Puan vermedi·152 syf.··
2023 105. kitabı
·
5 saatte okudu
·
Okunma: 06 Kasım 2023 06:32
‎​Horace Walpole’un 1764 yılında kaleme aldığı Otranto Şatosu, sadece gotik edebiyatın değil, aslında modern korku türünün de atasıdır. Bir şatonun taş duvarları arasına sıkışmış bu anlatı, insanoğlunun en ilkel korkularını –ölüm, lanetler ve kaçınılmaz kader– bir senfoni gibi işler. ‎ ‎Walpole’un dünyasında insan, kendi kaderinin rehinesi gibidir. Romanın satır aralarında gezinirken, karakterlerin içsel çöküşüne şahit oluruz. “Kötü bir dünya burası; onu pişmanlıkla terk etmemi gerektiren bir şey yok” cümlesi, Gotik edebiyatın o meşhur melankolisini özetler. Walpole, yaşamı bir sürgün gibi sunarken, karakterlerini bu sürgünde kendi gölgeleriyle yüzleştirir. Gotik kurgu, çoğu zaman içsel bir boğulmayı anlatır ancak bu boğulma dışarıdan izlendiğinde bambaşka bir hakikate bürünür: “Bazen bir seyirci, oyunculardan daha iyi görebilir oyunu.” Bu alıntı, romandaki trajedinin sadece karakterlerin suçu olmadığını, aslında bir "kurgu" içinde piyon gibi hareket ettiklerini hatırlatır. Okuyucu olarak bizler de o şatodaki hayaletleri ve gizli geçitleri izleyen, ancak olan bitene müdahale edemeyen o "seyirci"yiz. ‎ ‎Gotik edebiyat, doğaüstü olanın rasyonel olanı bozguna uğratmasıdır. Walpole bunu öyle keskin bir noktaya taşır ki; “Doğa sesini yitirdiği anda, kahramanlar da aklını yitirmiş olur.” Doğanın (mantığın) sustuğu yerde, korku ve delilik başlar. Şatoda yankılanan her ayak sesi, aslında aklın yavaş yavaş terk ettiği bir zihnin çığlığı gibidir. Gotik edebiyatın en temel karakteri, aslında bu şatonun kendisidir. Walpole, Otranto Şatosu’nu sadece bir olay örgüsü mekanı olarak değil, yaşayan, nefes alan ve içine girenlerin zihnini büken bir varlık olarak kurgular. Taş duvarlar, gizli geçitler ve karanlık dehlizler, insanın bastırılmış korkularının dışavurumudur. Şatonun mimarisi,
Edebiyat
Otranto ŞatosuHorace Walpole · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20172,624 okunma
Puan vermedi·378 syf.··
2026 166. kitabı
"Herkes için ve hiç kimse için" alt başlığıyla bizi karşılayan bir kitap. Kapağını araladığımız an okurdan sıradan bir eylemden fazlasını talep ediyor. Friedrich Nietzsche’nin başyapıtı Böyle Söyledi Zerdüşt, bir solukta okunup rafa kaldırılacak bir kitap değildir kesinlikle. Sindirilmesi zaman alan felsefi bir senfoni gibi geldi bana. Nietzsche’nin şiirsel, yer yer devrik ve aforizmalara yaslanan dili, 19. yüzyılın yerleşik ahlak, din ve felsefe anlayışına yöneltilmiş sarsıcı bir itiraz olarak okudum. Nietzsche, "Üstinsan" kavramıyla bizi kendi sınırlarımızı aşmaya, köhneleşmiş değerleri yıkıp yerine yenilerini inşa etmeye çağırıyor. Size önerim, bu kitabı kendi iç sesimizi duyabileceğimiz bir sükûnetle okumanız...
Edebiyat
Böyle Söyledi ZerdüştFriedrich Nietzsche · İş Bankası Kültür Yayınları · 201547,6bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Hiç sevemedim
5/10
·88 syf.··
2026 12. kitabı
SPOILER ICERIR. Konusunu bilmeden başladım ve sanırım konusunu bilseymişim okumazmışım. Kendine din adamı diyen birinin çocuğu yaşındaki kör bir kıza aşık olması, oğlunun da kıza aşık olduğunu bilerek buna engel olması vs vs çok rahatsız oldum. Kitapla alakalı güzel birşey söylemem gerekirse kızın kör olması ve bunun üzerine hayata, dünyaya, insanlara dair yaptığı yorumlar güzeldi. Başka da güzel bulduğum bir şey olmadı malesef
Duygu ve Düşünce
Pastoral SenfoniAndré Gide · İş Bankası Kültür Yayınları · 20226,7bin okunma
Dini kullanmak böyle bir şey işte!
