“Aziz bu serazatlıktan, boyunduruksuz gezmekten fevkalade memnundu, nasıl bu kadar memnundu belli değildi ama öyleydi. Bir oda, bir ocak, bir lokma ve zihni ona kâfiydi. Yeter ki didilmesin, bir tabiat örtüsü, bir taş duvar, bir yaşlı tekke gibi yaşayabilsin. Hiçbir şekil görmüyordu kendinde ve buna bazen dehşetle bakıyordu. Şimdi Baba’nın yanında olsa o şekildeydi, Kemaleddin Efendi’nin orada olsa hâlâ seccadedeydi, evinde olsa anasının görmeyi isteyeceği köşedeydi, kendi kendineyken ise işte boşlukta hiçbir yerdeydi. Sanki zihni bir salıncak ya da esnek bir daldı da onun üstünde kendiyle benlikleri ile konuşa görüşe, etrafı temaşa ede ede sallanarak bir vakti geçiriyor ama dalda değil de yerde görülüp didinen insan muamelesi görüyordu.”