerde
Hatırlamak geçmiş şeyleri,
Bu beyhude akşam bahçesinde
Kapanırken üstümüze böyle
Zaman çemberi
Hatırlıyor yetmez mi
Güneşe uzanan ellerimiz!
Aynalar sonsuz boşluğa
Çoktan salıverdi çehremizi,
Yüzüyoruz,
İpi kopmuş uçurtmalar gibi.
Biz uzak seyircisi bu aydınlık oyunun,
Birdenbire bulanlar içlerinde
Gülüncün sırrını,
Ne kadar benziyoruz şimdi,
Aynı tezgâhtan çıkmış testilere
Bir şey, bir şey kaldırdı bütün ayrılıkları!
Baksak aynalara
Tanır mıyız kendimizi,
Bir sevda ki, durmadan açan çiçeklerle tanımlanabilir ancak
Her gün yenilenmiş bir gözle bakarım dünyaya
Bunun için aynalarda yokum, ama hoşnudum
Tek bildiğim, bir adım var sen yaşadıkça
"nasıl bir adamdan bahsediyorsun peki?"
"çürük," dedi eklemlerini elmacık kemiğimin üzerinde gezdirirken usulca. "ben bozuk biriyim, martina. sağlam olmanın nasıl bir his olduğunu bilmiyorum."
bileğini kavrayıp onu olduğu yerde tuttum. "beni yanına aldığında benim nasıl hissettiğimi sanıyorsun? o zamanlar aynı sözcükleri kendim için de söyleyebildim. o kadar bozuktum ki ölümünün üzerinden aylar geçmesine rağmen hâlâ imogen'in numarasına mesaj gönderiyordum."
gözleri şaşkınlıkla açıldı. "öyle mi?"
"evet. çılgınca görünüyor, değil mi? bu yüzden telefonumu aldığında neredeyse aklımı kaçıracaktım. o mesajları göndermek uyumamı sağlayan tek şeydi."
"özür dilerim. farkında değildim—"
onu bıraktım. "kendimden nefret ediyordum, giorgio."
çenesini sıktı, bunu duymaktan hoşlanmadığı belliydi. "ya şimdi?"
"artık en bozuk şeylerin bile doğru ellerle onarılabileceğini düşünüyorum."
ifadesine sızan kırılganlık nefesimi kesti. bana beni ilk kez görüyormuş gibi bakıyordu ve işte o an bu bakışını her şeyden çok sevdiğime karar verdim. öpücüklerden, seksten ya da ellerinin hissettirdiklerinden fazla. bu bakışın altında bir gelecek vaadi yatıyordu. buradaki zamanımın sonlanma tarihi olmasa neler olabileceğine dair umut veren bir ipucu.
"seni arzuluyorum, martina." parmaklarını saçlarıma geçirip beni kendine yaklaştırdı. "seni gördüğüm andan itibaren arzuluyorum ve kendime bu arzuyu içimden atacağıma söz verdim. ama ben ne kadar derin kazırsam sen de o kadar derine kazınıyorsun. kendimi senden kurtarmaya çalışmaktan vazgeçmezsem sonunda kendi kalbimi kesip atmaktan korkuyorum."
"o hâlde bıçağı bırak," dedim dudaklarım onunkine değecek kadar yakınken, "bırak seni iyileştireyim."
dudaklarını benimkine bastırdı. beni neredeyse canımı yakacak kadar sıkı tutuyordu ama bir milyon
giorgio'nun hareketleri durdu ve ona baktığımı fark ettiğini anladım.
düğmesini açıp sol manşetini katladı ve başparmağını dövmenin üzerinde gezdirdi. "bunun ne olduğunu biliyor musun?"
başımı salladım.
"takma adımı biliyor musun?"
"napoletano." dem ona böyle hitap ediyordu. "sana neden öyle diyorlar?"
"kuzey napoli'de bulunan farklı bir klanın, secondigliano ittifakı'nın, bir üyesiydim," dedi giorgio. "sal benim için takas yaparak beni on sekiz yaşlarındayken casallı yaptı. klan uzmanlığımı istiyordu."
dişlerimi alt dudağımın sağ köşesine geçirdim. "böyle bir şey olduğunu bilmiyordum. insan takası."
"nadirdir," dedi gömleğinin kolunu indirip manşetini iliklerken. "ama gerektiğinde yapılabilir."
"ittifak da gitmene izin mi verdi?" diye sordum bir süre sonra.
"*donlar* bir anlaşma yaptı."
giorgio'nun uzmanlığı bu kadar değerliyse sal büyük bir şeyden vazgeçmiş olmalıydı. yoksa diğer klan neden ondan vazgeçecekti ki? uzmanlığından söz etmişken dem'in bana giorgio'nun işi hakkında söylediği tek şey onun bir tür güvenlik uzmanı olmasıydı.
yanımda oturan adama baktım. "sen bir şeyleri saklıyorsun, değil mi? işin bu mu?"
"bazen önce onları bulmam gerekiyor," dedi bakışlarını şoförümüzün başının arkasına sabitleyerek. "ama evet, yıllar boyunca klana ait pek çok şey bana emanet edildi."
"yani ben de saklaman gereken başka bir şeyim," diye özetledim.
"emin ellerdesin. paha biçilmez sanat eserleri, antik eserler, oda şeklinde bir kasayı doldurmaya yetecek kadar som altın..." yavaşça başını çevirip bakışlarıyla beni yerime sabitledi. "korumam altındaki bütün nesneler çok değerlidir, martina."
dikkatinin üzerimde olması, spot ışığı altında olmak gibi bir şeydi. aniden araba fazla küçük gelmeye başladı. uzanıp üzerimdeki ceketini düzelttiğinde daha da küçüldü,