9/10
·72 syf.··
2026 33. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 18:24
Bende biraz karmaşık duygular bırakan bir kitaptı. İlk bakışta iyilik, merhamet ve fedakârlık üzerine gibi görünse de ilerledikçe insanların bazen kendi isteklerini "doğru olanı yapıyorum" düşüncesinin arkasına saklayabildiğini gösteriyor. Bu yönüyle oldukça düşündürücüydü. Bazı noktalarda da karakterlere tam anlamıyla bağlanamadım. Özellikle ana karakterin kendini sorgulama biçimi bana zaman zaman yetersiz geldi. Yazarın vermek istediği mesaj güçlü olsa da bazı olayların daha derin işlenmesini isterdim. Buna rağmen insanın kendine karşı ne kadar dürüst olabildiği sorusunu aklıma takan, kısa ama etkili bir okuma oldu. Benim için kusursuz bir kitap değildi ama insan psikolojisine ve vicdan meselesine farklı bir açıdan bakmak isteyenlerin ilgisini çekebilecek bir eserdi. Okunmaya değer.
Pastoral SenfoniAndré Gide · Doğan Kitap · 20266,7bin okunma
9/10
·128 syf.·
2026 32. kitabı
Mahler, çok başarılı ve dünyaca ünlü bir müzisyendir. Avrupa’ya dönüş yaptığı son gemi yolculuğunda ise oldukça hastadır. Gemi güvertesine oturur ve kendisiyle, geçmişiyle yüzleşir. Hayatı boyunca ulaştığı zirvelerini sevdiklerini ve kaybettiklerini hatırlar. Onu hayatta en mutlu eden, en çok yaralayan ve hayatını alt üst eden olayları ve nihayetinde yalnızlığını derinden hisseder. İnsanın kendisiyle yolculuğunu anlatan bu kitabı çok beğendim. Karakterler ön planda değil sadece bir yaşam yolculuğu gayet başarılı bir biçimde anlatılmış . Okumak isteyenlere tavsiye ederim.
Son SenfoniRobert Seethaler · Timaş Yayınları · 2021434 okunma
Puan vermedi·520 syf.··
2026 106. kitabı
Japon edebiyatini çok severim ve içindeki her detaya dair estetik çok hoşuma gider. Kitap milyonlarca okura ulaşıp Japonya’da haftalarca bir numarada kaldığı için çok ilgimi çekti ve hemen okumaya başladım. Tokyo yakınlarındaki küçük bir sahil kasabasında düzenlenen piyano yarışmasına uzanırken, jüri üyeleri, yarışmacılar ve iç seslerine olan tanıklık etmek çok keyifliydi. Belki de en çok müziğe yapılan yolculuk güzeldi. Üç yarışmacının birbirlerinin hayatını ne denli etkilediğini okurken yaşamla ilgili aklınızdan çok şey geçecek eminim. Yarışmaların hedefi birincilik gibi görünse de aslında kendi iç dünyalarıyla da yüzleşecekleri bir zemine dönüşüyor. Anılar, doğa, tutkular, geçmiş ve insanın içinde kırılgan olan ne varsa çok rahat görünüyor kitap boyunca. Belki birincilik ya da daha çok tanınmak için yapılan bir eylemden çok, insanın iç dünyasını ifade etme biçimi daha ön plana çıkıyor. İnsanın kendisini yeniden keşfetmesi için bir piyano yeterli. Dolayısıyla kitap boyunca okuyucu olarak siz de kazanma odaklı değil, insanın kendi sesini bulabilmesini umuyorsunuz. Çünkü yarışmacıları tanıdıkça onların yaşamlarına dair daha detaylı bilgi edindikçe yer yer bir hüzün kaplıyor içinizi. Kendileriyle göz teması kurduğu her an çok hoşuma gitti. Yazar öyle bir atmosfer sunmuş ki okuyucu olarak sizde konser salonunda koltuklarınıza yerleşiyorsunuz. Öyle bir heyecan… Yarışmaya gelen herkes kusursuz notalar çalabiliyordu belki, parmaklar hızlı, teknikler etkileyici de olsa, belki orada asıl önemli olan, bir yarışmacının yanlışsız çalması değil, kendi içindeki kırık sesi bulup onu müziğe dönüştürebilmesiydi. Okurken hep bu cümle geçti içimden. Ünlü bir besteyi doğru şekilde yorumlamak elbetteki önemli ama insanın kendi yalnızlığını, çocukluğunu, korkularını ve umutlarını
Balarıları ve Uzaktaki Gök GürültüsüRiku Onda · Beyaz Baykuş Yayınları · 202440 okunma