Şüphesiz, insan, bütün hayvan nevilerinin
seciyelerini kendinde toplamış bir mahluktur, bir
behime yekunudur: Kaplan gibi yırtıcı, tilki gibi kurnaz, geyik gibi ürkek, arslan gibi cesur, köpek gibi sadık ve kedi gibi nankörüz, ilh ... Fakat bu vahşet imkanlarını beşeri sedyemizin çelikten kafesleri içinde hapsettiğimiz için insanız ve boğa yılanından farkımız budur. Tırnaklarımızı ya kesiyoruz yahut cilalı maddelerle parlatıyor ve güzelleştirmeğe çalışıyoruz, yani tırnağımızın çıplaklığını gideriyoruz. Pirandelli bundan bahsetmiyor; halbuki manikür, en çirkin tarafımızla mücadelemizdir ve ellerimizde gizlenen vahşi pençeye insani bir şekil vermek içindir.
Sevdiklerimizi öldürüyoruz, çünkü onlar da bizi öldürüyorlar; fakat darbelerimizi insanca vurarak, açtığımız yaraları namütenahi şefkatinizle iyi etmeğe çalışarak ve
tekrar yaralayarak, sevdiklerimizi hazla keserek güzel tezadını tattırarak öldürüyor ve ölüyoruz. Yaşamak, yaralamak ve yaralanmaktır; fakat insanca...
Etkileyici bir kitap. Sonunda ters köşe yapması güzeldi:) Psikolojik, trajedik gizemli ve derinlikli içeriğe sahip.
İnsanı düşündüren sorgulatan merak uyandıran bir yanı var. Livaneli'nin farklı bir kurgu yeteneği var. okumanızı tavsiye ederım.
Birdenbire modern bir Binbir Gece
Masalı'nın içinde buluvermiştik kendimizi. Ne var ki kısa sürede efendi ile kölenin rolleri değişmiş ama bunu güç değil, tam tersine güçsüzlük sağlamıştı. Ağır akan su kayayı oymuş, kardelen çiçeği donuk toprağı delip başını çıkarmış, zarafet kabalığı yenmiş, dişilik bir kez daha erkek üzerindeki yumuşak zaferini sessizce ilan etmişti.